Gökçeklerde ikinci perde-Murat Ağırel (Cumhuriyet)
Gökçek ailesine uzanan soruşturmanın merkezindeki şirketlerin Türkiye’deki arazi satışı ile Almanya’daki mülk üzerine konulan 6.5 milyon Avroluk ipoteğin yalnızca iki gün arayla gerçekleşmesi soru işaretleri yarattı.
Türkiye bir haftadır “Onlar Dosya” programında anlattığım, Cumhuriyet’te yazdığım ve Sözcü TV ekranlarında dile getirdiğim Hülya ve Ahmet Gökçek dosyasını konuşuyor. Sadece Türkiye değil. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da anlattıklarımla ilgili soruşturma başlattı ve beni tanık sıfatıyla ifadeye çağırdı. İbrahim Melih Gökçek’i ise şüpheli sıfatıyla örgütlü suçlar savcısı ifadeye davet etti. Anlattığım dosya Ahmet ve Hülya Gökçek ile ilgili olmasına rağmen ifadeye Melih Gökçek çağrıldı. Çok tuhaf geliyor ancak araştırma dosyamın öznesi olmamasına rağmen ifadeye çağrılması, başka bir soruşturma daha var düşüncesine sahip olmamıza neden oluyor. HAMAG’ın kuruluşundan holding oluncaya kadar 0 çalışanı, 0 cirosu var. “Peki, bu paranın kaynağı ne?” diye sormuştum. Araştırmaya devam ettim.
Şimdi önümde iki ayrı ülkeye ait tapu kayıtları var. Birisi Türkiye’den. Diğeri Almanya’dan. Anlatayım. Tarih, 22 Ekim 2015, yer Ankara. O gün uzun unvanlı bir şirket kuruluyor: AC Sportif İnşaat Petrol Gıda Turizm Danışmanlık Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi. Kurucusu ve şirketin 100 bin liralık sermayesinin sahibi Cenk Karayel. Peki, Cenk Karayel kim? Ahmet Gökçek’in bacanağı. Türkiye Futbol Federasyonu kayıtlarında Ankaraspor yöneticisi olarak yer alıyor. Anadolu Ajansı’nın haberlerinde ise Osmanlıspor Yönetim Kurulu üyesi, kulüp yöneticisi ve genel menajeri olarak karşımıza çıkıyor. Yani Gökçek ailesinin Ankara’daki futbol yapılanmasıyla uzun yıllar birlikte anılmış bir isim. Yine kitaplarımı okuyan kişiler bu ismi bilir. 20 Mayıs 2020’de Osmanlıspor AŞ’de altyapı sorumlusu olduğunu belirten bir kişi, Ankara’da bir ilçenin Emniyet müdürlüğü polis merkezine gidip şikâyette bulunmuştu.
Kulüpten aldıkları 500 bin doları kulüp genel müdürü Cenk Karayel’in bulunduğu Adana’ya götürmek amacıyla 06 DM… plakalı araçla giderken kendisi ile birlikte seyahat eden Süleyman K. isimli şahsın bir petrol istasyonunda ihtiyaç amaçlı durduğunu, bu esnada araçla kaçtığını, telefonunun da kapalı olduğunu polise ihbar etti. Sonrasında Süleyman K. ortaya çıktı. Yanında 500 bin dolar nakit para bulundu. İfadesinde parayı Osmanlıspor’dan aldığını ve Adana’ya götürdüğünü ifade etti. Kime gidiyordu para? Cenk Karayel’e! Şirketinin adındaki “sportif” ifadesi de bu geçmiş düşünüldüğünde şaşırtıcı değil. Ancak şirket yalnızca spor alanında kalmıyor.Tapu kayıtlarına göre AC Sportif, 7 Nisan 2017’de 5 bin 386 metrekare büyüklüğünde bir taşınmaz satın alıyor.
Taşınmazın edinildiği tarihte Ankara Büyükşehir Belediye başkanı hâlâ Melih Gökçek. Cenk Karayel’in kurduğu ve taşınmaz sahibi yaptığı şirketin yolu, iki yıl sonra doğrudan Gökçek ailesine çıkıyor. 31 Ekim 2019 tarihli pay devir sözleşmesiyle Karayel, AC Sportif’teki hisselerinin tamamını Hülya Gökçek’e devrediyor. İşlem 22 Kasım 2019’da ticaret siciline tescil ediliyor. Böylece yalnızca şirketin hisseleri değil, şirketin sahip olduğu 5 bin 386 metrekarelik taşınmazın kontrolü de Hülya Gökçek’e geçmiş oluyor. Ne kadar ödendi, Hülya Gökçek’e kaç liraya devredildi, açıklanmamış. Bu soruların yanıtını ticaret sicili ilanlarında göremiyoruz.”
Yine indi bu enflasyon!-Murat Muratoğlu (Nefes)
“Ne yazacağımı ben de bilemiyorum. Önceleri yönetenlere kızıyordum şimdi seçenlere… Hak ettik valla… Dibine kadar hem de…
Bakın, üç yıl önce başladık bu rejime… Doktor önlüğüyle geldiler: “Acı ilaç içeceğiz, kemer sıkacağız, sabredeceğiz…” Faiz “Yukarı”, kredi “Kapalı”, zamlar “Geçici”…
Millet dediklerini yaptı. Üç yıl dişini sıktı, kemerini sıktı, yumruğunu sıktı… Dün yine teraziye çıktık: Yıllık enflasyon yüzde 31.51.
Geçen ay 31.75’ti… Koca ayın hasadı çeyrek puan! Üstelik zam hızı düşmedi, arttı. Aylık enflasyon temmuzda 1.78’di, ağustosta 1.84 oldu. TÜİK’in ölçtüğü 174 harcama kaleminin 134’ünde fiyatlar yine arttı.
Yani hayat pahalanmaya devam ediyor. Yıllık oranın düşmesinin önemli nedeni de geçen ağustostaki yüzde 2.04’lük artışın hesaptan çıkıp yerine yüzde 1.84’ün girmesi. Üstelik aylık zam hızı temmuza göre düşmedi, yükseldi.
Bu arada geçen yıl demişken… Geçen yaz bu zamanlar enflasyon yüzde 32.95 açıklandı. Bir yılda indirebildikleri hepi topu 1.44 puan!
Ama üç yıllık programın sonunda hâlâ her yıl fiyatların üçte bir oranında arttığı bir ülkeye “Enflasyon sorununu çözdük” muamelesi de yapılamaz. Üstelik 2023’teki OVP’de 2026 enflasyon hedefi yüzde 8.5 idi…
Peki kişi başı gelir nasıl fevkaladenin fevkinde tuttu? Hedefin 5000 dolar üzerindeyiz ya…
2023 ve 2024 yıllarında öyle hayasızca oynadılar ki sayılarla… Artık kendileri bile baş etmekte zorlanıyorlar.
TÜİK’in enflasyon hesabı zaten yıllardır tartışılıyor. Ama enflasyonun kötü huyu şu: Her ay yeniden ölçülüyor.
Dört kişilik ailenin sadece mutfak masrafı 37 bin 388 lira… Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 48 bin 305 lira… Ya net asgari ücret? 28 bin 75 lira!
Daha nefes almdan maaş bitiyor. Sonra da soruyorlar; “Vatandaş niye kredi kartına yüklendi?” Ne yapsın? Fotosentez mi yapsın?
Zira enflasyonla mücadele için vatandaşa kemer sıktırıyorlar ama kamu tarafındaki makine gayet iştahlı çalışıyor.”
