CHP mi, yeni parti mi?-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
Diploma ve yolsuzluk diyerek CHP’ye operasyona CHP’cilik adına omuz verenler sadece CHP’ye değil, Türkiye’ye kötülük yapıyorlar.
Çünkü mesele diploma, yolsuzluk ve parti içi mücadele değildir, mesele yeni rejimin inşası yolunda “temsili demokratik sistem”in tırpanlanması meselesidir. Mesele sandığa el konma meselesidir.
Bugün “ama diploma, ama yolsuzluk” diyerek fiilen “temsili demokratik sistemin” yıkımına destek olanlarla, dün “Ama dosyada çete var, mafya var” diyerek Türk ordusuna yapılan Ergenekon-Balyoz operasyonuna fiilen destek verenler arasında fark yok.
Yeni rejimin yolu Ergenekon-Balyoz operasyonlarıyla açıldı, CHP’ye operasyonla inşa süreci ilerletiliyor.
Uzun analizlere gerek yok: Kılıçdaroğlu, CHP’yi AKP karşısında yeniden ikinci partiye düşürmesi için görevlendirildi. Saray nezdinde Bay Kemal’den Kemal Bey’e dönüşmesi, bu görevlendirmeyle ilgilidir.
Kılıçdaroğlu eskiden AKP’ye kötü muhalefet yaparak hizmet ediyordu; kendisinden sonra CHP birinci parti olunca bu kez doğrudan CHP’ye muhalefet ederek AKP’ye hizmet ediyor.
Bunu şu şekilde de ifade edebiliriz: Kılıçdaroğlu dün AKP’ye kazandırıyordu, bugün CHP’ye kaybettirmek için koltukta.
Kılıçdaroğlu CHP’yi kurultaya götürmeyecek; tersine sıra sıra CHP’deki mevzileri ele geçirerek CHP’yi birinci parti yapan kadroları tasfiye edecek. Genel başkanlık, merkez yürütme kurulu, parti meclisi derken şimdi de güçlü il başkanlıklarını tasfiye edecek.
Böylece fiilen CHP’yi ikiye bölmüş olacak: Seçilenlerin dışarıda kaldığı CHP ile atananların yönettiği CHP.
Saray için en iyi CHP, ikiye bölünmüş ve böylece birinci parti olmaktan düşmüş CHP’dir çünkü.
Bu noktada Özel/İmamoğlu ekibi açısından bir ikilem var: Yola başka bir partiyle mi devam edilmeli, yoksa CHP içinde kalarak mücadeleye devam mı edilmeli?
CHP içinde kalarak CHP’yi Kılıçdaroğlu’ndan kurtarmaları, en azından seçimden önce, olası görünmüyor. Zira Kılıçdaroğlu’nun arkasında CHP delegesi ve millet yok ama Saray var, devlet bürokrasisi var, yargı var… (Millet uzun vadede elbette kazanır ama kısa vadenin kazananı bu tür mücadelelerde Saray-devlet bürokrasisiyargı cephesidir.)
CHP’de kalarak, seçimden sonraya kalsa da, yeniden CHP’de iktidar olmaları mümkün. Mümkün ama köprünün altından çok sular akmış olacak.”
Açmaza bak açmaza-Can Ataklı (Nefes)
“Siyaset çok ilginç bir uğraş.
Namuslu, ahlaklı, ilkeli yapılırsa, vatan millet önde tutulursa işler gayet iyi gider.
Ama siyasetin bir de öbür yüzü var.
Namus, ahlak kavramları bir kenara bırakılmışsa, ilke yoksa, ülke ve halkın çıkarı yerine kişisel çıkarlar ön plana alınmışsa işte o zaman felaket.
Bilgi, beceri ve deneyim de çok önemli.
Günün koşullarına göre davranmak o an için ilgi çekebilir ama yaptıklarımız sadece günün koşullarına uygunsa, o koşullar ortadan kalktığında büyük bir açmaza düşme tehlikesi de var.
Örneğin muhalefet yıllardır “tek adam” rejimi olduğunu söylüyor, bu yüzden başta yargı olmak üzere bütün kurumların keyfi biçimde kullanıldığını dile getiriyor.
Yargı tek adamın kontrolünde mi?
Evet.
Bunu söylemek doğru mu?
Evet.
Ama her doğru her zaman doğru sonuç getirmiyor.
