Coğrafya silahtır-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
“İlk İbn Haldun’un Mukaddime’sinde yer alan, daha sonra Napolyon’un da dile getirdiği şu söz genel kabul gören bir değerlendirmedir:
Coğrafya, ülkelerin kaderini belirler!
Dört sözcüğü ikiye indirip “Coğrafya kaderdir” diye özetlemek de mümkün.
Yunus Emre’nin, “Kader, gayrete âşıktır” sözünü de bunun hemen altına koyalım, konumuza dönelim!
ABD, İran’a ani, dehşet verici, sersemletici, muhakeme gücünü kaybettiren bir saldırı düzenleyip işi bitireceğini düşündü. Ardından da İran’da kukla bir yönetim oluşmasını sağlayıp devam edecekti.
Olmadı.
Benzer şeyi Rusya da Ukrayna’ya karşı düşünmüştü. 24 Şubat 2022’de ani bir operasyonla Ukrayna içlerine girecek, birkaç hafta içinde Kiev yönetimi düşecek, yerine Rusya yanlısı bir yönetim gelecekti.
Bir kez daha ortaya çıktı ki karargâhtaki her zaman hesap cepheye uymaz!
Coğrafya kaderdir sözünü şuna da uyarlayabiliriz:
Coğrafya silahtır!
Bunun tarihte t-onlarca örneği vardır. Napolyon 19. yüzyılın başında 600 bin kişilik orduyla Moskova önlerine kadar geldiğinde zaferin yakın olduğunu düşünüyordu. Dönemin zengin Moskova’sına girmeye ramak kalmıştı. Ruslar, bir plan kurdular. Sessizce Moskova’yı boşalttılar. Kenti ateşe verip çekildiler. Binlerce kilometre öteden gelen Napolyon’un askerleri ağır kış koşullarında kente girdiler ama ne ekmek var ne su! Paris’ten hemen getirtmek de mümkün değil.
Büyük bir kırımla geri döndüler.
Bugün elbette teknoloji değişti, olanaklar gelişti ama coğrafyalar yerinde duruyor.
ABD, ilk birkaç günde hedefine ulaşamayınca şimdi karadan girmeyi gündemine aldı.
Türkçemizdeki Alamut Kalesinden Elburz Dağlarına kadar İran coğrafyası kara harekâtı için hayli zorludur. Haziran ayındaki 12 gün savaşında İran’ın nükleer deneyimlerini ülkenin özel kayalık bölgelerinde gizlemiş, ABD’nin son model bombardıman uçakları o derinliklere inememişti.”
Bahçeli gerçeği açıkladı-Can Ataklı (Nefes)
“Dün sabah Youtube konuşmamda İran savaşının bir iç savaşa dönüşmesi halinde İran’ın parçalanabileceğini ve bunun Türkiye’ye etkisinin büyük olacağını anlattım.
İran’ın Farslar, Türkler ve Kürtler olarak bölünmesinin Büyük Kürdistan hayalinin gerçekleşmesi için büyük adım olacağını, bunun Türkiye’den toprak talebi dahil bir dolu komplikasyona neden olacağını söyledim.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de dünkü grup toplantısında benzer tehlikeye dikkat çekti.
İran’ın parçalanması halinde Türkiye’de de siyaseti olumsuz etkileyeceğini belirtti.
Bahçeli’nin bu konudaki sözleri aynen şöyle;
“İran İslam Cumhuriyeti’nin geleceğini Siyonist-emperyalist dayatmalar değil sadece ve sadece bu ülke halkının iradesi tayin ve temin edebilecektir. Bunun dışında, bunun hilafında her filli zorlama, her ayak oyunu, her karanlık senaryo uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı’na temelden aykırılık anlamına gelecek, dahası insanlık suçu olarak anılacaktır. İran, İranlılarındır. Bu ülkenin etnik ve mezhebi kategorilere parça parça bölünmesi Türkiye ve bölge ülkelerinin yanı sıra küresel siyaseti de çok olumsuz etkileyecektir. Huzur istiyoruz, barış istiyoruz, Siyonist-emperyalist azgınlığı da sonuna kadar reddediyoruz.”
İran’da rejim değişebilir.
Molla rejimi sona erebilir.
Ancak bunu sağlamak için ülke içinde bir kargaşa çıkarılırsa ve bu da bir iç çatışmaya dönüşürse hem İran hem bölge için bir felaket olur.
Türkiye’nin gelişmeleri derin bir sağduyu ile izlemesi duygusal/siyasal kaygıya düşmeden sağlıklı kararlar alması gerekir.”
Lafla uçak gemisi yürüseydi keşke-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının ardından takip edebildiğim kadarıyla en mükemmel tepkiyi Türkiye verdi.
Bir kere bizim liderlerimizin belagati daha yüksek, bunu anladım.
Öyle demeçler verdiler ki gerek Washington’da gerekse Kudüs’te birileri bir an için “nereye saklansam acaba” diye akıllarından geçirmişlerdir, buna eminim.
Takip edebildiğim kadarıyla ne İslam dünyasında ne de Batı’dan Doğu’ya, Kuzey’den Güney’e böyle liderler var.
Mesela Devlet Bahçeli’nin dünkü konuşması yok mu?
İnsan göz yaşlarına hâkim olamıyor, “atlara atlayın, gidiyoruz” dese, insanın bir koşu Veliefendi’ye gidip at arayacağı geliyor.
Cumhurbaşkanının bu alanda özel bir yeri var; çok seyrek de olsa kendisini eleştiriyorum ama bu konuda hakkını teslim etmeliyim.
Geçen gün Millet Bahçesi yaptığı, eski havaalanındaki iftarda öyle konuştu ki ABD ve İsrail de dersini aldı, İran da!
Hem nalına vurdu hem mıhına!
Şu sözlerinin altını özenle çizdim:
“Savaşın daha da büyümemesi, bölgemizin daha büyük acılar yaşamaması için başta İslam dünyası olmak üzere tüm aktörlerin acilen harekete geçmesi gerekiyor.”
Gerçi “baştaki İslam Dünyası” meselesi biraz meşkuk.
Olay esasen şöyle cereyan etti:
Faşist Yahudilerin kontrolündeki devlet ile onun kuyrukçusu olarak tabir etmekte sakınca olmayan Evanjelist Hristiyanların kontrolündeki devlet, bir Müslüman memleketine saldırdılar.
Saldırıya uğrayan ülkenin komşusu olan “İslam Dünyası” ise hem hava sahalarını ve topraklarını saldırganlara kullandırmakta beis görmedi hem de kendini savunmak için sağa sola ateş eden kovboylara benzeyen İran’ı tehdit etti!
Yani Reis’in “savaşın daha da büyümemesi için” harekete geçmesini istediği İslam Dünyası, zaten hareket halinde ama ters yönde!
Yoksa bu “İslam Dünyası” bir tür yanılsama; sadece Türkiye’deki siyasal İslamcıların kafalarında yarattıkları bir hayal mi?
Çağımızda devletlerin kendi çıkarlarının öne çıktığından, böyle yüce ülküler peşinde koşan kimsenin kalmadığından haberdar değiller gibi.
Böyle homojen, ortak bir çıkar ve duygu etrafında birleşmiş bir “İslam Dünyası” gerçek hayatta yok çünkü.”
ABD’nin derdi laiklik değil-Fikret Bila (halktv.com.tr)
“İsrail’le birlikte İran’a saldıran ABD’nin derdi bu ülkede laik, demokratik bir rejim kurulması değil.
ABD’nin ve İsrail’in amacı İran’ı parçalamak.
Böl-yönet taktiğiyle İran’ın başına ABD ve İsrail çıkarlarını gözetecek kukla bir yönetim getirmek.
Bu yönetimin dinci olması, diktatörlük olması veya demokratik, laik olmasının bir önemi yok.
Önemli olan ABD çıkarlarına hizmet edecek, İran’ın doğal kaynaklarının ABD tarafından sömürülmesine olanak sağlayacak, bu ülkeyi İsrail’e tehdit olmaktan çıkaracak bir yönetim.
Bu nedenle ABD’nin İran’a saldırmasından “demokratik, laik, çağdaş hukuk devleti olan bir İran” beklemek saflık olur.
