26.4 C
İstanbul
13 Temmuz 24, Cumartesi
spot_img

Engelli yaşam…

Yıllar önceydi. Bir havayollarında kabin memuruydu. Mesleğini severek yapıyordu. Uçakta yolculara hizmet ederken yolcuların gözleri üzerindeydi. Güzeller güzeli bir Türk kızıydı. Atatürk gözlü. O çevresindeki bu bakışları umursamaksızın görevini en iyi şekilde yapmanın gayretindeydi.

Kimi zamanlar uçuş deneyimlerinde klasik seyahat noktaları dışında bilinmeyen birçok noktayı ziyaret etme imkanı buldu. Farklı kültürler ile tanıştı. Ancak, mesleğinin yalnız gezip görmek ve yemek servisi yapmaktan ibaret olmadığının bilincindeydi. Aldığı uzun eğitimler ve ilk yardım eğitimleri sonrası gerektiğinde yolcuya acil müdahale edebilmek için önemli bir sorumluluk gerektirdiğinin bilincindeydi.

Öte yandan, hiç aklına gelmezdi bir gün kendisinin de acil müdahale ile karşılaşabilecek bir kimse olabileceği. Ne var ki bir gün o yolculara servis yaparken uçak bir hava boşluğuna girmiş ve ani düşüşe geçmişti. Sarsılan uçaktaki servis arabaların hızla kendisine çarpması sonrası omurilik hasarı oluştu.

Bu beklenmedik kaza sonucu 30 yıldır yaşantısına tekerlekli sandalye ile sürdürüyor. Kaza sonrası yurt içi ve yurt dışında üç yıl rehabilitasyon dönemi geçirdi. Yurt dışı rehabilitasyondan sonra İstanbul’a döndüğünde, tekerlekli sandalye ile kimseden yardım almadan bağımsızca kendi ihtiyaçlarını karşılayacak durumdaydı. Ancak yaşadığı kentin engelliler için ne denli engellerle dolu olduğuna bu kez yakından tanık oldu.

Engelli insanların rehabilitasyonu konusunda bir arpa boyu ilerleme kaydedilmediğini gördü. Engelli insanların sosyal hayata karışamama nedenlerinden birinin de bu durum olduğunu anladı. “Bizim ülkemizde refakatsiz hasta ya da engelli düşünülemez” diyor ve ilave ediyor: “İstanbul beni büyük zorluklarla karşıladı. Yollar, ulaşım, sağlık hizmetleri vs. her şey ulaşılmazdı.”

1998’de tatil için gittiği Kemer hayatının yeni bir dönüm noktasını oluşturuyor. Kemer’in engelliler için daha uygun bir yer olduğunu görüyor. “Tekerlekli sandalye ile hastaneden pazara her yere tek başıma gidebildiğimi gördüm ve Kemer’e taşınmaya karar verdim” diyor.

Kemer’e geldikten sonra engelli bireylere yardıma yönelik çalışmalara başlıyor. Yurt dışındayken edindiği bilgi birikimini engelliler ve aileleri ile paylaşmaya koyuluyor. Kemer Belediyesi ile iş birliği yapıyor. Bir gazetede köşe yazıları kaleme alıyor. Çalışmalarını daha ileri noktalara taşımak amacıyla sakatlarla ilgili bir sivil toplum kuruluşunun (Türkiye Sakatlar Derneği) Kemer’de temsilciliğini üstleniyor. Yanına bir çalışma ekibini ve gönüllü dostlarını alıyor.

Kemer’de tanıdım kendisini. Kemerlilerin sevgili Dilek Figen ablasını. Dilek Figen Gürsu Yıldırım’dan söz ediyorum. Dilek Figen ablanın azminden söz ediyorum. Zorluklardan yılmama, engelleri aşma, güçlükleri yenme konusunda sergilediği kararlı tutumdan, güçlü iradeden söz ediyorum. Herkesin örnek alması gereken.

Hedefi engelsiz Kemer yaratmak.

Amacı Kemer’deki engelli bireylerin yaşam kalitesini arttırmak. Kemer Belediyesinin evde bakım hizmetleri ve psikolojik destek alanlarındaki çalışmalarına katkıda bulunma yollarını araştırmak. Engellilere ilişkin tüm sorunları belirli aralıklarla çözüme ulaştırmaya çalışmak.  Dilek Figen abla, “Yerel yönetimlerin destekleri bizler için çok önemli. Önceki dönemlerde bunun eksikliğini çok yaşadık. Belediyelerimizin ve tüm gönüllülerimimizin desteği ile yepyeni engelsiz bir Kemer yaratacağız” diyor.

Dilek Figen Yıldırım’ın engellilerle ilgili kaleme aldığı yazılar meyanında Mayıs ayında yayınladığı “Özel Çocuğu Olan ve Engeli Olan Annelerin Dilinden” başlıklı yazısı son derece dikkat çekici.

“Engelli olmak, kadın olmak ve anne olmak. İşte özellikle bizim ülkemizde bu özelliklerin hepsine sahipseniz, zaten bütün engelleri aşmışsınız demektir” diyor ve yaşanılan sorunlara ilişkin bir dizi öneriler sıralıyor. Engelli veya özel bir çocuğa sahip olmanın zorluklarını anlatıyor. “Engelli bir anne çocuğunu nasıl büyütür, hiç merak ettiniz mi?” diye soruyor. İşitme engelli anneleri önce örnek olarak veriyor. Sonra görme engelli annelerin çocukları ile nasıl ilgilendiklerini anlatıyor. Ardından bedensel engelli annelerin sorunlarına işaret ediyor. “Çocuğunuzu kucağınıza alıp oyun oynayamazsınız mesela. Elinden tutup okuluna götüremezsiniz. Parklarda koşamazsınız birlikte” diyor.

Engelli çocuğa sahip annelerin sorunlarına da yazıda dikkat çekiliyor. “Oldukça mücadele gerektiren bir durum elbette. İster doğuştan olsun, ister sonradan kabullenilmesi zor bir süreç başlar önünüzde. Bitmeyen neden, niçin soruları, toplumun sorgulayan bakışları işinizi daha da zorlaştırır” diyor. Bu zorluklarla mücadele yollarını gösteriyor.

Dilek Figen Hanım’ın çalışmaları her türlü takdirin üzerinde. Alkışlanacak ve destek olunacak nitelikte. Duyarlı insanlarımız bu çalışmalara ilgi göstermeli ve destek olmalı. Onu yalnız bırakmamalı. Önümüzdeki dönemde gerçekleşecek çalışmalarda onun yanında olunması ve organizasyonlarda kendisine destek sağlanması büyük önem taşımakta. Kemerlilerin yakın ilgi ve desteği ile Kemer’deki engellilerin sorunlarının çözümü ve “Engelsiz Kemer” yönünde başarıya ulaşılacağı unutulmamalı.

Şunu da unutmayalım, her birey potansiyel bir engellidir. Bu çerçevede şu soruyu soralım: Başta İstanbul, büyük şehirlerimiz engelli yaşama ne ölçüde uygun? Bireyler engellilerin sorunlarına ne ölçüde duyarlı, ne ölçüde farkında? Bu soruların yanıtı yurt dışında yaşayan bir dostumun şu mesajında saklı:

“Türkiye’de engelli veya bir engelli yakını olmadan karşılaşılan güçlükleri anlamak çok zor… Annem bacağını kırdıktan sonra onu tekrar ayağa kaldırmak için çok çalıştım… Bir ara yürümeye başlamıştı, bir ay ben uzaktayken, kardeşim ve karısının yalvarmalarına kulak asmamış, döndüğümde gene yürüyemez olmuştu… Her şey öyle zor oldu ki bizim için. Arabaya binmek, inmek, kaldırımda yürümek, hastaneye gitmek, tuvalete gitmek, yıkanmak… Tanrı kimseye böyle acı ve zorluk çektirmesin… Burada (ABD) bakıyorum, süpermarketler, arabalı hasta, yaşlı dolu… Elektrikli arabalarıyla alışverişlerini yapıp, özel arabalarla evlerine bırakıyorlar. Acaba bizim ülkemizde de engelliler için birgün hayat daha kolay olacak mı?”

Engelli yaşamın zorluklarını, sıkıntılarını en iyi engelli olan bilir. Ailesi bilir, annesi bilir, çocukları bilir, kardeşleri bilir, eşi bilir… Birebir günlük yaşamında yaşayan bilir. Gözyaşlarını yüreğine akıtır, acılarını kalbine gömer ve dualar eder yaşamının bir gün daha kolay olması için. Sorunların, zorlukların aşılabilmesi için.

… Dostumun sorusunu ben de tekrarlayayım: Acaba Türkiye’de de engelliler için bir gün hayat daha kolay olacak mı?

