ABD’nin ‘altın çağı’ mı?-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“ABD Başkanı Donald Trump, Kongre’deki rekor süreli konuşmasını kendi propagandasına dönüştürdü. Trump, ikinci başkanlık dönemini “ABD’nin altın çağı” olarak niteledi.
Türkiye’de de kimi kesimler Trump’ın saldırgan politikalarına bakarak ABD’nin yükselişte olduğunu savunuyorlar.
Peki gerçekten de ABD yükselişte mi? ABD altın çağını mı yaşıyor?
Etkisine bakılırsa ABD’nin “propaganda düzeyinde” bir altın çağ yaşadığı söylenebilir ama gerçekte
Trump’ın Grönland’ı istemesi, Kanada’ya 51. eyalet muamelesi yapması, Panama Kanalı için baskı kurması, Venezuela devlet başkanını kaçırması, Küba’ya abluka uygulaması, İran’ı vurmakla tehdit etmesi ve birçok ülkeye ambargo uygulaması kuşkusuz bir güç gösterisidir ama bu ABD’nin yükselişte olduğu ve altın çağını yaşadığı anlamına gelmemektedir.
Bu saldırılar, stratejik gerilemede taktik ataklardan ibarettir.
Gerçeği olgularda ve verilerde aramalıyız. O verilerin en temel olanlarında ise tablo şöyledir:
ABD’nin dünya sanayi üretimindeki payı yüzde 17’ye gerilerken Çin’in payı yüzde 29’a yükseldi.
ABD’nin tarım üretimindeki payı yüzde 18’e gerilerken Çin’in payı yüzde 25 civarında.
Hizmet üretiminde ise ABD’nin payı yüzde 20 civarındayken Çin’in payı yüzde 13’tür.
Çin yüzde 14’le dünya ticaretinde de liderdir ve ABD’nin payı yüzde 12’ye düşmüş durumda. Çin, 120’den fazla ülkenin birincil ticaret ortağı durumunda.
Kısacası üretim ve ticaret ABD’nin Çin’e geçildiği alanlar.
Enerjide ise durum farklı. ABD’nin dünya petrol üretimindeki payı yüzde 20 civarında, Çin’in payı ise yaklaşık yüzde 5. ABD’nin doğalgaz üretimindeki payı yüzde 24, Çin’in payı ise yüzde 6.
Görüldüğü üzere petrol ve doğalgaz, ABD’nin açık ara avantajlı olduğu alan ama Çin yenilenebilir enerji ile hızla yükseliyor. Çin’in yenilenebilir enerjide payı yüzde 32, ABD’nin ise yüzde 14.
ABD’nin avantajını hâlâ koruduğu alanlardan biri de yükseköğretim. Dünyanın en iyi 100 üniversitesinden 28’i ABD’nin, 6’sı ise Çin’in.
Ve ABD askeri alanda hâlâ açık ara üstün durumda. ABD’nin savunma harcaması yaklaşık 1 trilyon dolar, Çin ise savunmaya 250 milyar dolar ayırıyor. Yani ABD’nin savunma harcaması Çin’in tam dört katı.”
Mansur Yavaş neden kızgın?-Aytunç Erkin (Nefes)
“İki forvetten biri olduğu için adı sıkça dile getiriliyor. 14-28 Mayıs 2023 seçimleri öncesinde dönemin İYİ Parti lideri Meral Akşener’in iki adayından biri ve 31 Mart 2024 yerel seçimlerini yüzde 60 gibi oyla kazandığı için de cumhurbaşkanlığı için önemli aktör. Evet; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan bahsediyorum. Bu tartışma bir kez daha neden alevlendi?
Tarih 23 Şubat 2026.
TV100 yayınında Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay şu cümleleri kurdu:
“Mansur Yavaş’ın bunca tartışmaya ‘işte merkez sağın adayı olabilir, CHP dışında aday olabilir’ söylemlerine karşı kesinlikle altını çizerek yaptığı değerlendirme şu: (AKP’nin bir adayı var CHP’nin bir adayı var. Bu ortamda ben kesinlikle üçüncü aday olmam.) Mansur Yavaş’ın şu cümlesi de kıymetli: (Cumhurbaşkanlığı gibi kıymetli makama aday olunmaz aday gösterilir.)”
Program devam ederken Mansur Yavaş’ın basın bürosu saat 22.26’da şu açıklamayı yaptı:
“Bazı basın yayın organlarında ‘Yavaş ben asla 3. aday olmam. Bazı yerlere aday olunmaz aday gösterilir’ gibi sözler sarf ettiği iddia edilmiştir. Bu sözler Sayın Mansur Yavaş’a ait değildir. Bu yönde ne yakın çevresine ne de herhangi bir kişiye yapılmış bir beyanı bulunmamaktadır. Adaylık tartışmalarına ilişkin Sayın Yavaş’ın tutumu, daha önce kamuoyuna yaptığı açıklamalarda ortaya koyduğu çerçeveyle aynıdır. Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yaptığı değerlendirmelerden bu yana herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Sayın Mansur Yavaş’ın önceliği Ankara’ya hizmet etmek, Ankaralıların kendisine verdiği emaneti en iyi şekilde taşımaktır. Resmi açıklamalar dışındaki herhangi bir açıklamaya itibar etmeyiniz.”
Yavaş neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti? Yakın çevresiyle konuştum; onlar da bana iki açıklamasını bir kez daha hatırlattı.”
Can Atalay’ın statüsü-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun “Demokratikleşme İle İlgili Öneriler” başlıklı bölümünün 7.1. maddesi şöyle başlıyor:
“Anayasa’mıza göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.” (Sayfa 42.)
Komisyonun raporunun açıklanması sırasında TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da statüsüne uygun olarak orada hazır bulunduğunu hatırlatayım.
Kurtulmuş, “herkesi bağlayan” Anayasa Mahkemesi kararına rağmen Yargıtay ilgili dairesinin kararının TBMM’de okunmasını engellememiş, başını kuma gömünce görülmediğini zanneden tipler gibi o sırada yurt dışında bulunmayı tercih etmişti.
Kararın okunması ayıbını Bekir Bozdağ’ın hanesine yazdırarak bu sorumluluktan kurtulacağını zannetmişti.
Oysa Kurtulmuş, TBMM Başkanı olarak Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararını göstererek bu kararı Yargıtay’a iade edebilir, Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin önüne geçebilirdi.
Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın kararının “yok hükmünde” olduğunu tespit eden kararı ile Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi işlemi de aslında yok hükmünde.
Nitekim TBMM Komisyonu’nun raporunda da bu hukuki durum net bir şekilde çizilmiş: AYM kararları herkesi bağlar!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçenlerde eski bir tartışmayı yine gündeme getirdi. “Dağdaki çobanın oyuyla, benim oyum bir mi” tartışması.
Türkiye bu tartışmayı bitireli çok oldu.
Ama Cumhurbaşkanı, iflas edince sandık diplerini karıştıran tüccarlar gibi konuşacak konu ararken bunu buldu.
Bana sorarsanız zamanlaması da gayet iyi oldu:
Şimdi “Cumhurbaşkanı’nın yol göstericiliğinde” TBMM Başkanı ve ilgili zevat şu sorunun yanıtını düşünebilirler:
Mesela Bekir Bozdağ’a verilen oylar oy da Can Atalay’a verilen oylar oy değil mi?
Bahçeli’nin “Ahmet’ler” deyip geçtiği Belediye Başkanları’na verilen oylar ile AKP’li belediye başkanlarına verilen oylar eşit mi, eşit değil mi?
Rapor yayınlandıktan sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır” diye sormuştu.
Bahçeli’nin bu “açığın kapatılması” ile ilgili olarak bir görüş belirtmediğini de hatırlatayım.”
İktidarlar biter gazetecilik bitmez-Nazım Alpman (BirGün)
“Bizim ülkemizde gazetecilerin hayatı aynı “çileli yollarda” yeniden yürümekle geçti. İnandıkları, güvendikleri ve dayandıkları en kuvvetli temel yapı mevcut Anayasa’da da yer alan 28. madde idi:
-Basın hürdür ve sansür edilemez!
Teorisi kusursuzdu. Ama pratiği başka türlü gerçekleşti. İktidara gelip muktedir olanlar için gazeteciler hedef halinde her zaman ön sırada yer aldılar.
İstanbul’da 1980’lerin ikinci yarısında Necmettin Yıldırım adında çok ünlü bir çevik kuvvet şube müdürü vardı. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerini dağıtma bakımından “çok başarılı” olduğunu kendisi de kabul ederdi. Prosedürü hızlı uygulardı:
-Yürüyüşünüz yasa dışıdır- dağılın-dağıtın!
En önemli talimatını da en sonda verirdi:
-Önce gazetecilere!
Foto muhabirlerinin makineleriyle birlikte elleri kolları da kırılırdı!
Necmettin Yıldırım gitti ama basına bakış açısı baki kaldı.
Bir kargaşa yaşanacaksa önce gazeteciler etkisizleştirilecekler.
Devletin son seçtiği gazeteci Alican Uludağ oldu!
