Pazartesi, 20 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 20 Nisan 2026 05:53
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

ABD’nin ‘Osmanlı 2.0’ mesajının anlamı-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)

“ABD Büyükelçisi Tom Barrack dışında kim “Türkiye ve İsrail liderlerinin karşılıklı sert söylemleri sadece siyasi retoriktir” dese savcılıklar anında harekete geçerdi!

Ancak söyleyen ABD Büyükelçisi Barrack olunca söyledikleri kamuoyunda sıkıntı yaratmasın diye yine görmezden ve duymazdan gelindi. İktidarın sözcüleri Barrack’a haddini bildirmedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Barrack’ın “persona non grata” yani “istenmeyen adam” ilan edilmesini istemesi ise önemle not edilmeli.

Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’ndaki konuşması, devletin ajansı tarafından da hakkıyla verilmedi, bu nedenle haliyle gazetelere de çok iyi yansımadı.

Neden? Çünkü işadamı kökenli Tom Barrack, ABD’nin Türkiye planlarını açık açık dile getirdi. Bu “rahatlığının” nedenlerinin başında elbette Trump-Erdoğan ilişkisine duyduğu güven var.

Nitekim konuşmasında bunu şu netlikte dile getirdi: “Son 16 ayda, ABD ile Türkiye ilişkilerinde son 15 yıldan daha fazla ilerleme kaydedildi.”

Barrack, bu ilerlemenin unsurlarından biri olan Ankara’nın Hamas’ı ikna etme sürecini de konuşmasında, kimin kimi hangi saatte ne için aradığına kadar ayrıntılı anlattı.

Barrack’ın konuşması daha çok monarşi mesajıyla öne çıktı. ABD Büyükelçisi Tom Barrack Ortadoğu’da demokrasilerin başarısız olduğunu söyleyerek “meşruti monarşi” ya da “merhametli monarşi” önerdi.

Böylece Barrack, emperyalizmin hedeflerini açıkça ortaya koymuş ve uzun yıllardır sürdürülen “demokrasi götürme” yalanının maskesini de çıkarmış oldu. (Nitekim Trump ve adamları, öncekilerden farklı olarak bu türden maskelere hiç ihtiyaç duymuyorlar, ağızlarına geleni doğrudan söylüyorlar.)

Peki nereden çıktı bu monarşi, hele de merhametli monarşi? İşte asıl mesele orada…

ABD Büyükelçisi Barrack’ın asıl dikkat çekici sözleri şunlardı: “Uyanıyorsunuz Tel Aviv’de, gazetelere bakıyorsunuz ve ne görüyorsunuz? Osmanlı İmparatorluğu 2.0’ın yeni bir versiyonunu görüyorsunuz. İşte İsrail şu anda Türkiye’nin olması gerektiği görüntüyü görüyor. Ve Türkiye de sabah uyanıyor, İsrail 2.0’u görüyor.”

Komisyon kurarak çocuklar kurtulmaz-Nuray Babacan (Nefes)

“TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un art arda yaşanan okul saldırılarından sonra, “Amasız, fakatsız hiçbir tereddüt olmadan süratle komisyon kurulmalı” sözleri, zaman kaybı ve yanıltmacadan başka bir şey değil.

Meclis araştırma komisyonlarının aylar süren çalışmalarının ardından ortaya koyduğu önerilerin idare açısından hiçbir bağlayıcılığı yok. Ayrıca, sorunun çözümü için hızla karar almak, ilgili bakanların ve iktidarın görevi.

Meslek hayatımın 25 yılını TBMM koridorlarında geçirmiş biri olarak, araştırma komisyonlarının işlevsizliği konusunda derin gözlemlerim var. Her yasama döneminde en az 15 araştırma komisyonu kurulur. Her biri en az üç ay çalışır, uzmanlar dinlenir, sonra rapor hazırlanarak öneriler sıralanır.

Son yasama döneminde 7 komisyon kuruldu ve bunların ikisi çocuklarla ilgili. “Çocukların Her Türlü Şiddet, İhmal ve İstismardan Korunması Komisyonu ve Çocukların Suça Sürüklenmesine Yol Açan Nedenlerin İncelenmesi Komisyonu”. Şimdi bir yenisi öneriliyor. Konuşulmadık ne kalmış olabilir ki?

Oysa komisyon raporunun bekleneceği o üç ay içerisinde, ilgili kurumlar ve bakanlıkların çoktan harekete geçmiş, eksik ve yanlış ne varsa düzeltmiş, yeni düzenlemeleri meclis gündemine getirmiş olması gerekmez mi?

Siyasette çoğunlukla komisyon kurmak bir işi askıya alma ve sürüncemede bırakma anlamına gelir. Eğer gerçekte ne olduğu bilinmek isteniyorsa, TBMM’nin tozlu raflarında bekleyen onlarca komisyon raporunun okunması yeterlidir.

Artık işi komisyona havale etme zihniyetinden vazgeçilmeli ve daha önce TBMM’ye gelip, çocuklarla ilgili ‘can yakıcı’ tabloyu ortaya koyan uzmanların söylediklerine bir kez daha bakılmalıdır.”

Başımıza gelen her şey siyasetin eseridir-Mehmet Y. Yılmaz (T24)

“Okul saldırılarının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, nasıl düşünmemiz ve nasıl davranmamız gerektiği konusunda hepimizi uyardı:

“Milletçe hepimizin yüreğine kor bir ateş düşüren böyle bir saldırının siyasi polemiklere ve reyting kaygısına malzeme yapılmaması, vicdani olduğu kadar ahlaki bir görevdir. Acının siyaseti olmaz.”

20 Mayıs 2014 tarihinde TBMM’de AKP Grup toplantısında şu sözü söyleyen de aynı kişiydi:

“Bu ülkenin Başbakanı olarak açıkça ifade edeceğim ki; Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır.”

Hayatının çok uzun bir bölümünü siyaset içinde geçermiş bir politikacıya bunu benim söylemem gerekmezdi aslında ama belli ki arada sırada hatırlatmakta yarar var:

Toplumdaki her olayın, her sorunun bir siyasi karşılığı vardır ve siyasi partiler de zaten bunun için vardır. Siyaset, bu sorunları çözmek için yapılır.

Bu sorunları çözebileceğine vatandaşı inandıran seçimi kazanır, inandıramayan kazanamaz.

Nitekim okul saldırılarının ardından hükümet tarafından atılan her adım da siyasetin başımıza gelen her olayla ilgisini gösteriyor.

Okul kapılarına güvenlik görevlileri koymak, Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürü’nün “karşılıklı anlaşmayla görevinden ayrılması”, çocuklar için kontrollü GSM hattı, VPN ve şiddet içerikle bilgisayar oyunlarına erişim sınırlaması gibi kararlar, politik kararlardır.

Çünkü Erdoğan yönetiminin politik tercihi “dindar nesiller” yetiştirmek görüntüsü altında okulları AKP’nin arka bahçesine çevirmekti.

Nitekim bugün Türkiye’de okul müdürleri ve müdür muavinleri seviyesindeki öğretmenler arasında imam hatiplilerin oranının yüksek olmasının nedeni budur.

İmam hatip mezunlarının, diğer lise (düz, fen, Anadolu, meslek, güzel sanatlar) mezunlarına oranı yüzde 5 ile 10 arasında tahmin ediliyor.

Oysa müdür ve müdür muavini seviyesindeki okul yöneticileri içindeki imam hatiplilerin oranının yüzde 50’ye yakın olduğunu iddia eden kaynaklar var.

Nitekim Kahramanmaraş İl Millî Eğitim Müdürü, ilahiyatçı.

Bu bir siyasi tercihi gösteriyor.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın çocukların ruhsal gelişimi ile ilgili okul dışı faaliyetlerini, bazı tarikatlara devretmeye eğilimli olduğu da yaptığı anlaşmalardan biliniyor.

Bu da bir siyasi tercihtir. Siyasetle ilgilidir.

Çalışmak zorunda oldukları için çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenemeyen ebeveynler bu çağın bir gerçeği.

Bu nedenle her okulda özel eğitimli çocuk psikologlarının bulundurulması da çağımızın koşullarının bir gereği.”

Gülistan Doku dosyası ve gazetecilik-Faruk Bildirici (BirGün)

“Bakmayın siz şimdi gazeteler, haber siteleri ve televizyonların “Gülistan Doku cinayeti” haberleriyle kaplanmasına. Gülistan Doku dosyası, başlangıçta, sıradan bir “intihar vakası” olarak kapatılmak istenmişti.

Gülistan Doku’nun kaybolduğu 5 Ocak 2020’den itibaren dosyanın kapanmasını önleyen, kadın örgütlerinin mücadelesi ve ailenin kızlarını aramaktan vazgeçmemesiydi. Onların çabasına muhalif medya, yerel gazeteciler, özellikle de kadın gazeteciler, baştan itibaren destek verdi.

İktidar medyasının ilgisi ise baraj gölündeki aramalar ve sonraki açıklamalarla sınırlı kaldı. Yıllar geçtikçe ilgiyi neredeyse tamamen kaybettiler, bu dosyayı iyiden iyiye unuttular.

İlk günden itibaren intihar ettiğine değil, kızlarının cinayete kurban gittiğine inanan Gülistan Doku’nun ailesi, asla geri adım atmadı. Sosyal medyada “Gülistan Doku’nun ailesi” hesabı açarak, #GülistanDokuyaNeOldu etiketiyle kampanya başlattılar; suç duyurularıyla, eylemlerle kızlarını aramayı sürdürdüler. Ailenin ve kadın örgütlerinin peşini bırakmamaları polisin, savcılığın zaman zaman özel ekipler kurmasını, hatta 2022’de Gülistan Doku’nun kaybolmadan önce son görüştüğü kişi olan erkek arkadaşı Zeinal Abarakov’un, Alanya’da kısa süre gözaltına alınmasını sağladı. Her seferinde de soruşturma bir türlü ilerleyemedi.

2022’den sonra da kadın örgütleri, Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku ve ablası Aygül Doku Filiz başta olmak üzere tüm ailesi, eylemler, suç duyuruları ve açıklamalarla “cinayet” iddialarını gündemde tuttu. Unuttuğum olabilir endişesiyle isimlerini vermiyorum ama genel olarak muhalif medya ve Kürt medyası, Gülistan Doku haberlerini titizlikle sürdürdü; soru işaretlerinin aydınlanması doğrultusunda yayın yaptılar.

Yerel gazeteciler arasında özellikle Serhat Ozan Yıldırım ve Ferit Demir, Gülistan Doku için yapılan eylem ve tüm girişimleri yıllarca dikkatle izledi. Yaygın medyaya haber akışında ikisinin de katkısı büyüktü. Ailenin “cinayeti örtbas etmek”le suçladığı dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, bir haberinden dolayı Ferit Demir’e dava açtı. Ferit Demir de Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki davanın çağrısını aldığında “Elinizde hiçbir kanıt yokken neden Gülistan Doku, Sarısaltuk viyadüğünden atlayıp intihar etti’ dediniz?” gibi sorular yöneltti.

Uzun süre kapalı kalan soruşturma dosyası, Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu’nun 2024 yılında Tunceli’ye atanmasıyla yeniden açıldı. Başsavcı, Gülistan Doku’nun öldürüldüğüne dair şüpheleri güçlendiren yeni kanıtlara ulaştı. “Kasten öldürme” ve “suç delillerini karartma” şüphesiyle eski valinin oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de aralarında olduğu on kişi tutuklandı.”

Faiz yüzde 40’ta kalacak ama nasıl?-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)

“Merkez Bankası’nın yüzde 40 olarak uyguladığı faizde değişiklik beklenmiyor.

✓ Ama yüzde 40 nasıl devam edecek?