İşte şu sırada yaşadıklarımız…
Butlan kararı hukuksuz mu?
Yaygın kanaat böyle diyor.
Her şey tek kişinin emriyle mi yapıldı?
Buna da evet.
Peki Yargıtay butlan kararını iptal ederse…
O zaman ne diyeceğiz?
İptal olursa “hukuk var, yargı kontrol altında” diyecek miyiz yine?
Mahkemeye gitmiş her karşı konu için de geçerli değil mi bu?
Kısacası daha önce söylediklerimizin altında kalıp muazzam bir açmaza girmiş olacak mıyız olmayacak mıyız?”
Mesele tavuk eti değil!-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı beyaz et sektöründeki fiyat artışlarını gerekçe göstererek 13 şirketin yöneticilerini gözaltına aldı ve ardından da “üretim aksamasın” diyerek 13 şirketi kayyım denetimine teslim etti.
Savcılığın açıklamasına göre bu şirketler “piyasa işleyişini bozarak haksız fiyat artışlarına ve tüketici mağduriyetine yol açmışlar”!
Bu tablo, Türkiye’de yargı eliyle yürütülen düzenin yeni bir aşamasına geçildiğini gösteriyor.
Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren bir kurul var. Bu kurul “Haksız Fiyat Artışlarını” incelemekle görevli. Şikayetlerinizi iletebileceğiniz bir telefon uygulamaları bile var.
Rekabet Kurulu da şirketlerin kendi aralarında anlaşarak serbest rekabeti bozmalarını incelemekle görevli.
Çok ağır para cezaları vermeye de yetkili.
Bu operasyondan sonra anlıyoruz ki Rekabet Kurulu da Ticaret Bakanlığı da kendilerine verilen görevi yapmamışlar, savcılık bunun üzerine harekete geçmiş!
Önce şunu sormak gerek: Bu gözaltılar gerçekten gerekli miydi?
Hayır, gerekmezdi çünkü Rekabet Kurulu, rekabeti bozucu bu tür hareketleri soruştururken her türlü bilgi ve belgeye ulaşabiliyor, el koyabiliyor.
“Ortada karartılabilecek bir delil” de bırakmıyor.
Onun için bu gözaltına alma ve şirketlere “denetici kayyım tayin etme” işleminden şüphelenenlere “paranoyak” diyemeyiz.
Böyle başlayan operasyonların, mahkeme kararı beklenmeden mülkiyet devri ile sonuçlanması artık sıradan bir uygulama oldu.
Mesela Bebek Otel işletmecisi Muzaffer Yıldırım’ın bütün mal varlığına el konuldu.
El koyma kararını savcılık verdi ancak bu karar verildiğinde Yıldırım hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı da yoktu.
Hâlâ da böyle bir karar yok ancak Yıldırım’ın malına mülküne al konuldu, bazı işletmelerinin “birilerine devri için” hazırlıklar yapıldığı da ortada dolaşan bir dedikodu.
Ancak “dedikodu” aşamasını geçen uygulamalar da var.
Can Holding’in “bir devlet büyüğünün tavsiyesi ile” kaçakçılıktan elde edilen geliri aklamak için satın aldığı iddia edilen şirketler ve bazı şirketlerdeki azınlık hisselerinin başına bu geldi.
Ortada verilmiş bir mahkeme kararıyla kesinleşmiş bir suç yok ama şirketlerin en önemlileri çoktan el değiştirdi.
TMSF, kendisine “yönet” diye devredilen şirketleri satıverdi. “
CHP’deki saflaşma ve gazetecilere saldırılar-Faruk Bildirici (BirGün)
“25 yıllık AKP iktidarının medyaya getirdiği yeni düzende gazeteciler, politikacıları zorlayan, sorgulayan, kimi zaman da sıkıştıran sorular sormayı büyük ölçüde unuttu. Sadece iktidar mensupları değil, muhalefet partilerinin yöneticileri de pek sevdi bu durumu.
O yüzden de ağırlamayan, pohpohlamadan sorgulayan gazeteci görünce şaşırıyor, kimi zaman tepki de gösteriyorlar. Gazete Pencere’den Yıldız Yazıcıoğlu daha önce sorgulayan soruları nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli başta olmak üzere birçok politikacının tepkisine muhatap olan bir gazeteci.
