Filistin meselesi, modern uluslararası siyasetin en tartışmalı ve sembolik konularından biri.
Bugün dünya devletlerinin büyük çoğunluğu Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanırken, özellikle Batı dünyasının önemli bir bölümü resmî tanıma konusunda temkinli davranıyor. Bu durum yalnızca diplomatik bir tercih değil; aynı zamanda tarih, jeopolitik, güvenlik, enerji dengeleri ve büyük güç rekabetiyle doğrudan bağlantılı bir mesele.
Filistin Devleti ilk kez 1988 yılında, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) tarafından Cezayir’de ilan edildi. O tarihten itibaren özellikle Arap ülkeleri, Sovyet bloku, Afrika ve Latin Amerika’daki birçok devlet Filistin’i hızla tanıdı. Günümüzde Birleşmiş Milletler üyesi (BM) üyesi ülkelerin büyük çoğunluğu Filistin’i devlet olarak kabul ediyor. Filistin ayrıca 2012 yılında BM Genel Kurulu’nda “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü elde etti. Bu adım, Filistin’in uluslararası hukuk ve diplomasi alanındaki görünürlüğünü ciddi biçimde artırdı.
BM’ye üye 193 ülkeden 157’si, yani yüzde 81.3’ü Filistin’i tanıyor, bu ülkeler arasında Eylül 2025’teki tanıma kararına katılan Fransa, İngiltere, Kanada ve Avustralya da bulunuyor. Buna karşılık BM üyelerinin 36’sı, yani yüzde 18.7’si ise tanımıyor.
Filistin’i tanıyan ülkeler arasında Çin, Rusya, Türkiye, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika da bulunuyor. Arap ve Müslüman ülkelerin neredeyse tamamı da Filistin’i resmen tanıyor. Latin Amerika’da ise özellikle 2000’li yıllarda güçlü bir tanıma dalgası yaşandı; Arjantin, Şili, Bolivya ve diğer birçok ülke Filistin’i devlet olarak kabul etti.
Avrupa’da tablo daha karmaşık bir görünüm sergiliyor. Eski Doğu Bloku ülkelerinin önemli bir kısmı Filistin’i “Soğuk Savaş” döneminden beri tanıyor. Ancak Batı Avrupa uzun süre “iki devletli çözüm müzakereleri tamamlanmadan resmî tanımanın doğru olmayacağı” görüşünü savundu. Buna rağmen son yıllarda dengeler değişmeye başladı. İspanya, Norveç ve İrlanda gibi ülkeler 2024 yılında Filistin’i resmen tanıyarak Avrupa’daki diplomatik tartışmaları yeniden alevlendirdi. Bu kararlar özellikle Gazze savaşı sonrasında Batı kamuoyunda yükselen insani tepkiyle ilişkilendirildi.
ABD’nin tutumu kritik önem taşıyor çünkü Washington uzun yıllardır Israel’in en büyük siyasi ve askerî destekçisi konumunda bulunuyor. Amerikan yönetimleri genellikle Filistin devletinin ancak İsrail ile yapılacak kapsamlı barış görüşmeleri sonucunda ortaya çıkması gerektiğini savunuyor.
Filistin’i tanımayan ülkelerin önemli bir kısmı, bunun temel gerekçesi olarak sınırların belirsizliği, Hamas-Fetih ayrışması, güvenlik sorunları ve kalıcı barış anlaşmasının bulunmamasını gösteriyor. İsrail tarafı ise tek taraflı tanımaların barış sürecini zorlaştırdığını iddia ediyor. Filistin yanlılarıysa tam tersine, uluslararası tanımanın Filistin halkının siyasi meşruiyetini güçlendirdiğini ve İsrail üzerindeki diplomatik baskıyı artırdığını savunuyor.
Bugün ortaya çıkan tablo oldukça dikkat çekici bir çelişkiyi barındırıyor: Dünya nüfusunun büyük kısmını temsil eden ülkeler Filistin’i devlet olarak kabul ederken, küresel ekonomik ve askerî gücün önemli bölümünü elinde tutan Batılı devletlerin bir bölümü bu tanımayı hâlâ gerçekleştirmemiş durumda.
Filistin’i tanımayan bazı Batılı ülkeler şöyle:
ABD: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Filistin’in tam üyeliğini veto ediyor.
Almanya: Filistin’in tanınması için İsrail ile iki devletli çözüm müzakerelerinin tamamlanmasını şart koşuyor.
İtalya: Akdeniz’deki önemli AB ortaklarından biri olarak resmi tanıma kararını henüz tam olarak yürürlüğe koymadı.
Hollanda ve Avusturya: Tanımama politikasını sürdürüyorlar.
İsviçre: Tarafsızlık politikası yürüten ancak resmi diplomatik tanıma yapmayan Batı ülkesidir.
Yunanistan: Parlamento düzeyinde tanıma tavsiyesi bulunmasına rağmen henüz tam resmi diplomatik tanıma sürecini tamamlamadı
Danimarka ve Finlandiya: İskandinav bölgesinde Norveç ve İsveç’in aksine tanıma kararı almayan ülkelerden.
Hırvatistan ve Estonya: Doğu ve Orta Avrupa’da tanımama statüsünü koruyan diğer AB ve NATO üyeleri.
Yeni Zelanda: Okyanusya’da Avustralya’nın aksine Eylül 2025’teki diplomatik tanıma dalgasına katılmadı ve tanımama politikasını sürdürdü.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