✓ Yüzde 37 politika faizi rafta bekletilerek yüzde 40’lık gecelik faize devam edilmek suretiyle mi 40?

✓ Yüzde 37 politika faizi raftan indirilip yüzde 40 yapılarak ve haftalık fonlamaya dönülerek mi 40?

Trump için dünyanın bir numaralı manipülatörü demek herhalde yanlış olmaz; spekülatörü değil, manipülatörü. Bir gün İran’ı yok etmekten söz edip ertesi sabah anlaşma yakın gibi bir tutum takınan ya da tam tersini yaparak bir gün anlaşma sağlandığını söyleyip İran’a teşekkür eden, sonrasında bunun tersini yapan ve tüm dünyada her türlü piyasada fiyatları oynatan ve bundan birilerinin çok büyük kazançlar elde etmesine bir anlamda katkıda bulunan birine en büyük manipülatör denilmez de ne denilir ki!

Dünyada neredeyse tüm karar alıcılar Trump yüzünden bir gün sonra ne yapacaklarını bilemez hale geldi.

İşte bizim Merkez Bankamızın durumu… İki gün sonra kritik bir toplantı var ve faizle ilgili bir karar verilecek. 22 Nisan’a yaklaştıkça toplantıdan nasıl bir karar çıkabileceğini kestirmek tabii ki daha kolaylaştı ama bir hafta kadar önce çok büyük belirsizlik vardı. Üç beş gün öncesine kadar farklı farklı senaryolardan söz ediliyordu, artık o senaryolar bir anlamda bire indi.

Merkez Bankası 22 Nisan Çarşamba günü yapacağı PPK toplantısında faizi son gelişmelerin ışığında çok muhtemeldir ki değiştirmeyecektir. Son gelişmeler derken kastettiğim, savaşın başlangıç şiddetini kaybetmesi ve zaman içinde sönümlenecek bir görüntü vermeye başlamasıdır. Burada süreyi belirleyecek olan, “Trump’ın kimi zaman ergen genç tavrıyla sergilemeye devam edeceği atarlanmalarının, kimi zaman da sağlıklı düşünme yetisini yitirmiş kişilerin ortaya koyduğu gelgitlere benzeyen tuhaflıklarının” ne zaman azalacağıdır.

Bu arada Trump’ın, dünya barışını bozan ve ekonomileri altüst eden, yetmezmiş gibi bunu yaparken diplomatik teamülleri de tümüyle hiçe sayan yaklaşımının altında derin anlamlar aramanın ve bu durumu kıl tefsiri gibi yorumlamaya çalışmanın pek gereği yok. Bazen basit düşünmek en iyisidir.

Merkez Bankası çarşamba günü çok büyük olasılıkla yüzde 40 olan fonlama faizini değiştirmeyecek.

Ama bu nasıl olacak, önemli olan bu.

Yüzde 40 iki türlü sabit tutulabilir.

Birincisi; mevcut oranlar korunarak. Yüzde 37 olan haftalık repo ihale faiz oranı ve yüzde 40 olan gecelik borç verme faiz oranı değiştirilmez ve fonlama yüzde 40’tan yapılmaya devam edilir.

İkincisi; faizler 3’er puan artırılır ve haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 40’a, gecelik borç verme faiz oranı yüzde 43’e çıkarılır ama fonlama yeniden haftalığa kaydırılmak suretiyle fiili faiz yüzde 40’ta tutulmuş olur.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Jeopolitik illüzyon: “TRÇ ekseni”
Sonraki Makale Bulgaristan’da “Rumen” kazandı

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Lübnan’da ateşkesin perde arkası

Özer Arslanpay
20 Nisan 2026
GünlükManşet

Bulgaristan’da “Rumen” kazandı

Medya Günlüğü
20 Nisan 2026
Köşe YazılarıManşet

Görünmeyen güç…

Metin Duyar
20 Nisan 2026
EditörGünlük

En küçük siyasi tutuklu

Medya Günlüğü
20 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?