Cuma, 17 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 13 Nisan 2026 15:36
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

NATO’da alan kaydırma dönüşümü-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)

“Trump’ın “NATO’dan çıkarım” şantajı, Avrupa’nın kendi güvenliği için sorumluluk alması ve böylece NATO’nun “yeni ABD stratejisine” uyumlu konumlanması içindir.

Polonya, Romanya ve Türkiye merkezli üç yeni NATO kolordu karargâhı işte bu amaçla tasarlandı. Kuzeydeki Polonya karargâhından Baltık’ın, merkezdeki Romanya karargâhından Karadeniz’in ve güneydeki Türkiye/Adana karargâhından Doğu Akdeniz’in ABD-NATO denetimine alınmasıdır hedef.

ABD kuzeyden güneye Baltık, Karadeniz, Akdeniz hattı üzerinden Avrasya’yla stratejik bir hesaplaşma başlatmış durumda. Bunun için de kuruluş belgelerinin aksine, Avrupa’yı savunma yerine, NATO’nun cephesini Avrasya’ya çevirerek güncelleme peşinde. Belirtmiştik, Avrupa ile ABD arasındaki NATO tartışmasının zemini aslında budur.

nkara, ABD’nin bu yeni planlamasından memnun görünüyor. Hatta bu yeni planlamanın Türkiye’nin ABD nezdindeki önemini artıracağını savunuyor.

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “NATO’nun Ankara Zamanı” konferansında, bunu özetle “Eskiden kanat ülkesiydik, artık merkez konumundayız” diye açıkladı.

Bu açıkça “alan kaydırma” ve NATO’da bir dönüşüm demektir. Nitekim konferansın ev sahiplerinden Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “NATO’nun dönüşüm baskısıyla karşı karşıya olduğunu” konuşmasında önemle belirtti. Ve Duran bu yeni süreçte Türkiye’nin NATO içinde alacağı role, Türkiye’nin şu değeri üzerinden işaret etti: “Türkiye, Ortadoğu’da sözü geçen; Karadeniz’in ve Doğu Akdeniz’in güvenliği konusunda ise ittifak içerisinde öne çıkan bir aktördür.”

NATO’nun yeni yönü ve alan kaydırması, haliyle Türkiye’yi kanat ülkesi olmaktan daha içeride bir pozisyona almaktadır. Bu yeni risk oluşturan durum ise ne acı ki iktidar açısından “önemli olma” avantajı olarak görülmektedir.”

Butlan faturası ağır olur-Deniz Zeyrek (Nefes)

“CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptali talebiyle başlatılan yargılamada Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi “davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına” karar vermişti.

Bu karar CHP yönetimini rahatlatsa da dava temyiz incelemesi için İstinaf mahkemesine taşınınca, birileri “butlan” ihtimalini Demokles’in Kılıcı gibi CHP’nin üzerinde sallandırılmaya devam etmişti.

Bugünlerde iktidara yakın isimler konuyu yeniden ısıtıyor. Onlara göre İstinaf Mahkemesi’ndeki inceleme CHP’nin aleyhine sonuçlanacak ve İstinaf Mahkemesi’nden beklenen “butlan” kararı gelecek.

CHP’ye yönelik “halı bombardımanı” tarzı yaygın ve kesintisiz operasyonlar yapan yargıya güvenen AK Parti içinde de bu beklentiye kapılmış şahin bir kanat var.

CHP’de siyaset yapmış bazı isimler ise bu beklentiyi satın almış olacak ki yeniden CHP yönetimine gelmeye hazırlanıyor.

Bir “butlan” kararının hukuki açıdan zorlama bir karar olacağı gerçeğini bir kenara not ediyorum ve olaya ekonomik açıdan bakıyorum. Butlan savunucularının işin önünü ve arkasını hesap etmediğini düşünüyorum.”

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan: Öcalan CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız-Cansu Çamlıbel (T24)

“1 Ekim 2025’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis açılışında DEM Parti sıralarına giderek selamlaşmasıyla başladığından haberdar olduğumuz “süreç”, bir buçuk senede farklı kritik eşiklerden geçti. Aşamaların pek çoğunda Bahçeli yolu açan, aktörleri yönlendiren ve cesaretlendiren bir misyon üstlendi. Abdullah Öcalan da süreçte devlet tarafına vaat ettiği rolü oynadı ve PKK’nın fesih kararı almasını sağladı. Süreç yine kritik bir eşikte. Devlet PKK’nın silah bıraktığına yönelik teyit ve tespit olmadan yeni adımlar için harekete geçecekmiş gibi gözükmüyor. Kandil ise PKK’lıların Türkiye’ye dönüşünün önünü açacak yasayı bekliyor. Öte ayından Kürt siyasi hareketi bir bütün olarak, sürecin ilerleyebilmesi için Öcalan’ın süreçteki rolünün hukuki olarak garanti altına alınmasını adeta bir önkoşul olarak görüyor. “Öcalan’ın statüsü” diye tanımladıkları şey aslında Öcalan’ın “baş müzakereciliğinin” yasayla ya da resmî belgelere atıfla teyidi.   

İçinden geçilen hassas aşamanın parametrelerini, DEM Parti’nin İmralı heyetlerinin değişmeyen üyesi ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan ile konuştuk. Dikkatli takip edenler Pervin Buldan’ın sürecin başından beri ne kadar ketum davrandığını, kamuoyuna söz söylemekten uzak durduğunu fark etmiştir. Açıkçası, ben de 14 aydır defalarca yaptığım mülakat davetine nihayet olumlu yanıt vermesine şaşırdım. Buldan’ın kamuoyuna mesaj verme ihtiyacını hissediyor olmasının sürecin zor bir eşikte olduğunu teyit ettiğine dair izlenimimin haksız olmadığını satır aralarında siz de yakalayacaksınız diye düşünüyorum. Ancak Pervin Hanım ısrarla, “Süreç kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek, aksi yönde bir emare yok” diyor.  

Anlattıkları arasında en dikkat çekici olan bana kalırsa hükümetin PKK’lılar için hazırlamakta olduğu yasa taslağını henüz kendilerinin de Öcalan’ın da görmediğini söylediği bölüm. Bu noktada bir kaygıyı da dile getirdi ve şöyle dedi: “Yasa taslağının Öcalan ile görüşülmeden genel kurula getirilmesi sıkıntı olur. Öcalan kendi örgütüyle istişare etmeden karar vermez. Kendi örgütüyle yasa taslağını görüşmesinin önü açılmalı.” 

27 Mart’ta İmralı’da Öcalan ile yaptıkları son görüşmede devlet heyetinin bu kez daha ‘üst düzey’ olduğuna yönelik birtakım söylentiler çıkmıştı. Pervin Buldan ‘düzey’ tartışmasına girmeden bu kez devlet heyetinin daha kalabalık olduğunu söylüyor. Ancak bundan daha önemli olan devlet tarafının bu kez ve ilk kez DEM Parti heyeti yanında Öcalan ile konuları istişare etmiş olması. Pervin Hanım “müzakere” ifadesi yerine “diyalog” ve “görüş alışverişi” ifadelerini daha uygun bulsa da belli ki aktif bir müzakereye tanıklık etmişler.  

Öcalan’ın heyete 17 Mart görüşmesinde “Gerekirse Selahattin Demirtaş’ın gönlünü alın. Siyasete hazır olsun” mesajı verdiğine ilişkin haberler bizim Pervin Buldan’la buluşmamızdan sonra çıktı. Ancak biliyorum ki sormuş olsam da bu mülakatta söylediklerinden farklı bir şey söylemeyecekti: “Yasalar çıkınca zaten Selahattin Demirtaş da çıkacak Figen Yüksekdağ da. Öcalan hepsinin katkısını istiyor. Çıktıklarında siyasete önemli katkı sunacaklar. Bu konuda şüphe yok.”   

Kürt siyasetinin kendi içinde çok aktif dönüşümlerin ve pek hararetli tartışmaların yaşanacağı bir döneme girmekte olduğumuza da şüphe yok… “

Yalçın Küçük’ün ardından-Fikret Bila (halktv.com.tr)

“Prof. Dr. Yalçın Küçük lisansta ve doktorada hocamdı.

Makro ekonomi, planlama ve ekonometri dersleri verirdi.

Dersi işleme ve sınav yöntemi farklıydı.

Sınıfa gelir, dersin konusunu söyler, konu hakkında genel bir bilgi verir sonra öğrencilerine soru sormaya başlardı.

Öğrencinin verdiği yanıtı dinler sonra sınıfa seslenirdi:

“Bu yanıta ne diyorsunuz, farklı görüşü olan var mı?”

Eğer birimiz farklı bir görüş öne sürersek, öğrenciler arasında tartışma başlatır, dersi böyle işlerdi.

Tartışmalar içinde konuyu çeşitli boyutlarıyla öğrenirdik.

Ders sonunda “şu makaleleri okuyun” der sınıftan çıkardı.

Bir hafta sonra sözünü ettiği makaleler hakkında soru sorardı.

Sınav yöntemi de farklıydı.

Sınıfa gelir soruları yazdırır, “kitap, defter serbest der” ve sınıftan çıkar giderdi.

Çıkarken birimize “kağıtları toplar, yarın odama getirirsin” derdi.

Sınavlarına iyi çalışır, soruların hepsini yanıtlar, tam not alırdım.

Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün binası Tunus Caddesi’ndeydi.

Doktora öğrencilerinin çoğu çalıştığı için doktora dersleri gece yapılırdı.

Bir gece sınavında yine sınıfa girdi, 6 soru yazdırdı, sonra yine “kitap, defter açık” dedi ve çıkıp gitti.