Şimdi de CHP Sözcüsü Müslim Sarı’ya “mış” gibi yapmadan, dobra sorular sorarken bir çirkinliğe maruz kaldı; “Sarı zarf alıyorsunuz, tabii öyle soru sorarsınız” diye laf attı bir partili.
Yıldız Yazıcıoğlu ve oradaki gazeteciler, anında tepki gösterdiler. Müslim Sarı da Hüseyin Doğan adlı bu kişinin danışmanı olmadığını, sadece “kendisine zaman zaman yardımcı olduğunu” söyledi ve onun davranışını onaylamadığını belirtti.
Fakat gazeteciler için kurulan WhatsApp grubunun yöneticisi olan Hüseyin Doğan’ın partiden uzaklaştırıldığına dair bir açıklama olmadı. Zaten CHP Genel Merkezi’nde iktidar medyası dışındakilere tavır alındığı açık. Muhalif medya ve gazetecilere para ödendiği iftirası bir süredir, partiden bazı isimler ve Yeni Akit gazetesi tarafından öne sürülüyor. Karalanmaya çalışılan gazeteciler dava açsalar da bu dedikoduları tedavülden kaldıracak bir davranış sergilenmiyor.”
Piyasalarda yönü İran ve Fed çizecek-Ufuk Korcan (Dünya)
“Piyasalar tansiyonun yüksek olduğu bir haftayı geride bıraktı. Haftaya tüm varlık fiyatlarının sert değer kaybettiği ‘Kara Cuma’ endişesiyle giriş yapan piyasalar, ABD-İran savaşına yönelik haber akışının yanında ABD enflasyon verisi ve Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX’in halka arzına kitlendi. İçeride ise bu gündeme Merkez Bankası’nın faiz kararı eklendi. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile anlaşmanın sağlandığına yönelik açıklamaları haftanın ikinci yarısında piyasalarda moralleri düzeltti. Barış umutlarının artmasıyla isse senetleri değer kazanırken petrol fiyatları hızla geri çekildi. Hisse başı 135 dolardan halka arz edilen SpaceX ilk işlem gününde yüzde 19.2 artarak 160.95 dolardan günü tamamladı. Tarihin en büyük halka arzı olan SpaceX’ten hisse almak isteyenlerin nakit ihtiyaçlarını varlık satışıyla sağlama eğilimi piyasalarda satış baskı yaratmıştı.
Yurtdışı haber akışının risk iştahını artırması ve Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında faizleri sabit tutup enflasyonun seyri konusunda ılımlı mesajlar vermesi özellikle bankacılık hisselerinde alımlara neden oldu. Faiz kararı sonrasında Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamada, “Yılın ilk aylarındaki yükselişinin ardından enerji fiyatlarının da etkisiyle nisan ayında artan enflasyonun ana eğilimi, mayıs ayında bir miktar gerilemiştir.” ifadesine yer verildi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de dezenflasyon sürecinin birkaç aylık gecikmeyle devam edeceğini söyledi. Tüm bu gelişmelerin etkisiyle Borsa İstanbul haftayı yüzde 1.78’lik artışla 13 bin 938 puandan tamamladı. Dolar kuru ise haftalık bazda yüzde 0.5 değer kazanarak 46.27 TL’ye çıktı.
Trump cumartesi günü yaptığı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Anlaşmanın yarın imzalanması planlanıyor ve imzalandıktan hemen sonra Hürmüz Boğazı herkese açık olacak” dedi. Bu açıklamanın ardından Fars Haber Ajansı’nda yer alan bir haberde şu ifadelere yer verildi: “Yarının Trump’ın doğum günü olduğu göz önüne alındığında, İranlı yetkililer anlaşmanın yarın imzalanmasına izin vermeyecek.” Yeni haftanın en önemli gündem maddesi ABD-İran arasındaki anlaşmaya yönelik haber akışı olacak. Diğer taraftan ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yeni başkanı Kevin Warsh çarşamba günü, ilk faiz kararı toplantısına katılacak. Fed’in faiz oranını sabit tutması beklenirken Warch’ın vereceği mesajlar izlenecek. ABD’de son gelen veriler sonrası piyasalar, Fed’in aralık toplantısında 25 baz puanlık faiz artırımına gidebileceğini fiyatlıyor. Cuma günü ABD’de piyasalar tatil nedeniyle kapalı olacak.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
