24.3 C
İstanbul
13 Temmuz 24, Cumartesi
spot_img

Futbolla ‘sicil temizleme’

Suudi Arabistan’ın yıldız futbolcu transferleri futbol dünyasını nasıl etkiliyor? Riyad, bu yolla kötü insan hakları sicilini örtbas mı ediyor? Yoksa dikkatlerin artmış olması, ülkeyi siyasi değişime mi zorlayacak?

Alman futbolcu Toni Kroos, Suudi Arabistan’ın futbolu tahrip ettiğini söyledi.

Kroos’un geçen hafta gazetecilere yaptığı bu açıklama ile gündeme taşıdığı tepkiyi pek çok spor yorumcusu ve futbol taraftarı da paylaşıyor.

Suudi Arabistan’ın son zamanlarda milyonlarca dolar ödeyerek transfer ettiği ünlü futbolcular, eleştiri oklarının hedefinde.

Portekizli yıldız oyuncu Cristiano Ronaldo, Brezilyalı Neymar, Fransız forvet Karim Benzema, Senegalli Sadio Mane ve diğer bazı oyuncular, Suudi Arabistan futbol ligindeki takımlarla kontratlar imzaladılar.

Yaklaşık 20 uluslararası oyuncuya ödenecek miktarın 1 milyar doları (926 milyon euroyu) aşabileceği tahmin ediliyor.

Alman futbolcu Kroos, Sports Illustrated dergisinin Almanca baskısına verdiği söyleşide Suudi Arabistan’a giden futbolcuların kararında belirleyici olan etkenin para olduğunu vurgularken, “Sonuçta bu para için ama futbol aleyhinde alınmış bir karar” dedi.

“İşte bu noktadan sonra hepimizin bildiği ve sevdiği futbol için işler zorlaşmaya başlıyor” endişesini dile getiren Kross, bizzat kendisinin Suudi Arabistan’da insan hakları konusunda yaşananlar nedeniyle bu ülkenin ligine gitmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Peki ama bu kadar ünlü yıldızın Suudi Arabistan’da bulunması, otokrat yönetim için işleri daha da zorlaştırmıyor mu? Ne de olsa, bu kadar yüksek profilli oyuncular, dikkatlerin ülkedeki monarşi rejimine ve korkunç insan hakları siciline daha fazla odaklanmasına yol açabilir.

Riyad’ın uluslararası futbolda çok daha büyük bir rol oynamak için yürüttüğü kampanya, petrol zengini Körfez ülkesinin iddialı “Vizyon 2030” planının bir parçası.

Bu plan, ülke ekonomisini sadece petrol gelirleri ile sınırlandırmamayı, ekonomiyi turizm ve eğlence gibi sektörlerde çeşitlendirmeyi amaçlıyor.

Suudiler, aslında bir süredir golf, kriket, bisiklet, Formula 1, tenis, güreş ve dövüş sanatları gibi pek çok alanda büyük miktarlarda yatırım yaptı.

Hatta futbol gündemde bile değildi. Orta Doğu futbolu konusunda uzman James Dorsey, bunun nedenlerine ışık tuttu.

Singapur’daki Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda kıdemli araştırmacı olan Dorsey, aynı zamanda “Orta Doğu futbolunun çalkantılı dünyası” adlı bültenin de yazarı.

Dorsey, Suudi Arabistan’ın ulusal spor stratejisi üzerinde çalışan ilk danışmanlara takım sporlarından ziyade tenis ya da golf gibi bireysel sporlara odaklanmalarının söylendiğini aktarıyor. Ağustos ayında yazdığı bir köşe yazısında, “Takım sporlarının öneminin azaltılması, futbolun hükümet karşıtı protestolar için bir alan olma potansiyelini sınırlandırmayı amaçlıyordu” ifadelerine yer veriyor.

Futbol ve siyaset

Orta Doğu’da kritik siyasi süreçlerde futbolun etkilerini gösteren pek çok tarihi örnek var.

1958 yılında, Cezayir’in sömürgeci güç Fransa’dan bağımsızlığını kazanma mücadelesi sırasında, Cezayir’in en iyi oyuncularından bazıları Fransız futbol liginden ayrılarak kendi bağımsız milli takımlarını kurmuştu. Bu süreç hararetli tartışmalara yol açmıştı.

Libya’da, 2000 yılında, diktatör Muammer Kaddafi’nin oğlunun takımının bir maçında yaşanan haksızlıklar üzerine karşı takımın taraftarları sahayı basmıştı.

2011 yılında Mısır’da “ultralar” olarak bilinen futbol taraftarları, uzun yıllar ülkeyi yöneten Hüsnü Mübarek’in devrilmesinde önemli bir rol oynadılar.

Son olarak da Katar, ev sahipliği yaptığı 2022 Futbol Dünya Kupası öncesinde ve sırasında ülkeye yöneltilen yoğun uluslararası eleştirilerin ardından, kendi iş kanunlarında değişikliğe gitmek zorunda kaldı.

Ancak bu örneklere rağmen Suudi Arabistan, takım sporlarından uzak durma tercihini terk etmiş görünüyor. Bunda özellikle hırslı Prens Muhammed bin Salman’ın veliaht ilan edilmesi ve 2018 itibarıyla da ülke yönetimindeki gücünü pekiştirmiş olmasının etkili olduğu biliniyor.

Suudi hükümeti, futbola odaklanarak ekonomiyi çeşitlendirmeyi, spor altyapısını da geliştirmeyi hedeflediklerini açıkladı. Halk sağlığının da önemli bir etken olduğuna vurgu yapılıyor. Ülkedeki nüfusun yüzde 60’ından fazlası obez ya da aşırı kilolu.

İnsan hakları aktivistleri ise bu gerekçeleri inandırıcı bulmuyor, Riyad yönetimini “sporla aklama” (Sportswashing) yoluyla ülkedeki baskıcı siyaset üzerindeki dikkatleri dağıtmaya, sorunları örtbas etmeye girişmekle eleştiriyor.

Ülke nüfusunun yaklaşık üçte ikisi 35 yaşın altında ve futbol en çok sevilen spor dalı.

Ayrıca Dorsey’e göre Veliaht Prens Muhammed bin Salman futbol olmadan bir spor sektörü inşa edilemeyeceğini anladı. Orta Doğu uzmanı, “İstihdam ve ekonomik sürdürülebilirlik sağlamak zorunda ve spor da bunun bir parçası” görüşünü kaydetti.

Ayrıca Riyad’ın futbol atılımında, salt ekonomik faktörlerin etkili olmadığı da belirtiliyor.

2022 yılında yayımlanan “Uluslararası spor etkinlikleri ve otokrasilerdeki baskılar” başlıklı makalede, çoğu otokratın meydan okuma riskini azaltmak için “baskı, meşrulaştırma ve seçmenin bir kombinasyonuna güvendiği” saptaması yer alıyor.

Makaleyi kaleme alan yazarlardan Adam Scharpf, Kopenhag Üniversitesi siyaset bilimi öğretim üyesi.

Scharpf, DW’ye yaptığı değerlendirmede otokratların meşruiyetleri için futbolu kullandıklarını söylerken, “Dünyanın en iyi futbolcularının ülkelerindeki ligde oynuyor olması halkı etkiliyor, aynı zamanda ülkenin dünya sahnesinde eşit bir oyuncu olabilmesini sağlıyor” diye konuştu.

Hem Dorsey hem Scharpf, bu stratejiyi Roma’daki “Ekmek ve Sirk” siyasetine benzetiyor. Bu siyasetle, karnı doymuş ve eğlendirilen halk bir şekilde uyutuluyor, böylelikle siyasetle ilgilenmemesi sağlanıyor.

Spor ile siyaset arasındaki bağ hakkında yürüttüğü çalışmalarla tanınan Profesör Simon Chadwick, Haziran ayında The Athletic’e yaptığı değerlendirmede şu görüşleri aktardı:

“Aslında hükümetin şu anda yaptığı şey, ‘Eğer istediğiniz Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi ise işte biz size onları vereceğiz’ demek… Ancak madalyonun öbür yüzü de var. Çünkü aynı zamanda sorgulanmak istemiyorlar. Bu yıl, şimdiye kadar Suudi Arabistan’da hükümet hakkında olumsuz yorumlarda bulundukları için tutuklananların sayısı hiç olmadığı kadar fazla. Önerdikleri sözleşme ise şu: Ne istersen vereceğiz ama bizi sorgulama.”

Scharpf ve diğer araştırmacılar, Arjantin’de düzenlenen 1978 Dünya Kupası’nı detaylı bir şekilde inceledikten sonra, otokratik rejimlerin büyük spor etkinliklerinin iki ucu keskin doğasının farkında oldukları ve bunlarla başa çıkmak için kasıtlı olarak stratejiler geliştirdikleri sonucuna varmışlardı. Bu stratejiler arasında etkinlik öncesi ve sonrasında artan şiddet ve denetim yer alabiliyor.

Scharpf “Bu nedenle spor, pek çok açıdan ülkede yaşayanların hayatını iyileştirmiyor, aksine daha da kötü olmasına yol açıyor” dedi.

Dorsey de sporun olumlu sosyal değişim için bir katalizör olduğu yönündeki tüm iyimserliğe rağmen, futbolun sadece bir araç olduğunu vurguladı, “Değişim getirip getirmemesi ise koşullara ve siyasi liderlerin onu nasıl kullanmayı seçtiğine bağlı” görüşünü kaydetti.

Mısır’da 2011 yılında futbol taraftarlarının yaşanan siyasi değişimde çok önemli bir rol oynadıklarını anımsatan Dorsey, bunda pek çok faktörün etkili olduğunu, Suudi Arabistan’da ise yakın bir gelecekte böyle bir gelişme beklemediğini dile getirdi.

Dorsey, “Yaygın bir hoşnutsuzluk vardı ve stadyumlar bu hoşnutsuzluğun dile getirilebildiği, insanların güçlü, sayıca çok oldukları hissine sahip olduğu birkaç yerden biriydi. Bu koşullar Suudi Arabistan’da teorik olarak mümkün mü? Elbette. Yakın zamanda bunun gerçekçi bir senaryo olduğuna dair herhangi bir gösterge var mı? Kesinlikle hayır” dedi.

Ne Dorsey ne de Scharpf, futbolun Suudi Arabistan’da olumlu bir siyasi değişime etkide bulunabileceği görüşünde.

Bilimsel olmasa da, aynı tarih diliminde yaptığımız Google aramaları bu konuyla ilgili ilginç bir tablo ortaya koyuyor.

Kısa bir süre önce sosyal medyada siyasi görüşlerini paylaştığı için Suudi Arabistan’da idama mahkum edilen emekli öğretmen Muhammed el Gamidi hakkında yayımlanan İngilizce haber sayısı 10. Bu da İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün açıklaması sonrasında yayımlanan haberlerin sayısı.

Oysa aynı süre zarfında Suudi ligine transfer olan İngiliz futbolcu Jordan Henderson hakkında yayımlanan haberlerin sayısı ise 1000’i aşıyor.

(DW Türkçe)

Medya Günlüğü

Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, dilediği konuda özgürce yazmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Önceki İçerikSağlık için 3 kural
Sonraki İçerikGalatasaray hız kesmedi
Medya Günlüğü
Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, dilediği konuda özgürce yazmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,600TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler