Cuma, 17 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

Düşünen insan öğrenir

Halil Ocaklı
Son güncelleme: 12 Nisan 2026 18:15
Halil Ocaklı
Paylaş
Paylaş

​İlk insanlar içgüdüsel davranışların ötesine geçip doğa olaylarının nedenlerini irdeledikçe akıllarında ardı ardına soru işaretleri belirdi. 

Bu, insanın yalnızca izlemekle yetinmeyip aklıyla anlamaya yöneldiği yeni bir dönemin başlangıcıydı. Ateşin yakıcılığı, şimşeğin çakması ve gök cisimlerinin döngüsü gibi olgular, artık üzerinde düşünülen birer mesele haline gelmişti. Böylece insanlık mitlerden eleştirel düşünceye, oradan da somut veriye uzanan varoluşsal bir anlam arayışının içine girdi.

İnsanın bilme isteği, çevresine boyun eğmek yerine aklı etkin bir araç haline getirmesinin önünü açtı. Horatius’un “Sapere aude!” (bilmeye cesaret et!) çağrısı da bu doğrultuda bireyin, kendi aklını yönetme sorumluluğunu üstlenmesini öğütler. İnsanlık tarihinde düşüncenin filizlenmesini sağlayan merak, bireyin yaşamında da çoğu kez erken yaşlarda beliren benzer bir farkındalıkla ortaya çıkar. Benim için bunun kıvılcımlarından biri, çocukluğumda yetişkinlere bakarken edindiğim gözlemler olmuş olabilir.

Şu duyguyu çok net hatırlıyorum: Henüz ilkokul çağına gelmemişken, yetişkinlere baktığımda onları her şeyi bilen insanlar gibi görürdüm. Ben ise sanki hiçbir şey bilmiyormuşum gibi hissederdim. Her konuda uzun uzun konuşmalarını hayranlıkla dinler, sahip oldukları engin bilgiye imrenirdim. Bu yüzden bir an önce okula başlamak ve ben de onlar kadar bilgili olmak istiyordum.

Ancak okula başladığımda, durumun sandığım gibi olmadığına dair kuşkularım belirmeye başladı. Yetişkinler uzun uzadıya konuşuyor, ama birçok soruma doyurucu yanıt vermekte zorlanıyordu. O zaman, onların da aslında her konuda bilgi sahibi olmadıklarını fark etmeye başladım. Sanırım bu yeni bakış açısı, o yaştaki düşünce dünyamda mütevazı bir dönüşümün başlangıcı oldu. Yaşamı ve derslerimi anlamak için yalnızca yetişkinlerin bilgisine güvenmenin her zaman yeterli olmayabileceğini sezmiştim.

Bu konuda zihnimde beliren düşünce kabaca şöyleydi: İnsan kuşkusuz başkalarından öğrenerek büyür, fakat bu bilgiler ancak kişinin kendi merakıyla sorgulanıp derinleştirildiğinde gerçekten anlam kazanır.

Derken, dördüncü sınıftayken okulumuzu ziyaret eden bir eğitim müfettişinin anlattıkları beni etkilemişti. Köy Enstitüsü mezunu olduğunu hatırladığım Ahmet Öğretmen bize, “Çocuklar, daima merak edin, kuşku duyun ve nereden biliyoruz diye sorgulayın. Unutmayın, düşünen insan öğrenir,” demişti. Bu sözleri büyük bir dikkatle dinlediğimi anımsıyorum. Sonraki yıllarda, aklıma her gelişinde, öğrenmenin asıl olarak meraktan, sorgulamaktan ve kendi aklıyla düşünmekten geçtiğini daha iyi anladım.

Galiba bu sözlerin etkisiyle, okul saatleri dışında da merakımın peşinden gitmeye başlamıştım. Zamanımın çoğunu artık kütüphanede geçiriyordum. Büyük keşif gezileri, dedektiflik, doğa olayları ve sinema makineleri hakkında bulabildiğim her şeyi ilgiyle inceliyordum. Ama bu merakım yalnızca okumakla sınırlı kalmıyordu. Bir yandan bahçemizde arkeolojik kazılar yapıyor, kendi yaptığım davulla ritim çalışıyor, her fırsatta resim çiziyordum. Öte yandan fotoğraf çekip para kazanıyor, kazandıklarımla bir sinema makinesi toplamaya çalışıyordum. Marketimizden eve yiyecek taşımak için “Mercedes” logolu bir çekçek araba bile yapmıştım.

Bugün geriye dönüp baktığımda, beni bütün bu uğraşlara yönelten şeyin yalnızca merak olmadığını düşünüyorum. Sanırım asıl istediğim, okuduklarımı ve öğrendiklerimi kendi deneyimim içinde test etmekti. Çok okumak kuşkusuz insanın bilgi birikimini artırır, düşünsel ufkunu genişletir ama bilgi, hayatın içinde denenip yaşanmadıkça, zihinde çoğu zaman öylesine hareketsiz kalır. Bu yüzden, bilgiyi edinmekle onu kavrayıp anlamlandırmak arasında bir fark bulunduğuna inanıyorum. Bu sürecin en verimli adımı, verilen yanıtlarla yetinmeyip sorular sormak olmalı.

Çocuk bilincini asıl besleyen süreç de, sanırım, edinilen bilgiyi iç dünyada yoğurup ona kişisel bir biçim verebilmekti. Ben de bunu kimi zaman bir ritimde, kimi zaman bir çizgide, kimi zaman da ellerimle kurduğum küçük bir düzeneğin içinde sezgisel olarak yapıyordum. Böylece bilgi, yalnızca bir parçası olmaktan çıkıyor, hayatın içinde sınanan ve anlam kazanan bir deneyime dönüşüyordu.

Çocuklukta içime yerleşen bu sorgulama eğilimi, daha sonraki yıllarda Almanya’da yeniden karşıma çıktı. Koblenz’de üniversite öğrencisiydim, aynı zamanda “Taverna Dionysos” adlı bir Yunan restoranında serviste çalışıyordum. Bir gün restoranın sahibi Michalis, müdavimlerden birini göstererek, “Siz neden Almanca konuşuyorsunuz ki, ikiniz de Türksünüz” dedi. Bunun üzerine biraz sonra masaya şarap servisi yaparken kendilerine Türkçe selam verdim; böylece tanışmış olduk. Misafirimiz, yakındaki bir hastanenin kıdemli hekimi Dr. Gök’tü.

Aramızda kısa ama akılda kalıcı bir sohbet geçti. Bana yaşımı sorduktan sonra şöyle dedi: “On dokuz yaş, insanın hayatını kurmaya başladığı şahane bir çağ.  Sana bir sorum var Halil, “Sence senin yaşındaki bir genç için hayattaki en önemli şey ne olabilir?” Bir an duraksadım ama ardından toparlayıp “sağlıktır,” diye yanıtladım. “Çünkü sağlık olmazsa ne dünyayı gezme hayalimi gerçekleştirebilirim ne de sevdiklerime bir yardımım dokunur” dedim.

“Cevabın mantıklı ama” dedi, “Sağlıktan da önemli bir şey var, o da insanın kendi aklını kendine rehber etmesidir. Bunu yapmayan kişi ne sağlıklı olur ne de mutlu. Yaşamın zorluklarına direnemez, sürüklenir.” Ardından şu sözleri ekledi: “Kendi yaşam yolculuğunu planlamak için kendi aklına başvurma cesaretini göster. Merakını ve coşkunu daima canlı tut.” Bu öğütler hemen içimde bir şeyleri yerinden oynatmıştı.

Arada bir bu konuşmaya dönüp düşündükçe fark ettim ki, yaşamı şekillendiren temel unsur başımıza gelen olaylar değil, o olaylar karşısında sergilediğimiz tutumun ne kadar bilinçli olduğudur. Sanırım bu farkındalık, düşünce dünyamda yeni bir eşik açmıştı. Geleceğime artık yalnızca anlık isteklerle ya da tepkilerle değil, düşünerek yön vermem gerektiğini hissediyordum.

Aradan geçen bunca yılın ardından, Ahmet Öğretmen’in sorgulamaya çağıran sesiyle Dr. Gök’ün aklı rehber edinmeye yönelik öğüdünün gündelik hayatımda hâlâ yankılandığını söyleyebilirim. Her ikisine de, düşünce dünyamda bıraktıkları kalıcı iz için içten bir minnet duyuyorum.

Evet, içtenlikle inanıyorum ki, eleştirel akla başvurmak, her koşulda sorgulamak ve coşkumuzu diri tutmak, bizi yalnızca bilgili değil, özgür bireyler yapar. Sanırım insanı diğer canlılardan ayıran en güçlü dayanaklardan biri de bilme isteğini yitirmeden aklını cesaretle kuşanabilmesidir.

Romalı şair Horatius’un “Bilmeye cesaret et!” anlamına gelen “Sapere Aude!” çağrısı, Immanuel Kant (1724-1804) tarafından “Aklını kullanmaya cesaret et!” olarak Aydınlanma’nın parolası haline getirilmiştir. Yüzyıllar önce dile getirilen bu evrensel çağrı, bugün de bütün canlılığıyla önümüzde duruyor. Mesaj net: Başkalarının aklıyla sürüklenmek yerine, insan önce kendi aklına güvenmeyi öğrenmelidir.

Bugün ben de gençlere aynı doğrultuda seslenmek istiyorum: Başkalarının fikirlerini tüketmekle yetinmeyin, kendi aklınızın ışığında bilginin öznesi olun. “Sapere Aude!”

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanHalil Ocaklı
Takip et:
Bayburt'un Sisne köyünde doğdu (1964). Almanya'da gurbetçi bir çocuk olarak büyüdü ve burada Yunan-Roma tarihi okudu. California Berkeley Üniversitesi'nde Proto-Altayca ve Japonca ilişkileri üzerine çalıştı. Bu süreçte Japonya'da Kyushu Üniversitesi'nde bir sömestr geçirdi. Çalışma alanı: Diyakronik (Artsüremli) Proto-Dil Tipolojisi. Türkiye ve ABD'de profesyonel turist rehberliği ve çevirmenlik yaptı, 50'den fazla ülke gezdi. Rodos'ta otel işletmeciliği yaptı. Hindistan'da çeşitli eğitimler aldı. Rusya'da Tver Devlet Üniversitesi'nde çalışırken Olga ile evlendi. Kadim Vedanta felsefesine derin bir ilgi duyuyor. Aksiyon dolu yılların ardından, şimdi Bergamo (İtalya) ve Antalya'nın sade sakinlerinden biri olmaya çalışıyor.
Önceki Makale Dirençli hipertansiyon
Sonraki Makale Ah şu “kaliteli Türk medyası”

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Serbest Kürsü

Ermenistan’da seçime giderken denge neden Paşinyan’dan yana?

Medya Günlüğü
16 Nisan 2026
ManşetSerbest Kürsü

Türkiye iklim değişikliği zirvesine hazırlanıyor

Gürsel Demirok
16 Nisan 2026
ManşetSerbest Kürsü

Savaş artık evlerimizde

Dr. Nil Gönce
16 Nisan 2026
EditörSerbest Kürsü

Güvenlik lüks değil haktır

Mustafa Böğürcü
16 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?