Salı, 14 Tem 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 9 Temmuz 2026 19:44
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

NATO’nun Türkiye örgütlenmesi!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

Boş kent haline gelen başkent Ankara’da dün başlayan NATO zirvesi, gerek içimizde gerekse dışımızda pek çok yeni adımın başlangıcı olacak.

NATO’nun kuruluşundan Soğuk Savaş dönemindeki rolüne kadar pek çok evresi gazetemiz Cumhuriyet’te değişik boyutlarıyla konu edildi.

Gündemdeki sıcak soru şu:

NATO, bu aşamadan sonra nasıl bir değişim ve başkalaşım içine girecek?

Sıcak konular: Ukrayna ve İran!

Ukrayna Rusya’nın, İran da ABD’nin istediği gibi ilerlemedi.

Ukrayna-Rusya savaşı fiilen NATO-Rusya savaşı gibiydi. Trump, ABD-İran savaşında da NATO’nun benzer bir konumda olmamasına fena halde bozuldu. NATO’dan çıkmayı dile getirecek kadar ileri gitti ama bunun gerçekçi olmadığını kendisi dahil herkes biliyordu.

Böylesi zirvelerde çerçeve çizilir. İçi adım adım doldurulur. Yapılan açıklamalardan, kimi yapı değişikliklerinden, küresel dengelerden NATO zirvesine yansıyan maddeleri şöyle özetleyebiliriz:

1- Soğuk Savaş’tan sonra NATO kendisine “alan dışı” iş buldu. Başta Afganistan olmak üzere terörizmle mücadeleyi de kapsama alanı içine kattı. Başından beri ABD’nin çıkarlarına endeksli işleyen NATO çarkı, Trump’ın her şeyi çok açık ifade etmesinin de etkisiyle yeniden yapılanıyor.

2- Avrupa bu yapılanmada cüzdanını taşın altına koymaktan daha ileri bir adım atmama eğiliminde. Örneğin, Avrupa ordusu kurmak gibi temeli atılmış ama yaşama geçmemiş planlara soğuk. Trump’ın, “Herkes toplam bütçesinin yüzde 5’ini savunmaya ayırsın” çıkışı taksit taksit karşılık buluyor.

3- Türkiye bu noktada Avrupa’dan Atlantik’e herkesin kapsama alanı içinde. Bütün liderlerin Türkiye’nin savunma sanayisini övme yarışına girmesi boşuna değil. İktidarın da “Avrupa’nın güvenliği Türkiye olmadan inşa edilmez” demesi hayli davetkâr!

4- Türkiye nasıl bir rol alacak? Türkiye’de bu kapsamda ne tür adımlar atılacak? Bunun karşılığında Türkiye’nin özellikle ABD’den istedikleri yerine getirilecek mi? Bu hassas sorular dün çok az yanıt buldu, belki bugün biraz daha aralanır. Trump dün Ankara’da, “Türkiye’ye yönelik yaptırımların kaldırılabileceğini söyleyebilirim” dedi. Bunun Türkçesi açık:

Şu aşamada kaldırılmayacak!

5- Türkiye’de boğazlardan Adana’ya NATO merkezli kimi yeni yapılanmaların olduğu bir süredir konuşuluyor. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye’nin genel güvenlik mimarisi NATO ile biraz daha entegre hale gelecek. Belki de kimi klasik yapıların adı değişecek.

6- Ankara zirvesi küreselleşmenin kürede selleşmeye evrildiğini somut biçimde gösterdi. Daha açık ifadeyle ABD-İngiltere hattı yakın gelecekte daha yüksek gerilimler beklentisiyle hazırlık yapıyor. Bu, ülkesel ve küresel olarak “daha az demokrasi” anlamına gelebilir!”

Kendimizi olduğumuz gibi tanıttık!-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Ankara’da dün başlayan NATO Zirvesi konusunda uluslararası medyada iki başlık vardı.

– Birinci başlık Türkiye’ye dün gelen ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO Zirvesini rehin aldığına dair yorumları içeriyordu.

Avrupa ülkelerinin Trump’a “Avrupa savunmaya daha fazla para harcıyor” mesajı vermek için kesenin ağzını açtığına dikkat çekilen haberlerde, “NATO Trump’ı ittifakta tutmak için çek defterlerini açıyor” yorumu öne çıktı.

Zirvenin ABD’nin Avrupa güvenliğindeki bilindik rolünü azalttığı bir döneme denk geldiği vurgulanıyor.