Bu aşamada İranlılara Atatürk’ün tarihi sözünü anımsatmak gerekir:
“Hangi istiklâl vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”
ABD’nin İran halkını sokağa çağırması, rejime karşı ayaklanmayı teşvik etmesi, İsrail’in İran’daki Kürtleri birleşmeye davet etmesinin tek amacı İran’ı bölüp yönetmek.
Başta PKK’nın İran kolu olan PJAK olmak üzere İran’da buna teşne olan örgütler var.
Diğer Kürtçü örgütler de aynı safta birleştiler ve ortak bir açıklama yaparak ABD ve İsrail’le işbirliğine hazır olduklarını duyurdular.
Açıklamada şöyle dediler:
“Bugün İran ve Rojhilat tarihinin en belirleyici günleriyle karşı karşıyayken, Kürdistan halkına şu çağrıda bulunuyoruz: Kürdistan halkı, gelişmeleri yakından takip etmeli; bilinçli ve farkında bir şekilde yaşananlara yaklaşmalı, siyasi tutumunu Rojhilat Siyasi Güçler İttifakı’nın talep ve önerileriyle uyumlu hale getirmeli ve bu koordinasyonu canlı ve etkili tutmalıdır.”
ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasından memnunlar.
Bu süreçte İran’da özerk bir Kürt yönetimi kurmayı hedefliyorlar.
ABD Başkanı Trump’ın Kuzey Irak liderleri Barzani ve Talabani ile görüşme yapması da aynı amaca yönelik bir girişim.”
Savaş gölgesinde enflasyonda tersine eğilim-Naki Bakır (Dünya)
“Tüketici fiyatları bazında aylık enflasyon, ocak ayındaki sıçramanın ardından şubatta da yüzde 2,96 ile beklentilerin üzerinde geldi. İlk iki aydaki kümülatif enflasyon, yılın tümü için öngörülen hedefin yarısına ulaştı.
Merkez Bankası’nın Piyasa Katılımcıları Anketi’nde ocak ayına ilişkin tüketici fiyat artışı beklentilerinin ortalaması yüzde 2,54 olarak ölçülmüş, ancak ekonomi çevrelerinde genel beklenti bunun biraz daha üstündeydi. Olumsuz hava koşullarının etkisiyle uzun dönem ortalamasının oldukça üzerinde artan gıda fiyatları ile hizmet fiyatlarının hala dirençli olması, aylık enflasyonun ocaktan sonra şubatta da yüksek gelmesinde belirleyici oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), 2025=100 bazlı ve hane halklarının bireysel tüketim harcamalarının 13 ana harcama grubu altında sınıflandıran yeni Tüketici Fiyat Endeksine (TÜFE) göre şubatta yıllık enflasyon baz etkisiyle yönünü yukarı çevirdi. Ocakta yüksek aylık orana rağmen yıllık enflasyonda düşüşün devamını sağlayan lehte baz etkisi, şubatta aleyhe döndü. TÜFE’de şubat aylık enflasyonunun, geçen yılın aynı ayındaki yüzde 2,27’lik oranın üzerinde gelmesi nedeniyle yıllık enflasyon, önceki aya göre 0,88 puan artışla yüzde 31,53’e yükseldi.
Yıllık bazda enflasyon, Mayıs 2024’te ulaştığı yüzde 75,45’lik düzeyden sonra 20 aydır (Eylül 2025 hariç) aşağı yönlü seyirle bu yıl ocakta yüzde 30,65’e kadar inmişti. Yıllık TÜFE enflasyonu şubatta, geçen yılın aynı ayındaki yüzde 39,05’lik düzeyinin ise hala 7,52 puan altında. Şubat sonu itibarıyla on iki aylık ortalamalara göre enflasyon ise önceki aya göre 0,6 puanla düşmeye devam ederek, yüzde 33,39 düzeyine indi. Bu bazda enflasyonda bir yıl önceye göre düşüş 20,4 puana ulaştı
Ocaktaki yüzde 4,84 ve şubattaki yüzde 2,96’lık oranlarla yılın ilk iki ayındaki kümülatif enflasyon yüzde 7,95’e ulaştı. Böylece, 2026-2028 dönemine ait Orta Vadeli Program’da (OVP) yüzde 16 olarak öngörülen yıllık TÜFE enflasyonu hedefinin yüzde 49,67’lik kısmı, başka deyişle yaklaşık yarısı şimdiden gerçekleşmiş oldu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