Berlin-Moskova hattında ‘hibrit tehditler’-Yücel Özdemir (Evrensel)
“Almanya Federal Başsavcılığı’nın 1 Eylül Salı günü, bundan tam bir ay önce, 4 Ağustos’ta Leipzig/Halle Havaalanında, Ukrayna’ya askeri mühimmat taşıyan kargo uçağının yanında bulunan patlayıcı yüklü insansız hava aracının (drone) Rusya tarafından gönderildiğini açıklaması hareketli saatlere, yeni yaptırım kararlarına vesile oldu.
Tunus ve Cezayir gezisinde bulunan Federal Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, doğrudan İrlanda’daki AB Dışişleri Bakanları toplantısına katılmak yerine Berlin’e geçerek, Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt ile birlikte Rusya’ya karşı yeni tedbirleri sıraladı.
İlk olarak Bonn’daki Rusya Başkonsolosluğu 18 Eylül’den itibaren kapatılırken, Berlin’deki Rus Evi’nin kira sözleşmesi iptal edildi, Rusya vatandaşlarına yönelik seyahat tedbirleri sertleştirildi. Başsavcılığın kararıyla, Rusya sadece müttefik Ukrayna’ya karşı savaşan bir ülke değil, aynı zamanda Almanya’ya karşı terör eylemleri gerçekleştirecek ülke haline geldi.
Almanya’nın ardından AB de harekete geçti. AB ülkeleri saldırıya uğrayan Almanya ile dayanışma mesajları yayınladı. Ayrıca, Almanya’nın NATO’ya 4. Maddesi çağrısı yapması gerektiğini ifade edenler de oldu. Ancak Alman hükümeti, henüz NATO Antlaşmasının 4. Maddesini uygulamaya koymak niyetinde değil. 4. Madde, NATO üyesi bir ülkenin dış tehdit altında olduğunu beyan etmesi durumunda müttefikler arasında istişare yapılmasını öngörüyor. Bu madde, ittifakın kuruluşundan bu yana dokuz kez kullanıldı. Bunların üçü, Rusya-Ukrayna savaşından bu yana gerçekleşti.
Dışişleri Bakanı Wadephul’un “Moskova hibrit saldırıyı başlattı ve Rusya artık sonuçlara katlanmak zorunda” şeklindeki açıklaması, Almanya’da Rusya karşıtı havanın sertleşerek devam edeceğini gösteriyor.
Saldırının arkasında Rusya’nın olduğunun resmi olarak açıklanması, ardından alınan kararlara Moskova’nın yanıtsız kalmayacağı bekleniyordu. Hatta Alman televizyonlarında hemen Rusya’nın atacağı adımlar sıralanmaya başlandı. Beklendiği gibi, Almanya’nın Moskova büyükelçisi dışişleri bakanlığına çağrılarak nota verildi. Rusya, dün sabah Berlin’deki Rus Evi’ne karşılık Goethe Enstitülerini kapattı. Bir sonraki adımda Bonn’a karşılık St. Petersburg’daki son konsolosluğun da kapatılması bekleniyor.
Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesinin ardından konuşan Rusya Devlet Başkanı Putin, Almanya’nın attığı adımları iç politikaya bağladı ve “Merz, Almanya’nın ulusal çıkarlarını korumadığı için halkın güvenini yitirdi” dedi. Rusya Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev ise daha sert bir tehditte bulundu: “Alman askeri teknoloji tesisleri doğrudan bir darbe hak ediyor.”
İki ülke arasında tansiyonun artmasına neden olan Leipzig/Halle Havaalanındaki patlayıcıların gerçekten Rusya’dan gelip gelmediği ise belirsiz. Başsavcılık, bütün izlerin Rusya’yı işaret ettiğini ifade etse de somut kanıtları ortaya koymuş değil. Olay sırasında bulunan patlayıcı maddenin Rus değil Çekya yapımı olduğu basında yer aldı.”
Faizden sonra para nereye gidecek?-Dr. Hakan Çınar (Dünya)
“Türkiye’de yatırımcıların son birkaç yıldaki en önemli sorusu, parasını nasıl büyüteceğinden çok nasıl koruyacağı oldu. Yüksek enflasyon, değişen faizler, döviz kuru, altındaki yükseliş, borsadaki dalgalanma ve hızla artan gayrimenkul fiyatları yatırım kararlarını her zamankinden daha zor hâle getirdi. Bugün ise yatırımcıların önünde yeni bir soru var, faizler gerilemeye başladığında para nereye gidecek?
Temmuz 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75 seviyesinde bulunurken politika faizi yüzde 37 düzeyinde. Yüksek faiz, birikimlerin önemli bölümünü mevduat ve para piyasası fonları gibi görece düşük riskli araçlarda tuttu. Ancak enflasyonun düşüş eğilimini sürdürmesi ve faiz indirimlerinin gündeme gelmesi, önümüzdeki dönemde yatırım tercihlerinin yeniden şekillenebileceğini gösteriyor. Çünkü para boşlukta kalmaz. Getiri azaldığında yeni bir adres arar.
Yüksek faiz döneminin en önemli kazananlarından biri mevduat oldu. Yatırımcı, piyasa dalgalanmalarına maruz kalmadan belirli bir vade sonunda ne kadar kazanacağını görebildi. Özellikle belirsizliğin yükseldiği dönemlerde bu öngörülebilirlik başlı başına bir avantaj hâline geldi. Ancak yatırımcı açısından önemli olan yalnızca bankanın sunduğu faiz oranı değildir. Vergi kesintisi ve gerçekleşen enflasyon sonrasında elde kalan reel getiriye bakmak gerekir.
Örneğin mevduat faizi yüksek görünürken enflasyon da aynı seviyelerde seyrediyorsa yatırımcı parasını nominal olarak artırabilir fakat satın alma gücünü aynı ölçüde yükseltemeyebilir. Ayrıca faizler gerilediğinde yeni açılan hesapların getirisi de düşecektir. Bu durumda birikimlerin bir bölümü alternatif yatırım araçlarına yönelmeye başlayabilir. Fakat bu geçişin bir günde ve aynı yöne doğru gerçekleşmesini beklemek doğru olmaz.
Faizlerdeki düşüşün borsayı destekleyebileceği genel olarak kabul edilir. Çünkü şirketlerin finansman maliyetleri azalabilir, tüketim ve yatırımlar canlanabilir, mevduatta bekleyen paranın bir kısmı hisse senetlerine yönelebilir. Fakat “Faiz düşerse bütün hisseler yükselir” şeklinde bir denklem yoktur. Faizlerin neden düştüğü en az düşüşün kendisi kadar önemlidir.
Enflasyon kontrol altına alındığı, ekonomik güven güçlendiği ve şirketlerin kârlılığı arttığı için faiz düşüyorsa borsa açısından daha sağlıklı bir ortam oluşabilir. Buna karşılık ekonomik durgunluk derinleştiği için faiz indiriliyorsa şirket bilançoları aynı ölçüde olumlu etkilenmeyebilir. Borsa İstanbul, ağustos ayını yüzde 6,5 yükselişle 14.334 puanda tamamladı. Ancak yatırımcı açısından endeksin yükselmesi kadar hangi şirketlerin bu yükselişi taşıdığı da önemlidir. Artık yatırımcıların yalnızca hisse fiyatına değil, şirketin iş modeline bakması gereken bir dönemdeyiz.”
Fatih Tekke üzerinden antrenör aklının eleştirisi-Müslüm Gülhan (BirGün)
“Antrenörlük sadece saha içi organizasyonlarla ilgili birikimleri futbolcular üzerinden bir sistem içinde sahaya yansıtmak değildir.
Saha içi kadar önemli olan, saha dışındaki paydaşları ve süreci yönetebilmektir. Yabancı kültürleri yönetmek, yıldız oyuncuları yönetmek, tüm takımı bir bütünlük içinde tutarak yönetmek, çıkabilecek krizleri yönetmek…
Bunların hepsi belirli donanımlara ihtiyaç duyar.
Entelektüel bir yapıya, haliyle bilgiye ve en önemlisi vizyona ihtiyaç vardır.
Bunlardan birinin bile olmaması, takımın kalite boyutu ne olursa olsun sorunu tetikler ve en kırılgan anda ortaya çıkarak birtakım değişimlere neden olabilir.
Fatih Terim ve Şenol Güneş dahil olmak üzere, tüm yerli antrenörlerin bu yönetim unsurları içinde muhakkak bir sorunu olmaktadır.
Antrenörlük, futbolculuktan ayrı ve farklı bir meslek olmasına rağmen, tüm yerli antrenörler futbolculuk hayatlarındaki örnekler ve etkileşimler üzerinden kendilerine bir antrenörlük formasyonu hazırlamaktadırlar. Bu durum, birçok sorunu da beraberinde sürecin içine taşımaktadır.
Futbolun siyasi kurgusuna ve politik etkisiyle bunun üzerinden sağlanan avantajlara girmeden süreci tanımlamaya çalışacağım. Çünkü bu da ayrı bir yazı konusudur.
“Rant” kurgusuna sahip olan futbolun parasal etkisi, antrenörlük mesleğinin tamamlanması gereken donanımları bertaraf ederek sürecin içine girmekte ve bu paylaşımın paydaşlarından olma dürtüsü içinde, eksiklerle kurulan iletişim neticesinde pozisyon almalarını zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluğun tanımını “doğru” olarak betimlemek büyük hata olur.
Bu profil içindeki yerli antrenörlerin eksiklikleri, yönetim eksiklikleriyle ve özellikle takım mühendisliği üzerinden yapılanmadaki yanlışlıklarla birleşerek sorunları tetiklediği gibi, yapılan hataların faturasının da antrenöre kesilmesine neden olmaktadır.
Bu kısır döngü artık Türkiye futbolu içinde bir yöntem haline geldi ve tüm spor kamuoyu tarafından da benimsendi.
Haliyle artık antrenörler, her olumsuzlukta yaşayacakları bu yöntemin sonuçlarına maruz kalacakları için neredeyse her olumsuzlukta önlem almaya çalışmaktadırlar.
Acı ama gerçek bu…
Tabii ki yabancı antrenörler de bundan nasibini almakta. Unutmayın, Del Bosque böyle bir yöntem üzerinden kovuldu.
İşte Fatih Tekke süreci buna çok iyi bir örnektir.
Süreci yönetememe nedenleri, içindeki eksiklikleri gereksiz söylemlerine ve Ferencváros maçı sonrası hiç gereği yokken istifasına neden olacak bir “önlem alma” kaygısıyla hareket etmesine neden oldu. Aslında ona baktığınız zaman bunun bir zorunluluk olduğunu da görebilirsiniz.
Takım kurma mühendisliğinin, Salah ayrıntısının kendisinin dışında gelişmesi ve bunu yönetme krizini yaşayacağı baskısını hissetmesi; onu yalnızlığa ve başarısız olma kaygısının içine iterken, sonuca ve skora bağlı beklentilerdeki sorunlar ister istemez onun aleyhine gelişmelere neden oldu.
İletişim sorunları yaşamasının temel dayanağı, entelektüel sorunları ve kullanacağı kelime haznesindeki sıkıntılarıdır. Doğrudan başından konuşmak yerine konunun sonuna girerek tartışılması konusunda kapı aralaması, ilk kırılganlıkta istifa etmesine veya gönderilmesine neden olacağının açıkça göstergesiydi.
Kulüpteki iletişim sorunu, Fatih Tekke’deki iletişim sorunu; takıma, yönetime ve kendisine zarar verdi. İlk mağlubiyette -bu Amedspor değil, hangi maç olursa olsun- bu sonuca mahkûmdu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
