27.2 C
İstanbul
12 Haziran 24, Çarşamba
spot_img

Demokratik eğitim

“Bir yıl sonrasını düşünen buğday eker, on yıl sonrasını düşünen ağaç diker, yüzyıl sonrasını düşünen de insan yetiştirir” demişler.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in 27 Mayıs’ta onayladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında hazırlanan müfredatın da bu anlayışla kaleme alındığı görülüyor. Soru şu: AKP hangi anlayışla insan yetiştirmeyi hedefliyor? Nasıl bir nesil istiyor? Çocuklarımızın hangi düşünce doğrultusunda yetiştirilmelerini arzuluyor?

Yıllardır “dindar bir nesil yetiştireceğiz” deniliyordu. Yeni müfredatın hedefi dindar bir nesil mi yetiştirmek? Yeni müfredat bu anlayış doğrultusunda mı hazırlandı?

Yeni Maarif Müfredatı’nı kabul eden Talim Terbiye Kurulu Başkan ve yöneticileri, Milli Eğitim Bakanı gibi imam hatip mezunu kişilerden oluşuyormuş. Görevi Milli Eğitim Sisteminin ilkelerini ve öğretim programlarını, ders kitaplarını belirlemek olan Talim Terbiye Kuruluna yapılan bu görevlendirmeler manidar bulunuyor. “Bu haliyle görevini, bağımsız, objektif yapma ihtimali var mı?” diye soruluyor.

Bu çerçevede, yeni müfredatın hazırlık sürecinin kapalı kapılar ardında yürütülmesi de anlamlı bulunuyor. Müfredatta, din ve değerler eğitiminin ön plana alındığı, değer telkini gibi kavramların, milli ve manevi değerlerin, bilişsel ile bilimsel becerilerin önünde tutulduğu belirtiliyor. Yeni müfredatla iktidarın “ahlaklı nesil” yetiştirmenin peşine düştüğü, bir “makbul yurttaş” tarif edilerek, o yurttaşlık tarifinin din ve değerler eğitimi ile birlikte programın ağırlık merkezi haline getirildiği kaydediliyor. Müfredatın eğitim sisteminde kültürü değiştirme riskini taşıdığı vurgulanıyor. İçeriklerde bilimsel bilginin seyreltilmesine dikkat çekiliyor.

“Değer”, “kamil insan”,”aklı selim”, “kalbi selim” kelimelerinin 46 kez müfredatta geçtiği, medrese eğitiminin verilmek istendiği, 1580 sayfanın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine ayrıldığı eleştirilerinde bulunanlar, “Müfredatın hayata geçmesiyle birlikte Türkiye  gelişmekte olan ülkelerin gerisine düşecek” demekte.

AKP iktidarının çocuklarımız için hedeflediği eğitim programının özününün bu olduğu anlaşılıyor. AKP’nin hedefinin Cumhuriyeti kuranların hedefinden çok farklı olduğu görülüyor. Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygı temeli üzerine kurulmuş demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Atatürk, etnik, mezhepsel ve zümresel köken ve aidiyet ayrımı olmaksızın, demokratik düşünen Cumhuriyet yurttaşları olarak eşit haklara sahip kadın ve erkeklerden oluşan bir Cumhuriyet tasarlamıştır.

Mustafa Kemal 1924’te Samsun’da “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit (yol gösterici) ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir (yoldan çıkmak)” diyerek eğitimin temelinin sadece bilim olacağını belirtmiştir. Atatürk, bilimin ve teknolojinin Türkiye için en gerçek yol gösterici olduğunu sürekli vurgulamıştır.

Cumhuriyeti kuranlar, insan merkezli çağdaş eğitim gerçekleştirmeyi hedeflemişlerdir. Bu hedef korunmalı, geliştirilmeli. Cumhuriyetten yana olanların öncelikli sorumluluklarından biri bu olmalı. Bu hedef doğrultusunda, bağnazlıktan uzak, insan haklarına saygılı, demokrat ve rasyonel düşünen bir nesil yetiştirmek için politikalar belirlenmeli. Gençler hayata etkin ve üretken bireyler olarak hazırlanmalı. Bilimin, sanatın, kültürün ve uygarlığın değerlerinden ve aydınlığından yararlanmaları hedef alınmalı.

Çağdaş, nitelikli, laik, demokratik eğitim ortamı sağlanmalı. Okullarda ve yurtlarda cemaat baskısına, laik milli eğitim hedeflerine aykırı yapılanmalara son verilmeli. Milli Eğitim Bakanlığı, cemaatlerin etki alanı olmaktan kurtarılmalı. Eğitim kadrosunun her düzeyinde liyakat esası uygulanmalı

Demokrasi, insan hakları, hoşgörü kültürünü okul sürecinde yaşayarak öğrenmek ve özümsemek için “Demokrasi bilinci” konusu, okullarda uygulamalı ders olarak okutulmalı.

