O kitaptaki parmak izinin film gibi hikayesi-Aytunç Erkin (Nefes)
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekileri taşıyan helikopterin 25 Mart 2009’da Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesindeki Karayakup sırtlarında düşmesiyle ilgili Ankara Başsavcılığı’nca derinleştirilen soruşturmada 19 şüpheli tutuklanmıştı. Şüphelilere sorgularında dikkat çeken sorular yöneltildi.
Tutuklanan F-4 pilotu Ali Armağan, “Sonu 05 50” ile biten bir hat üzerinden FETÖ’nün TSK imamının kullandığı hat ile 152 kez irtibat kurduğunun tespit edildiğinin hatırlatılması üzerine, “Eşim Şerife Armağan’ın kullanımında olan hat, babası S.Ü.’nün üzerine kayıtlıydı” dedi. Tutuklanan Şerife Armağan’a da FETÖ’nün TSK imamı Adil Öksüz’ün evinde yapılan aramada ele geçirilen, örgüt lideri Fetullah Gülen’in yazdığı “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli kitapta parmak izinin tespit edildiği ve mahrem imamlardan Mehmet Sarıbal ile telefon irtibatının bulunduğu hatırlatıldı. Şerife Armağan, Sarıbal ve Öksüz’ü tanımadığını öne sürdü ancak kitaptaki parmak izine yanıt vermedi.
Peki o kitaptaki ya da kitaplardaki parmak izlerinin hikayesi neydi?
Tarih 15 Temmuz 2017.
Bir fabrikada ustabaşı olarak çalışan Salih Y., darbe girişiminin yıldönümü nedeniyle Sakarya Meydanı’nda düzenlenen etkinliğe katıldı. Bu sırada yaklaşık 7-8 metre ilerde bir kişinin cebinden kağıt düştüğünü gördü. Kağıdı düşüren kişi 60 yaşlarındaydı.
Yere düşen kağıdı alan Ustabaşı Salih, Adil Öksüz adına düzenlenmiş Doğal Afet Sigorta (DASK) poliçesi olduğunu fark etti.
Polise gitmedi.
İstanbul’da yaşayan arkadaşı Muhammet K.’yı aradı ve olayı anlattı.
14 gün sonra…
29 Temmuz 2017’de Muhammet K., Sakarya’ya geldi.
İki arkadaş, sigorta poliçesinde belirtilen Karaman Mahallesi 2292 Cadde No:11’deki Adil Öksüz’e ait villaya gitti. Evin çevresini inceleyen Salih Y. ve Muhammet K., kapıda buldukları elektrik faturasındaki ismin de Adil Öksüz olduğunu gördü. Bu sırada villanın arka balkonundaki masa üzerinde çay demlikleri ve bardakları dikkatlerini çekti.
Balkona çıktıklarında aralık halde bulunan demir kapının içinde koli halinde paketlerle karşılaştılar. Bir koliyi açtıklarında ise içinde Fetullah Gülen’e ait kitaplar olduğunu gördüler. Kolilerin fotoğrafını çeken iki arkadaş sonra Sakarya Emniyet Müdürlüğü’ne giderek yaşananları anlattı. Gece geç saatlere kadar Sakarya Emniyeti’nde tutulan Salih Y. ve Muhammet K. “bilgi sahibi” sıfatı ile ifadelerinin alınmasından sonra bırakıldı.
Ancak…
İfade alınma işlemi başlamadan önce polislerin, “Siz oraya girdiğinizi ve kolileri gördüğünüzü söylerseniz hırsızlık suçuna girer. Bu yüzden sadece villanın kapısına kadar geldiğinizi ve elektrik faturasını gördüğünüzü bildirin” şeklindeki sözleri Muhammet K.’nın kafasında soru işaretleri yaratmıştı. Emniyette bazı polislerin, “Biz o evi aramıştık. Koliler evde unutulmuştur” şeklindeki sözlerinden de şüphelendi.”
Oğuzhan Uğur ifadesinde neler söyledi?-Murat Ağırel (Cumhuriyet)
“Oğuzhan Uğur ile ilgili yurtdışından kaynağı belirsiz para girişi, hesaplarda kaynağı belirsiz para giriş çıkışları ve alınan lüks evler gibi iddialar servis edildi. Oğuzhan Uğur’a kişisel husumet besleyen kim varsa adeta kustu.
Emniyet sorgusunda ise sorulan sorular ve verilen cevaplar oldukça netti.
Ahbap Derneği’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında ifadesi alınan Babala TV kurucusu Oğuzhan Uğur, 18 sayfalık Emniyet ifadesinde hem deprem dönemindeki faaliyetlerine hem de MASAK raporunda yer alan para hareketlerine ilişkin ayrıntılı açıklamalarda bulundu.
Uğur, kendisine gösterilen fotoğraflardaki isimlerden yalnızca Ahbap Derneği Başkanı Haluk Levent’i tanıdığını, diğer isimlerle herhangi bir tanışıklığının bulunmadığını söyledi. Haluk Levent ile ilk kez 2018 yılında programına konuk olduğunda tanıştığını, daha sonra 2022 yılında yeniden bir araya geldiklerini, deprem sırasında Hatay’da görüştüklerini, bunun dışında aralarında herhangi bir ilişki bulunmadığını ifade etti.
Oğuzhan Uğur, Ahbap’ın herhangi bir faaliyetinde görev almadığını, yalnızca 2018 yılında İzmir’deki orman yangınları için düzenlenen ve birçok sanatçının katıldığı yardım organizasyonunda ücretsiz sahne aldığını anlattı.
Uğur, 6 Şubat akşamı Haluk Levent’in kendisini arayarak Hatay’a davet ettiğini, ertesi gün ambulans uçakla Adana’ya gittiklerini ve Hatay’da AFAD Koordinasyon Merkezi’ne geçtiklerini anlattı.
Hatay’da yardım organizasyonunu yönetmediğini belirten Uğur, bölgede röportajlar yaptığını, telefon ve internet altyapısının yetersiz olması nedeniyle İstanbul’a döndüğünü, sonrasında ise yardım yayınlarına başladığını söyledi.
İfadesinde en dikkat çeken başlıklardan biri ise deprem bağışları oldu.
Oğuzhan Uğur, kamuoyunda “Bağış topluyoruz” şeklinde algılanan ifadelerinin yanlış anlaşıldığını savundu.
Kendilerinin hiçbir zaman bağış toplamadığını, herhangi bir sivil toplum kuruluşu olmadıklarını, kendi hesaplarına deprem bağışı olarak tek kuruş girmediğini, sadece AFAD ve Ahbap’ın doğrulanmış IBAN bilgilerini paylaştıklarını, kendilerine “Nereye bağış yapalım?” diye ulaşan kişileri ilgili kurumlara yönlendirdiklerini ifade etti.
Savcılığın, Ahbap’ın mali yapısı ve bağışlar hakkında bilgi sahibi olup olmadığını sorması üzerine Uğur, derneğin mali yapısına ilişkin bilgisinin bulunmadığını söyledi.
Deprem döneminde kendilerini arayan kişilerin beyanlarını not aldıklarını anlatan Uğur, bu kayıtlar üzerinden AFAD, Ahbap ve Kızılay’a yaklaşık 60 milyon TL bağış yapıldığını tahmin ettiklerini, ancak bunun yalnızca arayanların beyanlarına dayanan bir tahmin olduğunu, bağışların gerçekten yapılıp yapılmadığını bilmediklerini ifade etti.
Savcılığın, Ahbap bağışlarının amacı dışında kullanıldığına yönelik herhangi bir şüphesi olup olmadığı yönündeki sorusuna ise Uğur, derneğin mali işleyişi hakkında bilgi sahibi olmadığını belirterek herhangi bir usulsüzlüğe tanık olmadığını ve bu yönde bir şüphesinin bulunmadığını söyledi.
Savcılık, Gain Medya’dan Babala TV hesaplarına gönderilen 13 milyon 275 bin TL, Focus İstanbul’dan gelen ödemeler, nakit para yatırmaları, “avans” açıklamalı transferler ve Çekmeköy’deki River Oak villanın satın alınmasını tek tek sordu.
Uğur, Gain Medya (RAMS Grup) ile 2023 yılında yaklaşık 30 milyon TL tutarında program anlaşması yaptıklarını, normalde ilk ödemenin 10 milyon TL olması gerekirken ev almak istedikleri için ilk taksidin 13 milyon 275 bin TL olarak ödendiğini söyledi.
Bu paranın bir kısmıyla ev için peşinat ödendiğini, banka kredisi kullanılarak Çekmeköy’deki River Oak villanın satın alındığını, kredi borcunun ise hâlen devam ettiğini ifade etti.”
Süreç ‘çerçeve’ye sığar mı?-İbrahim Varlı (BirGün)
PKK’nin silah yakmasının üzerinden bir yıl, Erdoğan’ın iç cephe vurgusu yaparak sürecin düğmesine basmasının üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Süreç, Bahçeli’nin 1 Ekim’deki Meclis konuşmasıyla başlatılsa da esas itibariyle Erdoğan’ın 2024 yazındaki, – Ahlat buluşması ve 30 Ağustos resepsiyonu- konuşmalarıyla start aldı. Bahçeli’nin sürecin önüne itilmesi, rejimin “sorunu karşıtına çözdürme” taktiğinin eseriydi. Öyle de oldu, Bahçeli iki yıllık sürecin temel dinamiklerinden birisi oldu.
Herkesin malumu süreç iktidarın, Cumhur İttifakı”nın, Kürt sorununu çözme iradesinin bir sonucu olarak tezahür etmedi, bölgesel gelişmelerin neden olduğu zorunluluktan dolayı girilen bir yoldu. Erdoğan da Bahçeli de öncesinde ve sürecin her aşamasında süreci İsrail ve Ortadoğu’daki gelişmelerin ülkeyi etkileyeceği meftunu üzerine bina etti.
Köprünün altından çok sular aktı, sürecin başladığı tarihten bugüne değişen, dönüşen pek çok dinamik var. Sürecin temel motivasyonu olan Suriye’de yeni bir süreç, gerçeklik oluşmaya başladı. Irak’ta da öyle, İran’da da.
İkinci yılını geride bırakmaya hazırlanan süreçte işlerin yolunda gitmediği, en azından Kürt siyasi hareketi tarafından, net cümlelerle dile getiriliyor. Burada pek çok temel çarpan söz konusu.
Siyasi zeminin hazırlanmaması: Saray rejimi türlü hesaplarla yola çıktığından sürecin siyasi-hukuki ayağında atılmayan adımlar süreci kilitlemiş durumda. Kürt cephesinin de sıklıkla dile getirdiği üzere, iktidar verilen sözleri hayata geçirmemek için ayak diretiyor. ‘Çerçeve yasa’nın Meclis’e getirilmemiş olması, gerekli yasal-hukuki düzenlemelerin bitirilmemesi hepsi senaryonun parçası.
İktidarın iç dizayn hesapları: Tek adam rejimi süreci zamana yayarak kendi siyasi ikbaline tahvil etme peşinde. Ülkede köklü bir dönüşüme kalkışan rejim, muhalefetin üzerine bütün gücüyle giderken beklenti odasına aldığı Kürtleri muhalefetten koparma hesapları içerisinde. Otoriter bir rejim inşasına girişilmişken muhalefet cephesinden koparabildiklerini koparmak istiyor.
Sürecin toplumsallaşamaması: Rejimin oyunları sürecin toplumsallaşamamasının önündeki en büyük engellerden. Sürecin sahiplenilmemesi rejimin yapmak istediklerini saklama gereği hissetmemesiyle de doğrudan ilintili. Kürt siyasi hareketi bu konuda kendi içinde de büyük bir tartışma içerisinde. Toplumsal bir sahiplenişin olmamasının arka planındaki saiklere dair çeşitli yorumlar yapılsa da bu durumun rejimin meseleye yeterince sahiplenmediğinden kaynaklandığı açıkça dillendiriliyor.
Kapalı kapılar ardındaki hesaplar: Sürecin hiçbir aşaması şeffaf olmadı, her adımı kapalı kapılar ardında belirlenen aktörler tarafından dizayn edildi. Ne Erdoğan-Bahçeli ile buluşmalar ne İmralı’daki görüşmeler şeffaftı. Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan arasındaki görüşme-müzakere-pazarlık ikliminin “Türk-Kürt-Arap ittifakı”yla cisimleşen tezahürü sürecin akıbetine dair endişeleri ve eleştirileri büyütüyor.”
Sıcak paranın Türkiye portföyü savaşta da büyüdü-Naki Bakır (Dünya)
“Türkiye’ye park etmiş sıcak para stokunun 2025 sonunda 308,9 milyar dolar olan değeri mayıs sonunda 320,9 milyar dolara çıktı. Jeopolitik gerilim ve savaşın damgasını vurduğu beş ayda Türkiye’deki geniş tanımlı sıcak para stokunun piyasa değeri net 12 milyar dolar arttı.
Jeopolitik gerilim, sıcak savaş ve küresel belirsizliğin damgasını vurduğu yılın ilk beş ayında, sermaye akımları aleyhte olmasına rağmen Türkiye’ye park etmiş geniş tanımlı sıcak para stoku 12 milyar dolar büyüdü.
Merkez Bankası verilerine göre 2025 sonunda 308 milyar 877 milyon dolar olan Türkiye’deki geniş tanımlı sıcak para stokunun piyasa değeri, mayıs sonu itibarıyla 320 milyar 894 milyon dolara ulaştı. Türkiye’nin cari açığı ve net hata noksan kaleminde kaynağı meçhul döviz çıkışının hızla büyüdüğü sıkıntılı beş ayda yabancılara ait sıcak para yatırımlarının portföy değeri net olarak 12 milyar 17 milyon dolar arttı.
Sıcak para stokunun 149 milyar 723 milyon dolarla en büyük bölümünü, ilk beş ayda değeri 7 milyar 220 milyon dolar artan portföy yatırımları oluşturuyor. Portföy yatırımlarının da 61 milyar 592 milyon doları genel hükümet, 21 milyar 801 milyon doları bankalar, 19 milyar 97 milyon doları özel sektörce ihraç edilenler olmak üzere toplam 102 milyar 490 milyon dolarlık bölümü Türk borçlanma senetlerinde bulunuyor.
Yabancıların Türk borçlanma senetlerindeki portföyünün değeri ilk beş ayda yalnızca 684 milyon dolar artarken, portföydeki asıl büyüme Türk şirket hisse senetlerinde yaşandı. Yabancı portföy yatırımlarının piyasa değeri olarak 47 milyar 233 milyon dolarını Türk hisse senetleri ile yatırım fonu payları oluşturuyor. Bu portföyde piyasa değeri olarak 37 milyar 11 milyon dolarlık Türk şirket hissesi ve 4 milyar 580 milyon liralık banka hissesi ile yurt dışı yerleşiklerin sahipliğinde bulunan yatırım fonu paylarından kaynaklanan 5 milyar 642 milyon dolar tutarında bir büyüklük yer alıyor.
İlk beş ayda yabancıların portföyündeki banka hisselerinin değeri 683 milyon, yatırım fonu paylarının değeri de 1 milyar 503 milyon dolar düşerken, şirket hisselerinden oluşan portföylerinin değeri 8 milyar 722 milyon dolar arttı.
Kayıtları Merkezi Kayıt Kuruluşu’nca (MKK) tutulan hisse senetlerinin piyasa değeri her ay açıklanan “uluslararası yatırım pozisyonu” tablosunda stok veri; iki dönem arasındaki değişim ise fiyat ve kur hareketlerinden arındırıldıktan sonra ödemeler dengesi tablosundaki “sermaye hesabı” kalemine “akım veri” olarak kaydediliyor. Yabancılar ilk beş ayda hisse senetlerinde 1 milyar 754 milyon, borçlanma senetlerine de 5 milyar 635 milyon dolarlık alış, yatırım fonlarında ise 1 milyar 71 milyon dolar satış olmak üzere akım veri olarak net 6 milyar 318 milyon dolarlık portföy yatırımı yapmış olmalarına rağmen, mevcut portföylerinin değerinin bunun üzerinde arttığı görülüyor.”
Enflasyon tahmini yukarı, büyüme aşağı-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)
“Merkez Bankası’nın piyasa katılımcıları olarak bilinen ağırlıkla finans kesimi temsilcilerini kapsayacak şekilde yaptığı anket, bu yıl aylar itibarıyla enflasyon ve cari açık tahminlerinin neredeyse sürekli yukarı gittiğini, buna karşılık büyümeye ilişkin tahminin ise belirgin bir şekilde gerileme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Ancak cari açık revizyonunun özel bir nedeni var, yazımın son bölümünde onu açıklıyorum.
Bu yıla ilişkin dolar kuru tahmininde aydan aya çok belirgin bir artış yok ama 2027’ye dönük tahminde çok daha hızlı bir tahmin değişimi olduğu da dikkati çekiyor.
Merkez Bankası bu anketi çok az sayıda katılımcıyla yapıyor. Örneğin temmuz ayı anketine 50’si finans sektöründen, 15’i de reel sektörden olmak üzere toplam 65 kişi katıldı. Bu ankete verilen yanıtların, Merkez Bankası’nın reel sektör ve hanehalkını kapsayacak şekilde yaptığı anketlere göre çok daha iyimser bir tablo sergilediğini de vurgulamak gerekiyor.
Piyasa katılımcıları bu yıla ilişkin enflasyon tahminlerini revize ederken Merkez Bankası’ndan daha az kötümser olduklarını ortaya koydu.
Merkez Bankası 2026 enflasyonunu yüzde 16 olarak öngörüyordu, daha sonra bu oran yüzde 24’e revize edildi. Yani 8 puanlık bir revizyon söz konusu.
Piyasa katılımcıları ise ocak ayında yüzde 23,23 olan tahminlerini yüzde 29,21’e çıkardı. Revizyon 6 puan bile değil.
Ama yine de düzey olarak Merkez Bankası’nın hem hedef, hem tahmininin üstünde bulunulduğu ortada. Bu yıl için piyasa katılımcılarının dile getirdiği yüzde 29,21 ile Merkez Bankası’nın hedef ve tahmini arasında 5 ve 3 puanlık bir fark var. Ama sonraki yıllardaki tahminlerde fark çok daha büyük.
Merkez Bankası’nın son güncellemesine göre 2027 yılı enflasyon hedefi yüzde 15. Oysa piyasa katılımcılarının tahmini yüzde 21,47 düzeyinde. Arada neredeyse yüzde 50’ye yakın fark var.
Piyasa katılımcılarının iki yıl ve beş yıl sonrası için dile getirdikleri tahmin de Merkez Bankası’nın öngördüğü oranların çok çok uzağında.
Piyasa katılımcıları Türkiye’nin beş yıl sonra bile, yani ta 2031’de bile tek haneli enflasyona inemeyeceği görüşünde. Piyasa katılımcıları bu görüşteyse varın siz diğer kesimlerin; reel sektörün ve hanehalkının ne beklediğini düşünün!”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