Fotoğraf: Türkiye Sakatlar Derneği Kemer Temsilciliği Instagram sayfası. https://www.instagram.com/tsdkemer2024/

Gürsel Demirok

Emekli diplomat. 1945 yılında doğdu. Darüşşafaka Lisesi'ni 1964 yılında bitirdi. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. 1969'da Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevli olduğu yıllarda (1974-1977) BM Genel Kurulu 4, Komite (Decolonisation Committee) Raportörlüğüne seçildi. Kuveyt”in, Irak tarafından işgal edildiği tarihlerde, Kuveyt Büyükelçiliğimiz Müsteşarı idi. 1993-1997 yılları arasında Mainz Başkonsolosu olarak görev yaptı. Bu görevde iken girişimlerde bulunarak Mustafa Kemal Atatürk’ün 1917’de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yaptığı ziyaret anısına Türk heyetinin kaldığı görev bölgesindeki Bad Kreuznach Park Hotel‘de 23 Nisan 1997 de Atatürk Salonu açılmasını ve ziyaret anısına otelin girişine bir yazıt konulmasını sağladı. Açılış görkemli bir törenle gerçekleştirildi. Otel bugün Türklerin etkinlikler düzenledikleri bir mekâna dönüştü. 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı müşaviri olarak atandı. Bakanlık müşaviri iken, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Sekreterya Başkanı oldu. 57. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde hazırladığı ilerici insan hakları raporu AB Kopenhag Kriterlerinin karşılanmasına yönelik çalışmalarda referans belgesi olarak kullanıldı ve “Demirok Raporu “olarak anıldı. 2000-2004 yılları arasında Zürih Başkonsolosu olarak görev yaptı. Zürih Başkonsolosluğu binasında Park Hotel’deki Atatürk Salonuna benzer bir Atatürk Salonu açtı. Salonda Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin belge ve fotoğraflar yer almakta. Bu salonda da Türkleri buluşturan etkinlikler düzenlenmekte. Mainz ve Zürih‘te Başkonsolos iken vatandaşlarımızla birlikte olmaya, derneklerinin düzenledikleri etkinliklere katılmaya, çocuklarımızı okullarında ziyaret etmeğe, gençlerin sportif müsabakalarına katılmaya büyük önem verdi. 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın başdanışmanı oldu, 2005 yılında MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanı olarak atandı ve bu görevindeyken 2010 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'na atanmış ilk sivil görevlidir. Atatürk’ün Almanya gezisi ve Avrupa’daki Türkler üzerine kitapları var. Emekli olduktan sonra medyada köşe yazıları kaleme almaya başladı .

Gürsel Demirokhttp://medyagunlugu.com
Emekli diplomat. 1945 yılında doğdu. Darüşşafaka Lisesi'ni 1964 yılında bitirdi. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. 1969'da Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevli olduğu yıllarda (1974-1977) BM Genel Kurulu 4, Komite (Decolonisation Committee) Raportörlüğüne seçildi. Kuveyt”in, Irak tarafından işgal edildiği tarihlerde, Kuveyt Büyükelçiliğimiz Müsteşarı idi. 1993-1997 yılları arasında Mainz Başkonsolosu olarak görev yaptı. Bu görevde iken girişimlerde bulunarak Mustafa Kemal Atatürk’ün 1917’de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yaptığı ziyaret anısına Türk heyetinin kaldığı görev bölgesindeki Bad Kreuznach Park Hotel‘de 23 Nisan 1997 de Atatürk Salonu açılmasını ve ziyaret anısına otelin girişine bir yazıt konulmasını sağladı. Açılış görkemli bir törenle gerçekleştirildi. Otel bugün Türklerin etkinlikler düzenledikleri bir mekâna dönüştü. 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı müşaviri olarak atandı. Bakanlık müşaviri iken, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Sekreterya Başkanı oldu. 57. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde hazırladığı ilerici insan hakları raporu AB Kopenhag Kriterlerinin karşılanmasına yönelik çalışmalarda referans belgesi olarak kullanıldı ve “Demirok Raporu “olarak anıldı. 2000-2004 yılları arasında Zürih Başkonsolosu olarak görev yaptı. Zürih Başkonsolosluğu binasında Park Hotel’deki Atatürk Salonuna benzer bir Atatürk Salonu açtı. Salonda Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin belge ve fotoğraflar yer almakta. Bu salonda da Türkleri buluşturan etkinlikler düzenlenmekte. Mainz ve Zürih‘te Başkonsolos iken vatandaşlarımızla birlikte olmaya, derneklerinin düzenledikleri etkinliklere katılmaya, çocuklarımızı okullarında ziyaret etmeğe, gençlerin sportif müsabakalarına katılmaya büyük önem verdi. 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın başdanışmanı oldu, 2005 yılında MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanı olarak atandı ve bu görevindeyken 2010 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'na atanmış ilk sivil görevlidir. Atatürk’ün Almanya gezisi ve Avrupa’daki Türkler üzerine kitapları var. Emekli olduktan sonra medyada köşe yazıları kaleme almaya başladı .

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,600TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler