Akbelen, Tisan, Belgrad Ormanı: Tarafınızı seçin-Murat Ağırel (Cumhuriyet)
“Ülkedeki gündem her dakika değişiyor.
Değişen gündeme kayıtsız kalmak ise mümkün değil. Cennet gibi koyların betonlaştığı, kamu kurumlarının birbirine girdiği, muhalefetin iş yapmaması için kamu gücünün kullanılarak iş yapamaz hale getirilmeye çalışıldığı, toprağına sahip çıkan, anayasal hakkını kullanan kişilerin tutuklandığı haberler…
Nasıl sessiz kalacaksın? Nasıl yazmayacaksın?
Ta Karadeniz’deki HES’lere karşı dururken de karşı çıktık. Üçüncü köprü yapılırken de yok edilen ağaçları hepimiz gördük. Sadece ağaç mı? Köprü bittikten sonra nasıl bir yapılaşma yaşandığını yaşayarak anlıyoruz. Sırf rant yaratıp birkaç kişiyi zengin etmek için Kanal İstanbul arazisindeki felaketi görüyorsunuz. Erzincan İliç’te defalarca uyardık. Bizzat gidip hem şirketle hem köylülerle konuştum. Defalarca anlattım “Burada bir felaket yaşanıyor” diye. O felaketi dokuz işçinin canıyla ödedik.
Şimdi adres dünyanın 13’üncü, Türkiye’nin ise en güzel koyu seçilen Tisan Adası…
Mersin’in Silifke ilçesine bağlı, sırt sırta vermiş iki koydan oluşur Tisan Adası. Mitolojideki adı Aphrodisias antik kentidir.
Depremler ve savaşlarla yıkılmadan önce Romalılara ve Bizanslılara ev sahipliği yapan bu antik kent, Aphrodite’e (Afrodit) adanmıştır. Afrodit yurdu olarak bilinen bölgede çok fazla tarihi eser bulunuyor. Ortaya çıkarılan kalp desenli mozaikleri, antik kentin konumu burada bir tarih yattığını anlatıyor zaten.
Bu eşsiz cennet artık turkuaz suları veya tarihi dokusuyla değil, ucube villalarıyla anılıyor. Bakmaya kıyılamayan sahil betona gömülmüş durumda.
Kim nasıl, neden böyle bir yapılaşmaya izin verdi akıl alır gibi değil.
İtiraz eden de tutuklanıyor.
Bakın, sadece Mersin’in Tisan Adası’nda olmuyor.
Türkiye’nin cennet gibi güzellikleri bir rant anlayışının kurbanı oluyor. Tisan’ı yazarken Akbelen’de köylüler direniyor. Kaz Dağları yok olurken Beykoz’daki ormanlıklar imara açılıyor. Trakya İğneada’da planlanan nükleer santral, Mersin Akkuyu’daki nükleer proje ve Sinop’ta gündeme gelen nükleer santral planlarını söylemiyorum bile. Daha geçen ocak ayında Bursa Yenişehir Kirazlıyayla’daki maden atık havuzunun çökmesini duymadınız bile.”
Zam değil para transferi!-Murat Muratoğlu (Nefes)
“Çok acayip şeyler dönüyor. Elektriğe zam gelip duruyor ya… Meğer elektriğe zam gelmiyormuş aslında! Para aktarmanın böylesi şeytanın aklına gelmez valla!
Fırına gidiyorsunuz, ekmek alacaksınız. Fırıncı diyor ki; “Ben zam yapmadım, ekmek hâlâ 1 lira…” Seviniyorsunuz haliyle… Tam parayı uzatıp ekmeği alacakken araya biri girip diyor ki; “Dur bakalım bu ekmeği fırından alıp sana uzatmanın bedeli 10 lira!”
Tam da böyle… 2021 yılında 230 kWh’lık asgari bir tüketim için ödediğimiz enerji bedeli 91,2 lira… 2026’ya gelindiğinde bu bedel 113,6 lira oluyor. Artış ne kadar? Yüzde 24,5…
Oysa dünya piyasalarındaki enerji krizi vardı. Nerede o “maliyetler uçtu” edebiyatı? Enerjinin kendisi yerinde sayıyor sayılmasına da esas başka yerde esas numara…
Peki fiyatlar nasıl fırladı? Son beş yılda kablolardan elektrik geçirip “dağıtım bedeli” adı altında kesilen paralar var ya, işte o yüzde 880 arttı! 2021’de 56,9 lira olan dağıtım ücreti, bugün 557,7 liraya çıktı.
Bu artık başka seviye… Ne mantık ne vicdan kabul edemez bu insanlık dışı uygulamayı… Sahi Enerji Bakanı bize enerji bedelinin yüzde 24 arttığı yerde, dağıtım bedeli nasıl olur da yüzde 880 arttığını açıklar mı?