Zirvenin özetini ise Batılı diplomatlar yapıyor: “Bütün zirve tek bir kişiyi mutlu etmeye odaklandı…”

Yani Trump doğası gereği Ankara’da acayip rol çalmış vaziyette. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ve Türkiye’nin öne çıkması gerekirken, herkes Trump’ı konuşup yazıyor.

– İkinci başlık ise ev sahibi Türkiye’nin zirveyi bahane ederek kendi insanlarına karşı hayata geçirdiği baskı uygulamalarıydı.

Trump zirve konusunda rol çalmayı başarmış ama AK Parti iktidarının baskıcı uygulamalarının uluslararası medyanın dikkatini çekmesini engelleyememiş.

Dünyanın en çok okunan bütün gazeteleri, Türkiye’nin insan hakları savunucularına, TEMA’cılara, gazetecilere ve akademisyenlere yönelik gözaltı uygulamalarını, gösteri yasaklarını, bağımsız medya üzerindeki baskıları, gazetecilere uygulanan yasakları, basın özgürlüğü ihlallerini detaylıca anlatmışlar.

Daha önceki zirveler için Türkiye’ye gelen yabancı gazeteciler zirve magazini yaparken “baklava çok güzel, döner çok güzel” tarzı cümleler kurardı. Bu defa Ankara’ya gelen gazeteciler iktidarın aldığı polisiye önlemleri öne çıkarmış.

Örneğin AP ajansının ve ABC Televizyonunun muhabirleri Ankara’yı şu gözlemlerle aktarmış:

“On binlerce polis, keskin nişancılar, hava savunma sistemleri, kilometrelerce kapalı yol, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi çevresindeki olağanüstü güvenlik…

Türkiye şimdiye kadarki en kapsamlı NATO güvenlik operasyonlarından birini yürütüyor.”

Yabancı meslektaşlarımın gözlemlerine ben de bir cümleyle katkıda bulunayım:

Batılı liderler kendileri için kapatılan, kuş uçurulmayan, gösterici coplanan Ankara’nın boş sokaklarında ilerlerken kendilerine Varşova Paktı üyesi bir Sovyet cumhuriyetinin ruhu eşlik ediyor gibiydi.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte “protesto bir haktır”, “basın özgürdür” gibi altı boş cümleler kurarken, Ankara sokaklarında tam tersi uygulamalar yaşanıyordu.”

Haberden kaçınma: “İzlesem ne değişecek?”-Can Ertuna (BirGün)

“Deniz Göktaş, pimini çekip Türkiye gündemine bıraktığı Harbiye gösterisine tarikat ve çete esprileriyle başlayıp şöyle devam etti: “… Yüzü düşenler oldu, eğlenmek için bile Türkiye gündemini takip etmemiz mi gerekiyor? Gösteri “full” Türkiye gündemi… Kimseyi arkada bırakmayacağız, gösteri bittiğinde ben ne biliyorsam siz de onu biliyor olacaksınız”.

Göktaş, bir yandan apolitik ya da mahcup, üstü kapalı taşlamalara sıkışan ana akım komediye karşı çıkıyor, diğer yandan da sözü gündemden ya da haberden kaçınmaya getiriyordu: “En baştan başlayayım, ne olur ne olmaz, işi garantiye alalım: İmamoğlu’nu aldılar, böyle bir durum var. Telaş yapmayın…”

Geçtiğimiz hafta, yapay zekâ uygulamalarının gazetecilikte yarattığı dönüşüme ilişkin yazıda Oxford Üniversitesi bünyesindeki Reuters Enstitüsü’nün kısa süre önce yayımladığı yıllık rapora değinmiştim. Bu araştırmada dünyada haberden kaçınma oranı da ölçülüyor ve Türkiye %60’lık oranla araştırmanın kapsadığı 48 ülke arasında Hırvatistan’ın ardından ikinci sırada. Diğer ülkelerde bu oran ortalama %42. Araştırma 2026 yılında ocak ayı ortasından şubat sonuna kadar açık tutulan bir çevrimiçi anket üzerinden yürütülüyor. Dolayısıyla kapsayıcılığı bu ankete erişip yanıt verebilen internet kullanıcılarıyla sınırlı. Ancak elde daha kapsamlı ve kapsayıcı bir veri seti bulunmadığı sürece akademik çalışmalarda da sıklıkla referans verilen bir çalışmadan bahsediyoruz. Zira bu veriler genel gözleme dayalı eğilimle de uyuşur nitelikte.

Haberden kaçınma, genellikle haberlere karşı aktif veya kasıtlı bir direniş ya da habere ulaşmayı reddetmek olarak tanımlanıyor. Bu, kişinin haberleri tamamen görmezden gelmesinden, belirli konu veya kaynaklardan bilinçli olarak uzak durmasına kadar farklı biçimlerde ortaya çıkabilen bir tutum. Gündelik hayatımızda bunun tercümesi “ben artık haber izlemiyorum”, “haberlere katlanamıyorum”, “haber görmeye dayanamıyorum” cümleleri.

Televizyonda haber izlemesek bile sosyal medya üzerinden sürekli habere maruz kalıyoruz. Haberden kaçınmak isteyenlerin bile önüne haber düşüyor. Algoritmalar her ne kadar izleyicinin tercihine göre içerik akışı belirlese de, haber bazen eğlence içeriğinin arasına sıkışabiliyor. Ya da eğlenceli içerik gibi gözüken haberler algoritma duvarının çatlaklarından sızabiliyor.

Haberden kaçınmanın bir nedeni zaten bu bombardımandan yılmak. Ancak bir diğer önemli sebep kaygıdan uzaklaşma çabası. “Haberlerin hissettirdikleri: haberden kaçınmanın ve siyasi katılımın önünde bir engel olarak öngörülen kaygı” adlı çalışmada “haber izlemeyenlerin” farklı gerekçelerine değiniliyor. Genel olarak bazı insanlar dönem dönem kaygı seviyelerini aşağı çekmek için haberden uzaklaşırken, bazıları zaten haberle ilişki kurmayacakları bir yaşamı tercih ediyor. Örneğin, 15 Temmuz’dan iki gün sonra gelip “aaa darbe mi olmuş?” diyenler bu ikinci gruptan. Bunun arkasında kaygıdan uzaklaşma çabasının yanı sıra güncel gelişmelerin bazı gündelik yaşam pratiklerini hemen sarsmaması var. Ateş bacayı sarana kadar “habersiz” bir yaşama devam ediliyor.”

NATO 3.0 ve Türkiye: Yeni güvenlik düzeninde stratejik güç-Şevket Sayılgan (Dünya)

“7-9 Temmuz 2026 tarihle­rinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi, İttifak’ın değişen uluslararası güvenlik mimarisi­ne uyum sürecinde yeni bir para­digma değişimini temsil etmekte­dir. Literatürde giderek daha fazla kullanılan “NATO 3.0” yaklaşımı; Soğuk Savaş döneminin kolektif caydırıcılık ve toprak savunması­nı esas alan NATO 1.0 anlayışı ile 11 Eylül sonrasında terörizm, kriz yönetimi ve sınır ötesi operasyon­lara odaklanan NATO 2.0 döne­minin ötesine geçerek güvenliği çok boyutlu bir perspektifle yeni­den tanımlamaktadır

Günümüzde 32 üyeden oluşan NATO, yaklaşık 58 trilyon ABD doları büyüklüğündeki toplam ekonomik kapasitesiyle dünya nominal gayrisafi yurt içi hası­lasının yaklaşık %55’ini temsil eden, küresel ekonominin ve gü­venlik mimarisinin en güçlü ku­rumsal yapısı konumundadır. İttifakın toplam 3,3 milyonun üzerinde aktif askeri persone­li bulunurken, personel büyük­lüğü açısından ilk beş ülke sıra­sıyla Amerika Birleşik Devlet­leri, Türkiye, Fransa, Polonya ve İtalya olarak öne çıkmakta­dır. Bunun yanında NATO ülke­leri, küresel askeri harcamaların da yaklaşık %55’ini gerçekleştir­mektedir. Bu niceliksel büyük­lük, NATO’nun yalnızca aske­ri bir ittifak değil; aynı zamanda küresel ekonomik üretim, tekno­loji geliştirme kapasitesi ve sa­vunma sanayii ekosistemini şe­killendiren stratejik bir güç mer­kezi olduğunu göstermektedir

Bu yeni konsept; klasik aske­ri kapasitenin yanı sıra yapay zekâ, siber güvenlik, uzay teknolojileri, kri­tik altyapıların korun­ması, enerji arz güven­liği, kritik mineraller, tedarik zinciri dayanık­lılığı, savunma sanayii entegrasyonu ve ekono­mik direnç gibi alanları kolektif güvenliğin ay­rılmaz bileşenleri ola­rak kabul etmektedir. Dolayısıy­la NATO, yalnızca askeri bir sa­vunma ittifakı olmaktan çıkarak teknolojik üstünlük, ekonomik sürdürülebilirlik ve stratejik da­yanıklılık ekseninde şekillenen kapsamlı bir güvenlik ekosiste­mine dönüşmektedir. Bu nedenle 2026 NATO Zirvesi, yalnızca İtti­fak’ın yeni stratejik vizyonunun ilan edildiği bir toplantı değil; ay­nı zamanda Türkiye’nin askeri, siyasi ve ekonomik konumunun önümüzdeki on yıla ilişkin fırsat ve risklerini yeniden tanımlayan kritik bir dönüm noktası olarak değerlendirilmelidir.

1949 yılında kurulan NATO’ya Türkiye’nin 1952’de katılmasıy­la başlayan yolculuk, bugün yal­nızca bir askeri ittifak üyeliği ol­maktan çıkmış durumdadır. Zir­venin gündemi artık yalnızca tank, uçak ve füze sistemlerin­den ibaret değil; savunma sanayi, yapay zekâ, siber güvenlik, kritik altyapılar, enerji güvenliği ve sa­vunma üretim kapasitesi de itti­fakın temel öncelikleri arasında yer alıyor.”

TL’nin değeri-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)

“Şimdi “Galiba Merkez Bankası’nın da kafası karışık; TL için hem değerli, hem değersiz şeklinde yorum yapıyor” desem; eminim “Olur mu öyle şey, Merkez Bankası bu konuda net duruşa sahiptir” diye karşı çıkarsınız.

Ama ne benim aktardığım bilgi tam doğru, ne karşı görüş olarak dile getirilmesi muhtemel olan.

Çünkü Merkez Bankası’nın Türk parasının değerinin gerçek anlamda düşük ya da yüksek olduğuna ilişkin somut bir değerlendirmesi yok, olamaz da zaten.

Ama Merkez Bankası reel efektif döviz kuru hesaplaması yoluyla Türk parasının diğer paralar karşısındaki değerine ilişkin bilimsel bir veri koyuyor ortaya.

İşte bu veri de Türk parasının reel olarak hem çok değerli olduğu sonucunu da veriyor, hem de değersiz olduğu sonucunu.

Daha önce de kaç kez vurgulandı kim bilir; hangi tarihin esas alındığına ve hangi fiyat endeksinin kullanıldığına bağlı olarak Türk parası için değerli sonucuna varmak da mümkün, değersiz sonucuna varmak da. Ayrıca değerli ya da değersiz, çok farklı oranlar ortaya çıkacağı da bir gerçek.

Peki doğru ne, doğru oran ne?

Yok, Türk parası için böyle bir oran vermek

mümkün değil. Hatta biraz önce de ifade ettiğim gibi “Türk parası reel olarak çok değerlidir ya da değersizdir” demek bile mümkün değil.

Tekrar edeyim; nereden baktığınıza, yani hangi tarihi baz aldığınıza ve hangi fiyat endeksini kullandığınıza bağlı olarak çok farklı yönler ve çok farklı oranlar bulabilirsiniz.

Reel değer hesaplamasında değişik sonuçlar elde edilmesinde en büyük etkenlerden biri hiç kuşku yok ki kullanılan fiyat endeksi.

Öncelikli soru şu; bu hesaplamada hangi fiyat endeksini kullanmak daha doğru? Tüketici fiyat endeksini mi, yurt içi üretici fiyat endeksini mi?

Bir başka soru da şu; hangi endeksle yapılan hesaplama, hangi kesimler için doğru sonuç verir?

Fiyat endeksleriyle ilgili en temel soru başka aslında; acaba endeksler fiyat artış hızını doğru ölçüyor mu?

Herhangi bir ayda gerçek fiyat artışı örneğin yüzde 5 düzeyindeyken endeks bunu bir şekilde yüzde 3 ölçmüşse ve o ay nominal kur da yüzde 3 artmışsa Türk parasının değerinde reel anlamda değişiklik olmamış görünür. Oysa gerçek enflasyon daha yüksek olduğu için Türk parası reel anlamda değer kazanmaya devam eder.

Türkiye belki de uzun yıllardır zaten bunu yaşıyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Türkiye’nin NATO macerası
Sonraki Makale CAATSA yaptırımları nedir?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Günlük

İsrail Parlamentosu “çark etti…”

Medya Günlüğü
14 Temmuz 2026
GünlükManşet

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
14 Temmuz 2026
GünlükManşet

Yeşil sahadaki “parlamento”

Medya Günlüğü
14 Temmuz 2026
GünlükManşet

“Fakat onlar eskimiş insan”

Medya Günlüğü
14 Temmuz 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?