Uludağ’ın avukatı Abbas Yalçın, tutuklanmaya giden süreci Deutsche Welle Türkçe’ye gayet net olarak açıkladı:
-Uludağ’ın Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Casperlar olarak anılan yapıya ilişkin basın açıklamasını alıntılamasıyla başladı. Bu açıklamada, bir soruşturma kapsamında “kamu görevlileriyle dirsek teması” ve “soruşturma bilgilerinin çete yöneticilerine iletildiği” yönünde değerlendirmeler bulunuyordu!
Ama Alican’ın tutuklanmasında bu konu yok. Onun yerine “Cumhurbaşkanı’na hakaret” var. Bir de AKP’nin son “alamet-i farikası” yanıltıcı bilgiyi aleni olarak yaymak yer alıyor isnat edilen suçlar konusunda…
Ne zaman işlemiş hakaret suçunu?
Bir, bir buçuk yıl önce!?!
Türkiye’nin bağımsız yüce yargısı, Cumhurbaşkanlığı’nın resmi avukatları, Erdoğan ailesinin özel hukukçuları, toplu olarak Güney Kutbuna mı gitmişti de bu “hakaretten” haberleri olmamıştı?
Herkes biliyor ki, ortada hakaret falan yok. Bunlar tamamen gazetecilere yönelik basının artan biçimde hissettirilmesi.”
Haneler sağlık giderlerinde zorlanıyor-Naki Bakır (Dünya)
“Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) gelir ve yaşam araştırması ile birlikte modül olarak uyguladığı özel bir çalışma, hanelerin büyük bölümünün sağlık giderlerini karşılamakta sıkıntı yaşadığını ortaya koydu.
TÜİK, 2025 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması ile birlikte uyguladığı “Sağlık Modülü 2025” çalışmasının sonuçlarını yayımladı. Avrupa Birliği ülkeleri (AB) ile aynı dönemde uygulanan modül ile hanelerdeki 15 yaş ve üstündeki tüm fertlerin sağlık durumları ve sağlık harcamalarının hane halkına getirdiği yükün tespiti amaçlandı.
Araştırma bulgularına göre, sağlık harcamalarının bütçesine yük getirmediğini belirten hanelerin oranı oldukça düşük kaldı. 2025 itibarıyla hanelerin toplamda yüzde 56,3’ünde doktor muayene ve tedavi harcamaları, yüzde 42,5’inde diş tedavi giderleri, yüzde 55,9’unda da ilaç paraları bütçeye “çok yüksek” veya “biraz yüksek” düzeyde yük getirdi.
Sağlık harcamaları bütçesine yük “getirmeyen” hanelerin oranı son üç yılda belirgin biçimde azaldı; bu giderlerin yükünden yakınan hane oranı arttı.
Muayene ve tedavi ücretlerinin yük getirmediğini belirten hanelerin oranı 2022-2025 döneminde 6,8 puan azalarak yüzde 47,7’den yüzde 40,9’a geriledi. Bu harcamaların çok yük getirdiği hanelerin oranı da anılan dönemde yüzde 7,3’ten yüzde 6,1’e inerken, biraz yük getirdiğini belirten hanelerin oranı ise 14,1 puan artarak yüzde 36,1’den yüzde 50,2’ye yükseldi. Son 12 ayda bu tür harcama yapmadığını bildiren hanelerin 2022’de yüzde 9 olan oranı ise 2025’te yüzde 2,7’ye indi. Buna göre üç yıl önceye göre daha fazla oranda hane, doktor muayene ve tedavi harcaması yaptı.
Diş muayene ve tedavi giderlerinin çok yük getirmediğini belirten hane oranı son üç yılda yüzde 32,2’den yüzde 28,9’a geriledi. Bu harcamaların çok yük getirdiğini belirten hane oranı değişmeyerek yüzde 5,3’te kalırken, biraz yüksek getirdiğini belirten haneler ise yüzde 25,8’den yüzde 37,2’ye yükseldi. Diş tedavi harcaması yapmadığını bildiren hane oranı 2022-2025 döneminde yüzde 36,6’dan yüzde 28,8’e geriledi. Diş hekimine giden hane oranı son üç yılda artış gösterdi.
İlaç harcamalarının yük getirmediğini bildiren hane oranı da anılan dönemde yüzde 50,8’den yüzde 44’e geriledi. Çok yük getirdiğini belirtenler de yüzde 5,9’dan yüzde 5’e gerilerken, biraz yük getirdiğini söyleyen hane oranı yüzde 37,3’ten yüzde 53,9’a fırladı. Son 12 ayda hiç ilaç harcaması yapmadığını bildiren hanelerin 2022’de yüzde 6 olan oranı 2025’de yüzde 0,1’e kadar düştü. Bu verilere göre nüfusun büyük bölümünün sosyal güvenlik kapsamında yer almasına rağmen sağlık sorunları için kendi cebinden para harcamayan hane neredeyse kalmadı.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