Okullarda insan hakları ve demokrasi dersi okutulması geçen yazımda söz ettiğim Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu’nun ele aldığı konular arasındaydı. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı’nın da üyesi olduğu Üst Kurul 1998’de aldığı bir kararla Milli Eğitim Bakanlığına şu görevleri vermişti:

– İlköğretim okullarında “Vatandaşlık ve İnsan Hakları” dersinin 7. ve 8. sınıflarda zorunlu ders olarak okutulması, ders konularının bu sınıflar arasında paylaştırılarak, genişletilmesi ve geliştirilmesi,

– Ortaöğretim okullarında “Demokrasi ve İnsan Hakları” dersinin 2. sınıfta seçmeli ders olarak okutulması,

– Bu derslerin öğretim programlarının merkez kavram olarak insanı almak suretiyle düzenlenmesi, pedagog ve uzmanların katılımı ile hazırlanacak öğretim programlarının Talim ve Terbiye Kuruluna gönderilmeden önce Üst Kurul’un bilgisine sunulması,

– Diğer derslerde de ilgili konularda yeri geldikçe insan haklarına değinilmesi.

Üst Kurul’un bu kararı koalisyon hükümetleri döneminde ve AKP’nin iktidar olduğu yıllarda bir ölçüde uygulandı. 2005’te ilköğretim müfredatından insan hakları eğitimi dersi kaldırıldı, hayat bilgisi, sosyal bilgiler derslerinin içine alındı. İzleyen yıllarda da insan hakları ve demokrasinin  ders olarak okutulması konusunun zaman zaman gündeme geldiği ve tartışıldığı görülüyor. İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi, 2015-2016 eğitim yılından itibaren ilkokul 4. sınıflarda zorunlu ders olarak okutulmaya başlandı. Demokrasi ve İnsan Hakları liselerde seçmeli dersler arasında yer alıyor.

Öte yandan, yeni müfredatı eleştirenler bu çerçevede insan hakları ve demokrasi dersleri kapsamında çocuklara, “Aile Bütünlüğü ve Tasarruf Yetkisi” başlığı altında çeşitli eğitimler verileceğini ileri sürmekte. Bu konuda eleştiride bulunanlar, “Eğer siz çocuğa demokratik bir aile çözümlemesi yapmadan bu dersi verirseniz, patriarkal toplum içinde tasarruf yetkisinin de erkekte olduğunu düşünürsek, kız çocuğu burada ikinci pozisyonda olacak. Dolayısıyla tasarruf yetkisinin de demokratik olmasına dair bir düzenleme yapmadan o dersin müfredatta yer alması sakıncalı” demekte.

Müfredata yöneltilen pek çok eleştiri var. Siyasi partiler, ilgili meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, uzmanlar çeşitli açılardan eleştirilerde bulunuyorlar. Bakanlık kendisine sunulan eleştirileri dikkate almaksızın, müfredatı jet hızıyla onayladı. Model nasıl hayata geçirilecek, bu süreçte ne tür sorunlarla karşılaşılacak bekleyip göreceğiz. Ancak öğretmenler tedirgin, veliler kaygılı, öğrenciler şaşkın, “Deneme tahtasına döndük” diyorlar.

Öte yandan, demokrasi ve eğitim çok yönlü bir konu. Akademisyenlerin, uzmanların uzun boylu tartıştıkları bir alan. Bu konuda yazılmış pek çok bilimsel makale var. Çanakkale’de 2009’da yapılan “Avrupa’da Demokrasi ve Demokrasi Eğitimi” konulu  Uluslararası bir sempozyumda Davut Hotaman tarafından sunulan Bildirinin özetini konuya ilgi duyabilecekler için aşağıda sunuyorum:

“Yönetim biçimi olarak demokrasi; ‘siyasal gücün, halkın egemenliğine dayalı olarak kullanılması’ anlamına gelmekte, toplumsal yaşam açısından bakıldığında ise, ‘bir yaşam felsefesi ve bir yaşam biçimi’ olarak görülmektedir. Her iki anlamıyla da demokrasi, demokratik bir eğitimle bireylere kazandırılabilir. Demokratik eğitim, demokrasinin ilke ve kurallarının, insan hak ve özgürlüklerinin eğitim ve öğretim programlarında açık ya da örtük hedeflere dönüştürülüp, öğrenme yaşantıları yoluyla bireylere uygulamalı olarak kazandırıldığı eğitimdir. Demokratik eğitimin hedefi; bağımsız, dünyaya bakışında sorgulayıcı ve çözümleyici olan ve yine de demokrasinin kuralları ile uygulamalarını derinlemesine bilen yurttaşlar yetiştirmektir. Bu nitelikler ancak bireylere fırsat eşitliği sağlayan öğrenci merkezli, paylaşmaya, yardımlaşmaya, etkin katılıma olanak veren ve öğrenci farklılıklarını karşılayarak birlikte öğrenmeye olanak sağlayan bir eğitim ve öğretim programı sayesinde kazandırılabilir. Eğitim-öğretim sürecinin başarısı, ‘belli öğrencileri belli bir zaman dilimi içinde yetiştirmeye yönelik düzenli eğitim durumları ve öğrenme yaşantıları düzeneği’ olarak görülen eğitim programının niteliğine bağlıdır. Eğitim ve öğretim programları hedefler, içerik, eğitim durumları -öğrenme yaşantıları- ve değerlendirme gibi öğelerden oluşan dinamik bir yapıdır. Demokratik bir eğitim programının hedefleri belirlenirken, birey merkeze alınmasına rağmen, gruplar ve farklı kültürler göz ardı edilmez. Demokratik bir eğitim programının içeriği oluşturulurken, belirlenen hedeflerin işaret ettiği bilgi ve beceriler öne çıkartılır. Bu bilgi ve becerilerin öğrencilerin gelişim özellikleri dikkate alınarak her bir öğrenci tarafından öğrenilebilecek sadelikte, güçlükte ve yapıda olması, içeriğin teorik-uygulama dengesini sağlaması, bölgeler arası sosyal, ekonomik, eğitsel ve yaşamsal gereksinimleri dikkate alması ve bilimsel gerçeklere uygun olmalı önemlidir. Demokratik bir eğitim programının eğitim durumları, her türlü kaynağın öğrenciler tarafından çalışılmasına, her öğrencinin ilgi ve gereksinimlerinin karşılamasına ve her öğrencinin kavrama gücü doğrultusunda etkin katılımına olanak sağlamalıdır. Bunun yanında her öğrenciye kendini ifade etme fırsatı vermesi, her öğrenciye demokratik tutum, değer ve düşünme tarzlarını yaşayarak öğrenme fırsatı vermesi, kullanılan yöntem ve tekniklerin demokratik teamüllerin kullanılmasını ve geliştirilmesini destekler nitelikte olması önemlidir. Demokratik bir eğitim programı klasik ölçme ve değerlendirme tekniklerinin yerine, öğrenciyi etkin tanıma ve değerlendirme fırsatları sağlayacak süreç ve performans değerlendirme yöntem ve tekniklerine öncelik vermelidir.”

Sonuç olarak yeni müfredatın, insan merkezli çağdaş eğitimi gerçekleştirmekten ziyade AKP’nin düşünce yapısını yansıtan bir eğitim modeli olduğu görülüyor. 2107’de Erdoğan’ın beklentilerine göre Anayasa’da değişiklikler yapılmış ve “Tek Adam Sistemi”ne geçilmişti. Türkiye’de o tarihten bu yana çeşitli alanlarda yaşanan sorunların temelinde “ucube” adı verilen bu “Tek Adam Sistemi “yatmakta. Yeni “Maarif Modeli” de bu sistemin bir parçası niteliğinde. “Dindar Nesil” yaratma peşinde olan Erdoğan’ın eseri. Bu “Maarif Modeli” de eğitim alanında ülkemizin başına, özellikle de öğretmenler ile velilerin başına çeşitli sorunlar açacağı ve çocukları şaşkına çevireceğe benzer. Seçmenin bu “ucube” müfredatın faturasını da zamanı geldiğinde AKP’ye keseceği göz ardı edilmemeli.

Ancak çok da umutsuzluğa kapılmamak gerek. AKP iktidarının ciddi “sağlık sorunları” yaşadığı görülüyor. “Metal yorgunluğu içinde olan bir iktidar” görünümü veriyor. Seçmen, AKP’deki “metal yorgunluğunun” farkında olduğunu 31 Mart seçimlerinde gösterdi.

Önümüzdeki ilk genel seçimde seçmen, dertlerine deva bulamayan, başına yeni dertler açan bu “yorgun” AKP iktidarının yerine, Cumhuriyetin fabrika ayarlarına sahip çıkacak laik, demokrat, insan haklarına saygılı genç, sağlıklı. dinamik bir yönetimi iktidara getirirse, Cumhuriyetin liyakatlı eğitimcilerinin Cumhuriyete yakışır insan merkezli, laik, demokrat, çağdaş yeni bir eğitim programı hazırlayacaklarından kuşku duyulmamalı.

