Bu öfke iz bırakır!-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
“Siyasette iki kere iki her zaman dört etmez. Gün olur üç eder, gün olur sekiz!
Bu toplama, çıkarma işlemini millet yapar. Yakın-uzak geçmişte masadaki hesabın sandığa uymadığı çok seçimler olmuştur.
Butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığı’na atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yükselen öfkeye ilişkin tutumu da masa başında yapılmış bir hesaba benziyor. Kemal Bey; öfkenin en çok üç-dört hafta içinde dineceği düşüncesini çevresiyle de paylaşmış. Bu kulis bilgisini genel merkezin sözcülüğünü üstlenen Müslim Sarı da doğruladı. Arkadaşımız İklim Öngel’le söyleşisinde “güçlü tepkiyi” kabul etti, ancak her geçen gün kırılmakta olduğunu, devamında biteceğini söyledi.
Bize göre bu hesap yanlış!
Siyasette genel olarak halkın reflekse dayalı tepki verdiğine inanılır. Refleks, sözcük anlamıyla ani ve kalıplaşmış olarak verilen tepkiyi ifade ediyor.
Öncelikle şunu vurgulayalım; CHP’ye yapılanlara öfke, sadece CHP tabanında değil, CHP’li olmayan ama ülkede en azından seçme-seçilme hakkının korunmasını benimseyen kesimler de en az CHP’liler kadar öfkeli.
Diyelim ki öfke dindi. Dinse bile iz bırakır!
Nasıl bir iz bırakır?
Değişik zamanlarda şunu söyleyen insanlar tanıdım:
-Futbol oynarken ayağım kırıldı.
Birkaç ay sonra iyileşti. Doktor, “Normal yaşantını sürdürebilirsin ama artık eskisi gibi futbol oynayamazsın” dedi. O gün futbol hayatım bitti!
Kemal Kılıçdaroğlu öyle bir güven kırılması yarattı ki! Bu kırılma kendi deyimiyle, unutulsa, iyileşse bile iz bırakır. Eskisi gibi siyaset yapmasına izin vermez!
Ancak Kılıçdaroğlu’nun kırılmanın boyutu ne olursa olsun devam kararı aldığı anlaşılıyor. Önümüzde iki sıcak gün var. Birincisi bugünkü CHP grup toplantısı, ikincisi 11 Haziran Perşembe günü Kılıçdaroğlu’nun çağrısıyla toplanacak 2020 yılında seçilmiş, 4-5 Kasım 2023’teki 38. olağan kurultaya dek varlığını sürdüren parti meclisi (PM)!”
Aldın mı başına belayı-Can Ataklı (Nefes)
“İş insanı Rahmi Koç, sahibi oldukları bir hastanenin açılışında anlattığı fıkra nedeniyle bir anda hedef tahtasına oturdu.
Başta DEM Partililer olmak üzere AKP’liler ve muhalefet içindeki bazı kesimler bu fıkranın Kürtleri aşağılamak için anlatıldığını söylüyor.
Pazar günü yazdığım gibi bana göre Rahmi Koç ne Kürtleri aşağılamak istemiştir ne de bunu kasıtlı olarak anlatmıştır.
Ancak tuhaf biçimde önce adalet bakanı soruşturma açıldığını uzun bir açıklama ile duyurdu.
AKP sözcüsü Ömer Çelik ağır bir açıklama yaptı
Ama sonra neler oldu.
Koç Holding şirketleri silahlı saldırıya uğramaya başladı.
Önce İstanbul’da sonra Antalya’da Oto Koç merkezleri kurşunlandı.
Ardından Diyarbakır’da Koç Holding’e ait olan Yapı Kredi bankasının bir şubesi kurşunlandı.
Bu yazı yayınlandığı sırada belki başka yerlere de saldırılar olmuş olabilir.
Ayrıca Kürt gruplar ve bazı dinci kesimler de Koç ürünlerine boykot çağrıları yapıyorlar.
Saray ve AKP’liler bu durumdan memnunlar mı?
100’üncü kuruluş yılını görkemli törenlerle kutlayan, 6 bin çalışanı ile Anıtkabir’i ziyaret eden Koç grubunu hizaya getirmek için yapılan bu hamlenin başka bir kin ve nefret duygularına yol açtığının farkındalar mı?
Etnik siyaset üzerinden insanları karalamak, hedef göstermek ilk anda “nasıl da hadlerini bildirdik” duygusuna yol açabilir ama bu tür hassas noktaları çomaklamak sonunda bunu yapanın başına bir bela olarak geri döner.
AKP iktidarı Koç Holding’e haddini bildirmek isterken telafisi mümkün olmayan bir belayı da Türkiye’nin başına sardı.
Ne yazık ki gerçek bu.”
“Arnavut inadı”na saygıyla!-Umur Talu (T24)
“Bir hesaba göre 1.5 milyon dense de, İçişleri rakamlarına göre Türkiye’de 5 milyon kadar “Arnavut kökenli” varmış.
Beşi de bir midir, bilemem ama, Arnavutluk’la, yani devletinden ziyade halkıyla ne kadar gurur duysalar yeridir!
Daha uzaklara gitmeye gerek yok; Sırbistan, Bulgaristan, Macaristan gibi ülkelerde “halk, gençler, duyarlılık” bir dolu şey anlatıyor.
Arnavutluk’ta olan biteni duymuş, görmüşsünüzdür muhtemelen: Trump’ın damadı, İsrail kankası, İran’a saldırının heyecanlı iç güveysi Jared Kushner, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın da büyük desteğiyle devasa bir tatil köyü kurmaya soyunmuştu.
4 milyar dolarlık yatırım, doğal bir koruma alanında projelendirildi ve ilk kazmalar vuruldu. Fakat Arnavutluk halkı “kazma” değildi! Hem bu karar hem de inşaat alanında bir protestocunun yerlerde sürüklenmesi “Arnavut damarı”na bastı!
Başkent sokakları protestocularla doldu. Öyle bir günlük değil. İnatla, ısrarla. Başbakan da (tabii o da Arnavut olduğu için) inat ediyor, bu projenin ülke turizmini “Şampiyonlar Ligi”ne sokacağını filan vazediyordu.
Ama halkın inadı durmadı. Protestoların yoğunlaşması üzerine, bizdeki MASAK’ın muadili gibi bir kurum olan, yolsuzluklarla mücadele merkezi diyelim, SPAK proje hakkında soruşturma başlattı ve bağlantılı tüm hesaplar ile varlıkları dondurdu.
Halkın sloganı şuydu: “Arnavutluk satılık değildir!” Aynı anda, 5 milyon “Arnavut kökenli”nin yaşadığı başka bir ülkede ise, halkın sofrasını kazıyan, çocukların geleceğini rendeleyen bir iktidar, “yabancı sermayeye sıfır vergi bayramı”nı ilan etti. Para nereden, nasıl gelip nereye giderse artık.
Hukuk yoktu ama kıyak vardı işte! Kapitülasyonlar kaldırılmıştı oysa!
5 milyon “Arnavut kökenli” bu konularda ne düşünür bilemem ama, yüzbinlerce Arnavutluk vatandaşı belli ki böyle yağmalardan pek hoşlanmıyor.
Sırplar da öyle yapmıştı açıkçası: Bir “Trump Oteli” projesine karşı halk (tabii bir kısım halk) ayaklanmış, püskürtmüştü.”
Kaplumbağa hızında dezenflasyon-Servet Yıldırım (ekonomim.com)
“Bundan üç yıl önce 2024-26 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Programı açıklarken 2026 sonu için yüzde 8,5 enflasyon hedefi koymuştuk. Aradan neredeyse üç yıl geçti ama hedefe ulaşmak bir yana, yanına bile yaklaşamadık. Yaklaşamayınca da hedefimizi kademeli olarak yüzde 24’e yükselttik. Üstelik bu yeni hedefi tutturabileceğimizden de emin değiliz.
Mayıs ayı verileri enflasyonda sert bir bozulmaya işaret etmese de fiyat artışlarının beklenenden daha dirençli seyrettiğini ortaya koydu. Dezenflasyon süreci devam ediyor; ancak beklenenden çok daha yavaş ilerliyor.
Mayıs ayında tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 1,71, üretici fiyatları (ÜFE) ise yüzde 2,75 arttı. Enflasyonun ana eğilimine ilişkin daha sağlıklı bir gösterge olarak kabul edilen çekirdek enflasyon ise yüzde 2,92 olarak açıklandı. Öte yandan, son Enflasyon Raporu’nda TCMB yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 16’dan yüzde 24’e yükseltilmiş, enflasyon tahmini ise yüzde 26 olarak belirlenmişti.
Bu çerçevede mayıs ayı gerçekleşmelerini söz konusu hedef ve tahminlerle karşılaştırmakta fayda var.
Veriler, yapılan revizyona rağmen TCMB’nin yüzde 24’lük hedefiyle uyumlu görünmüyor; yüzde 26’lık tahminle ise ancak sınırlı ölçüde örtüşüyor. Özellikle çekirdek enflasyonun seyri, dezenflasyon sürecinin arzu edilen hızda ilerlemediğine işaret ediyor.”
Bütçede faiz dışı kontrolde, faiz hala zorluyor-Naki Bakır (Dünya)
“Ocak-mayıs döneminde 1 trilyon 239,6 milyar lira ile ilk beş aylık dönemler itibarıyla tüm yılların en yüksek faiz ödemesi gerçekleşti. İlk beş ayda kontrole alınan faiz dışı harcamalar reel olarak yüzde 2,2 azalırken, faizdeki cari artış yıllık enflasyonu ikiye katladı.
Yılın ilk beş ayında kamunun büyük ölçüde kontrol altına alınan faiz dışı harcamaları reel bazda gerilerken, faiz ödemelerindeki cari artış neredeyse yıllık enflasyonu ikiye katladı. Ocak-mayıs dönemindeki faiz ödemesi, ilk beş aylık dönemler itibarıyla tüm yılların en yüksek düzeyine ulaştı ve yüksek tutarda nakit açığına yol açtı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı genel bütçeye dahil idarelerin nakit bazda giriş ve çıkışlarını gösteren “Hazine nakit dengesi” verilerine göre ocak-mayıs döneminde gelirler önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 34 artışla 6 trilyon 426,7 milyar liraya ulaştı, harcamalar ise yüzde 33,5 artışla 7 trilyon 537,3 milyar lira oldu. Özelleştirme ve fon geliri olarak 129 milyar liralık bir giriş de kaydedilen bu dönemde Hazine nakit dengesi 1 trilyon 108,4 milyar lira açıkla bağlandı. Nakit açığı geçen yılın aynı dönemindekinin yüzde 32,3 üstünde gerçekleşti.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Tüketici Fiyat Endeksine (TÜFE) göre mayıs sonu itibarıyla yüzde 32,61 olan enflasyonla indirgendiğinde nakit gelirlerde yüzde 1,1, giderlerde yüzde 0,7 reel artış, nakit dengesinde ise reel bazda yüzde 0,3’lük bir küçülme olduğu belirlendi.
İlk beş ayda verilen yüksek nakit açığı, esas olarak geçmiş dönemdeki borçlanmalara ait olan ve bu dönemde gerçekleştirilen rekor düzeydeki faiz ödemelerinden kaynaklandı.
Hazine’nin bu dönemdeki nakit harcamalarının 6 trilyon 297,7 milyar liralık bölümünü oluşturan faiz dışı harcamalar önceki yıla göre artış yüzde 29,6 ile enflasyonun altında artarken, faiz ödemeleri yüzde 57,6 ile neredeyse yıllık enflasyonu ikiye katlayan bir artışla 1 trilyon 239,6 milyar liraya ulaştı. Bunun da ilk beş aylık dönemler itibarıyla tüm yılların en yüksek faiz ödemesi olduğu belirlendi. Enflasyondan arındırıldığında faiz dışı harcamaların reel olarak yüzde 2,2 azaldığı, faiz ödemelerinin ise yüzde 18,8 oranında reel artış kaydettiği belirlendi. Ocak-mayıs dönemleri itibarıyla faiz ödemelerinin geçen yıl nakit bazda toplam giderler içindeki yüzde 16,4 olan payı, bu yıl aynı dönemde yüzde 19,3’e yükseldi. Ancak aylık bazda ise bu yılın en düşük faiz ödemesi mayısta gerçekleştirildi. Ocak ayında 453,7 milyar lira ile tüm yılların rekorunu kıran faiz ödeme miktarı, şubat ayında 183,3 milyar liraya düşmüş, martta 230,6, nisanda da 248 milyar lira olmuştu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