Ödediğimiz faturanın yüzde 75’i dağıtım şirketlerine gidiyor. Yüzde 15’i elektriğin bedeli, yüzde 10’u da vergi-algı…
Yani aslında evde lamba yakmıyoruz. Gerçekte o 21 tane dağıtım bölgesini kapatan holdinglerin “yatırım ve kar garantisi bedeli” ödüyoruz.
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) hesabına göre, eğer bu dağıtım bedeli denen saçmalık enerji fiyatıyla paralel artsaydı, bugün 745 lira gelen o asgari fatura sadece 228 lira olacaktı.
Aradaki 516 liralık fark nerede? Sizin cebinizden çıktı, o holdinglerin kasasına “dolaylı sübvansiyon” olarak girdi.
Hükümet ise “elektriğe zam yapmadık” diye övünüyor. Evet, enerji kalemine yapmadın ama dağıtım kaleminden vatandaşı çarptın!
EÜAŞ üzerinden elektriği ucuza verip “bakın enerji ucuz” illüzyonu yaratırken, dağıtım şirketlerinin kar tavanını gökyüzüne çıkarmak hangi sosyal devlet ilkesine sığar?”
Ankara İran füzelerinde yanıldı mı?-Uğur Ergan (halktv.com.tr)
“İran’dan Türkiye’ye 4 Mart, 9 Mart, 13 Mart ve 30 Mart’ta dört ayrı balistik füze gönderildi.
İran’ın her seferinde “Biz atmadık” dediği füzeler Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirildi.
İlk füzenin imha edilmesinden sonra Milli Savunma Bakanlığı (MSB) şu açıklamayı yaptı:
“İran’dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz hale getirilmiştir. Hatay ili Dörtyol ilçesinde düşen mühimmat parçasının, söz konusu tehdidin havada imha edilmesi sonrasında önleme yapan hava savunma mühimmatına ait olduğu tespit edilmiştir. Olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanma meydana gelmemiştir.”
9 Mart’taki ikinci füzeden sonra yapılan açıklamanın dozunun artması ve İran’ı hedef alan uyarılar içermesi ise dikkat çekiciydi.
Açıklamanın en çarpıcı bölümü şöyleydi:
“Türkiye, iyi komşuluk ilişkilerine ve bölgesel istikrara büyük önem vermektedir. Ancak ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tüm adımların kararlılıkla ve tereddütsüz atılacağını bir kez daha vurguluyoruz. Türkiye’nin bu yöndeki uyarılarına riayet edilmesinin herkesin menfaatine olduğunu hatırlatıyoruz.”
Ankara bu açıklamayla İran’a, “Haddini bil, aksi takdirde gereken yanıtı alırsın” mesajını çok açık, anlaşılır şekilde vermişti.
İran, Türkiye’nin bu uyarısını umursamadan üçüncü füzeyi gönderdi. Üçüncü füze sonrası Türkiye’nin nasıl karşılık verileceği merak edilirken görüldü ki, yapılan açıklama ikinci açıklamanın gerisindeydi.
Dördüncü füze sonrası da Ankara’dan bu kez “Çok sert” açıklama ve “Karşılık” bekleyenler yine yanıldı.
30 Mart’ta yapılan açıklamada da şöyle denildi:
“İran’dan ateşlendiği belirlenen ve Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tedbirler kararlılıkla ve tereddütsüz bir şekilde alınmakta, bölgedeki bütün gelişmeler millî güvenliğimiz öncelenerek dikkatle takip edilmektedir.”
Cumhur İttifakı’nın liderleri AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yanı sıra Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, dördüncü füze sonrası sessizliğe büründü.
Konu askeri mesele olduğu için açıklamayı MSB yapıyor.
Ama unutmayalım ki, devletin ilgili kurumları arasında istişare edildikten sonra açıklama metnine son şekli veriliyor ve her açıklama sonuçta siyasi iradenin görüşünü yansıtıyor.
Füzelerle ilgili açıklama silsilesi dikkate alındığında ise, devlet mekanizması acaba ikinci açıklama öncesi İran’ın direncinin bu kadar süreceğini tahmin edemedi de, üst perdeden Tahran’ı uyarmayı uygun buldu sorusu gündeme geliyor.”
Amerika’nın son akşamı-Hüseyin Aygün (BirGün)
“Uzun süredir ABD hegemonyasının gerilediği, yeni bir hegemonun ufukta belirdiği, dünya liderliğinin “yeni bir el değiştirme”ye gideceği konuşuluyordu. Çin, “ekonomik, siyasi ve askeri bir dev” olarak ABD’nin tahtına adaydı.
Ancak bunun zamanlaması ve ABD’nin -koca Sovyet İmparatorluğu’nun çekilişindeki gibi- “estetik bir geçiş”e hazır olup olmadığı hararetle tartışılıyordu. Zira, Atina ile Sparta arasındaki o ünlü savaştan günümüze kadar hegemonya değişimleri umumiyetle “Tukidides tuzağı”na düşmüştü.
2025 yılına kadar, dünya politik çevrelerinde ve “düşünce kuruluşları”nda hâkim görüş, önümüzdeki on yıl içinde Çin ile ABD arasındaki güç dengesinin değişebileceği yönündeydi. Kapitalizmin -umumiyetle- kendisini savaş yoluyla devam ettirdiği biliniyor ve bir kez daha savaşla, yani Tukidides metoduyla değişime gidileceği tahmin ediliyordu. Rusya’ya karşı, 1990’ların ortasında start alan NATO genişlemesi ve 2022’de başlayan ve halen süren Ukrayna Savaşı, bu tezi yeniden doğruluyordu.
Ancak Ortadoğu da, iki kutbun önemli bir çatışma alanıydı. İran, bir kaç yıldır Avrasya entegrasyonunun sembolik merkezi haline gelmişti. Suriye devrilmiş ve El Kaide mensubu bir cihatçı “devlet başkanı” yapılmıştı ama özellikle İran üzerinden gerçekleşecek bir çatışma, küresel güç mimarisinin yeniden şekillendirilmesi demekti -İran, son dönemde BRICS açısından da önemli bir siyasi ve ekonomik güç merkezi durumundaydı-. On İki Gün Savaşı, “yarım kalmış bir hesaplaşma” olarak kaydedilmişti.
Bu yılın ilk saatlerinde, devlet, ordu ve hükümet yetkilileriyle muvazaalı şekilde Maduro’yu yatağından alan Trump, belli ki zafer sarhoşluğuna kapılmıştı. Grönland’ı “mineralleriniz, yeraltı madenleriniz bana lazım” diyerek, Küba’yı “rejimi devirmekle”, İran’a ise, “petrollerini istiyorum” diyerek yeniden sopa göstermesi, emperyalist kibrin ürünleriydi.
Uzun zamandır planlanan hesaplaşma, 28 Şubat’ta başladı ve kırk gündür devam ediyor. Amerika, hiç de “Netanyahu’nun tuzağı”na düşmedi. İran savaşı, yükselen yeni hegemon Çin’e karşı bir gözdağı ve planlı bir askeri yıkım harekâtı idi.
Ancak kırk günde hiçbir hedefe varılamadığı gibi, Amerikan askeri gücü benzeri görülmemiş ölçülerde bir yara almıştır. Çin’le hesaplaşma henüz başlayamadan İran, Amerika’nın boğazına takılmışır. NATO, Irak’tan tıpış tıpış ayrılmış; Amerikan askerleri üslerini ve resmi yerleşkelerini terk ederek hotellere ve sivil yerlere sığınmak zorunda kalmıştır. Okyanus’taki -her biri milyar dolarlar değerinde- Amerikan savaş gemileri, İran’ın on bin dolarlık dronlarıyla hurdaya çıkarılmıştır.”
Piyasalarda senaryo sil baştan yazılıyor-Ufuk Korcan (Dünya)
“Yıl başında piyasalara hakim olan bahar havası, 28 Şubat’ta başlayan İran savaşı nedeniyle yerini kara bulutlara bıraktı. Her ateşkes haberi piyasalarda umutları yeşertirken her saldırı belirsizlikleri artırıyor. Savaş bitse dahi ekonomiler üzerinde yarattığı tahribatın boyutu yatırım stratejilerini şekillendirecek
Piyasalar yeni yıla pozitif bir başlangıç yapmıştı. Son iki yılda enflasyona yenilen Borsa İstanbul’da Türk Lirası bazlı tarihi zirveler görülmüştü. Özellikle bilançolarda en kötünün geride kaldığına yönelik görüşler, Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine devam edeceği beklentileri ve enflasyonla mücadele programına bağlılık piyasalardaki olumlu beklentilerin temelini oluşturuyordu. Bu süreçte yabancı yatırımcıların, Türk hisselerine yeniden radarlarına almaları ve yaptıkları girişler 2026 yılına ilişkin olumlu beklentileri destekledi. Ancak 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları bir anda havayı tersine çevirdi. Kısa sürede sonuçlanması beklenen İran savaşının uzaması ve arz şoku nedeniyle petrol fiyatlarındaki hızlı artış kartların yeniden karılmasına neden oldu.
Petrol fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerinde baskı yaratacağı endişeleri ve küresel ekonomilere yönelik belirsizlikler nedeniyle Merkez Bankası faiz indirimlerinde frene bastı. Merkez Bankası, mart ayında yaptığı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini (1 haftalık repo) yüzde 37’de sabit tuttu. 3 Nisan’da açıklanan mart ayı enflasyon rakamlarının yüzde 1.94 ile beklentilerin altında gelmesine rağmen 22 Nisan’daki PPK toplantısına yönelik genel beklenti yine politika faizinin sabit tutulacağı yönünde. Hatta bazı uzmanlar, savaşın uzaması durumunda Merkez Bankası’nın faiz artırımlarına gidebileceğini düşünüyor. Geçen hafta ekonomi yönetiminin Londra’da yabancı yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantılarda faiz artırım sinyali verdiği iddiaları kamuoyunda tartışma yarattı. Ancak bu iddialar yetkililer tarafından reddedildi.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