Bu kez soruların tamamını cevaplayamadım. Dört soruyu yanıtladım, ikisini boş bıraktım.

Haftaya sınav kağıtlarıyla sınıfa geldi ve notlarımızı okumaya başladı.

Bana yine tam not vermişti.

Oysa ben iki soruyu yapamamıştım.

Ertesi gün odasına gittim.

“Hocam” dedim, “Son sınavdan bana yine tam not vermişsiniz ama ben iki soruyu yapamamış, boş bırakmıştım. Nasıl tam not aldım?”

Gülümsedi ve şöyle dedi:

“Bak Fikret ben sınav kağıtlarına değil öğrenciye not veririm. Öğrencilerimi izlerim. Öğrenmeye istekli mi, okuyor mu, araştırma yapıyor mu, soru soruyor mu, tartışıyor mu? Bunları yapıyorsa zaten konuyu öğrenmiştir. Sınavda biri iki soru yapamamış bunun benim için bir önemi yok.”

Gazeteci partileri üzebilmeli-Faruk Bildirici (BirGün)

“Gazeteci siyasileri yönlendirmeye çalışmaz, onlar adına düşünmez ya da kaygılanmaz, ama gerektiğinde üzmekten de çekinmez.”

Tam üç yıl önce yazmıştım bu satırları. Seçimler öncesinde kurulan “Altılı Masa”dan kalkan Meral Akşener’in, geri dönmeye ikna edilmesi sürecinde muhalif medyada kimi gazeteciler “taraftar”lık psikolojisiyle davranıyor; eleştirel yaklaşım sergileyenleri de linç ediyorlardı. Seçim sürecinde CHP’nin tüm faaliyetlerine de taraftar gözüyle baktılar, hep alkışladılar.

Maalesef muhalif medya üç yıl öncesine göre daha iyi bir noktada değil. AKP iktidarının yargı silahıyla yürüttüğü siyasi operasyonlar sonrasında CHP’yi koruma içgüdüsü daha da yoğunlaştı. Elbette gazeteci hukuksuzluklara karşı durmalı, demokrasiyi savunmalı, ama bu nerede olursa olsun yanlışları görmezden gelmeye yol açmamalı.

CHP’ye karşı eleştirel yaklaşımdan vazgeçmek muhalif medyayı “muhalefet” haline getirir.   Muhalefet medyası olmak da en başta gazeteciliğe zarar verir; sonra da CHP ve demokrasiye. Gerektiğinde CHP’lileri de eleştirmekten, üzmekten çekinmemeli muhalif medya.

Ancak CHP’yi eleştirmekten çekiniyor muhalif medya. Örneğin, 5 Nisan’da, iktidar medyasında “Belediye kasasından VIP rüşvet” (Akşam), “Uşak’tan Özgür Özel’e 8 milyonluk VIP kıyak” (Sabah), “CHP usulü özel döşeme” (Türkiye), “Özel’in makam aracı Uşak’ın parasıyla alındı” (Yeni Şafak) manşetleri yayımlandı. TV’lerde de aynen alıntılandı bu haberler.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre’nin, aynı gün öğleden sonra Beylikdüzü’nde basın toplantısı vardı; izleyen muhalif gazeteciler bu iddiayı sormadı! Dahası, iktidar medyasındaki bu iddia, muhalif medyada haber de olmadı. Orada haber olmayınca CHP’den de açıklama yapılmadı.

Hatta AKP Uşak Milletvekili İsmail Güneş, bu iddiayı ertesi gün TBMM’de dile getirdi; CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, “İftira atıyorsun, evrak göster, ispatla” yanıtını verdi. Güneş de “Basında çıktı. O zaman itiraz edin” dedi. Bu tartışma da ANKA ile İHA ajansları ve yerel medya dışında medyada haber olmadı.

Üstelik de Sabah, 1 Nisan’da, “Uşak’taki soruşturmadaki bir gizli tanık beyanı”na dayanarak, bir ihale karşılığında 5 milyon lira verilerek Özgür Özel’e araç satın alındığını iddia etmiş; CHP İletişim, aracın bedelini CHP’nin ödediğini kanıtlayan faturayı açıklamıştı. CHP’nin yalanladığı “satın alma” iddiası, dört gün sonra “Özel’in makam aracının lüks dizaynı için Uşak Belediyesi kasasından 7.7 milyon lira ödendiği” iddiasına dönüşmüştü.

Muhalif medya üzerine gitse bu iddia da aydınlatılabilir; soru işaretleri ortadan kaldırılabilirdi.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Onca yoksulluk varken…
Sonraki Makale Macaristan’da sandık devrimi

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
16 Nisan 2026
Günlük

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
16 Nisan 2026
EditörGünlük

“Dik dur eğilme…”

Medya Günlüğü
16 Nisan 2026
EditörGünlük

Özkök demans mı oldu?

Medya Günlüğü
16 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?