Gürsel Demirok

Emekli diplomat. 1945 yılında doğdu. Darüşşafaka Lisesi'ni 1964 yılında bitirdi. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. 1969'da Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevli olduğu yıllarda (1974-1977) BM Genel Kurulu 4, Komite (Decolonisation Committee) Raportörlüğüne seçildi. Kuveyt”in, Irak tarafından işgal edildiği tarihlerde, Kuveyt Büyükelçiliğimiz Müsteşarı idi. 1993-1997 yılları arasında Mainz Başkonsolosu olarak görev yaptı. Bu görevde iken girişimlerde bulunarak Mustafa Kemal Atatürk’ün 1917’de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yaptığı ziyaret anısına Türk heyetinin kaldığı görev bölgesindeki Bad Kreuznach Park Hotel‘de 23 Nisan 1997 de Atatürk Salonu açılmasını ve ziyaret anısına otelin girişine bir yazıt konulmasını sağladı. Açılış görkemli bir törenle gerçekleştirildi. Otel bugün Türklerin etkinlikler düzenledikleri bir mekâna dönüştü. 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı müşaviri olarak atandı. Bakanlık müşaviri iken, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Sekreterya Başkanı oldu. 57. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde hazırladığı ilerici insan hakları raporu AB Kopenhag Kriterlerinin karşılanmasına yönelik çalışmalar da referans belgesi olarak kullanıldı ve “Demirok Raporu “olarak anıldı. 2000-2004 yılları arasında Zürih Başkonsolosu olarak görev yaptı. Zürih Başkonsolosluğu binasında Park Hotel’deki Atatürk Salonuna benzer bir Atatürk Salonu açtı. Salonda Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin belge ve fotoğraflar yer almakta. Bu salonda da Türkleri buluşturan etkinlikler düzenlenmekte. Mainz ve Zürih‘te Başkonsolos iken vatandaşlarımızla birlikte olmaya, derneklerinin düzenledikleri etkinliklere katılmaya, çocuklarımızı okullarında ziyaret etmeğe, gençlerin sportif müsabakalarına katılmaya büyük önem verdi. 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın başdanışmanı oldu, 2005 yılında MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanı olarak atandı ve bu görevindeyken 2010 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'na atanmış ilk sivil görevlidir. Atatürk’ün Almanya gezisi ve Avrupa’daki Türkler üzerine kitapları var. Emekli olduktan sonra medyada köşe yazıları kaleme almaya başladı .

Gürsel Demirokhttp://medyagunlugu.com
Emekli diplomat. 1945 yılında doğdu. Darüşşafaka Lisesi'ni 1964 yılında bitirdi. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. 1969'da Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevli olduğu yıllarda (1974-1977) BM Genel Kurulu 4, Komite (Decolonisation Committee) Raportörlüğüne seçildi. Kuveyt”in, Irak tarafından işgal edildiği tarihlerde, Kuveyt Büyükelçiliğimiz Müsteşarı idi. 1993-1997 yılları arasında Mainz Başkonsolosu olarak görev yaptı. Bu görevde iken girişimlerde bulunarak Mustafa Kemal Atatürk’ün 1917’de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yaptığı ziyaret anısına Türk heyetinin kaldığı görev bölgesindeki Bad Kreuznach Park Hotel‘de 23 Nisan 1997 de Atatürk Salonu açılmasını ve ziyaret anısına otelin girişine bir yazıt konulmasını sağladı. Açılış görkemli bir törenle gerçekleştirildi. Otel bugün Türklerin etkinlikler düzenledikleri bir mekâna dönüştü. 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı müşaviri olarak atandı. Bakanlık müşaviri iken, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Sekreterya Başkanı oldu. 57. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde hazırladığı ilerici insan hakları raporu AB Kopenhag Kriterlerinin karşılanmasına yönelik çalışmalar da referans belgesi olarak kullanıldı ve “Demirok Raporu “olarak anıldı. 2000-2004 yılları arasında Zürih Başkonsolosu olarak görev yaptı. Zürih Başkonsolosluğu binasında Park Hotel’deki Atatürk Salonuna benzer bir Atatürk Salonu açtı. Salonda Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin belge ve fotoğraflar yer almakta. Bu salonda da Türkleri buluşturan etkinlikler düzenlenmekte. Mainz ve Zürih‘te Başkonsolos iken vatandaşlarımızla birlikte olmaya, derneklerinin düzenledikleri etkinliklere katılmaya, çocuklarımızı okullarında ziyaret etmeğe, gençlerin sportif müsabakalarına katılmaya büyük önem verdi. 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın başdanışmanı oldu, 2005 yılında MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanı olarak atandı ve bu görevindeyken 2010 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'na atanmış ilk sivil görevlidir. Atatürk’ün Almanya gezisi ve Avrupa’daki Türkler üzerine kitapları var. Emekli olduktan sonra medyada köşe yazıları kaleme almaya başladı .

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
678TakipçilerTakip Et
11,500TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler