BM düzenine üç tehdit-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“Önce Davos’ta, ardından Münih’te “uluslararası düzenin yıkıma uğradığı” saptandı. Uluslararası düzen dedikleri 1945 düzenidir, BM düzenidir. Yani II. Dünya Savaşı’nın galiplerinin veto yetkili güvenlik konseyini oluşturdukları düzendir. Beş daimi üyenin nükleer gücü nedeniyle nükleer düzen de diyebiliriz. (Amerikan düzeni ise 1947 Truman Doktrini ve 1947 Marshall Yardımı ile 1945 düzenini ABD lehine bozan ikinci bir yoldur.)
Şimdi Avrupa, bu BM düzeninin yıkıma uğradığından yakınıyor ki Avrupa’nın iki üyesi, İngiltere ve Fransa, BM düzeninin en tepesindeki beşli konseyin üyesidir.
Ama sorun şu ki bugüne gelinmesinde, yani BM düzeninin yıkıma uğramasında Avrupa’nın da payı ve suçu vardır.
BM düzeni, dünden bugüne üç tehdit altında.
İlk tehdit SSCB’nin dağılmasının ardından NATO’nun başlattığı saldırganlıktı. Bu saldırganlık önce Yugoslavya’yı parçalayarak, ardından da Rusya’ya doğru genişleyerek ilerledi.
Bugün her ne kadar Avrupa Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini BM düzenini bozan “egemenliğe karşı güç kullanımı” diye niteliyorsa da Rusya’nın müdahalesi bir neden değil sonuçtu. Düzeni asıl tehdit eden NATO genişlemesine karşı bir varlık-yokluk tepkisiydi. Askeri anlamda NATO kuşatmasına karşı bir yarma harekâtıydı.
Dolayısıyla Avrupa, ABD’nin patronluğunda NATO’nun bu saldırgan genişlemesine destek vererek, dahası bizzat Almanya’nın Yugoslavya’nın parçalanmasında rol almasıyla, gerçekte BM düzenine ilk tehdidin bir parçası olmuştu.
BM düzenine ikinci tehdit, İsrail’in Filistin’i de aşarak yürüttüğü bölgesel saldırganlıktır. ABD ise beşli konseydeki veto yetkisiyle bu saldırganlığı dizginlemeye çalışan BM’nin elini kolunu bağlayarak BM düzenini arkadan vurmuştur. Elbette ABD doğrudan İsrail saldırganlığının askeri, mali ve siyasi sponsoru olarak BM düzenini önden de vurmuştur.
Washington şimdi “BM Gazze’ye barış getiremedi ama ABD Başkanı getirdi” diyerek Trump’ın başkanlığındaki Barış Kurulu’nu alternatif BM’ye dönüştürme peşindedir.”
Umut ile saflık arasındaki ince çizgi-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)
“Dün bu köşede yayımlanan ve Mehmet Ağar’ın da değişmiş olabileceğine ilişkin yazım üzerine destekten çok “eleştiri” aldım…
Eleştirenler görüşüme değil de daha ziyade Mehmet Ağar’ın da değişebileceğine ilişkin kanaatime kafayı takmışlardı…
Sorun “değişim” değil, Mehmet Ağar ismiydi yani…
Hâlâ, olgularla ilgilenmek yerine isimlerle kavgalı olmak ne kadar elem verici bir şey…
Evren sürekli değişirken… Teknoloji neredeyse her gün kendini yenilerken, siyasetçiyi (Veya bir kişiyi, düşünürü) geçmişine hapsetmek ne kadar sağlıklı olabilir ki?..
Gel geleyim, toplumda yaygın bir kanaat var:
“Siyasetçiler değişmez…”
Bu cümle, yılların hayal kırıklığından süzülmüş bir yorgunluk taşır ama; şu soruyu sormadan bu hükme varmak kolaycılık olur:
Gerçekten siyasetçiler mi değişmez mi?.. Yoksa biz mi değişimi ölçmeyi bilmiyoruz?..
Çünkü siyasetçi de insandır…
Güçten etkilenir, krizden etkilenir, toplumdan etkilenir…
Tarih boyunca liderlerin fikir değiştirdiği, politikalarını yenilediği, hatta geçmiş pozisyonlarıyla açıkça çeliştiği pek çok örnek var…
Değişim değil, adaptasyon
“Değişim mümkün mü?” sorusuna cevap verildiğinde sorun çözülmüş olmaz…
Asıl sorun şu: Hangi değişim gerçek?..
Bir siyasetçinin değiştiğini anlamak için niyet okumasına değil, davranış okumasına ihtiyaç vardır…
Eğer bir siyasetçi söylemini değiştiriyor ama kadroları aynı kalıyorsa…
Eğer yeni sözler eski politikaların ambalajıysa…
Eğer dönüşüm rüzgârın yönüne göre oluyorsa…
Tabii ki orada değişim değil, adaptasyon vardır…”
Orhan Pamuk da mı Netflix’e düştü?-Elif Soyseven (T24)
“Masumiyet Müzesi artık kitap rafından çıkıp müzeye, müzeden ekrana evrilmiş bir transmedya hikayesi. Ancak Nobel ödüllü bir yazarın eserinin Netflix’te diziye dönüşmesiyle sosyal medyada herkes aynı soruyu soruyor;
“Orhan Pamuk da mı Netflix’e düştü?”
Eğer siz de böyle düşünüyorsanız, belki de yanlış soruyu soruyorsunuz. Çünkü “düşmek” dediğimiz şey hâlâ eski dünyanın kültürel hiyerarşisine ait bir kelime. Oysa bugün Netflix dünyanın en büyük sahnesi. Bir romanın milyonlarca izleyiciye ulaşması bir yazarın küçülmesi değil, hikâyenin ölçek değiştirmesi demek. Eskiden romanlar sayfalar arasında dolaşırdı, şimdi algoritmaların içinde geziniyor.
Ama aşk… O hâlâ aynı yerde aynı tutkuyla, yaralı, kararsız ve çoğu zaman tek taraflı.
Netflix’in Warner Bros’u satın alma hamlesiyle neredeyse başlı başına bir dijital medya evrenine dönüşmesi tesadüf değil. Streaming artık sinemanın, televizyonun ve edebiyatın kesiştiği dev bir sahne. Netflix artık dünyanın en büyük dijital platformu olmak üzere. Dijital platformlara burun kıvıranlar için tarihi bir dönüm noktasındayız üstelik. Bu yüzden Nobel ödüllü bir yazarın Netflix’te yer alması bir düşüş değil, kültürel ölçeğin büyümesi. Hatta belki de Orhan Pamuk ilk kez bu kadar geniş bir kitleyle aynı anda buluşarak gerçekten halka yaklaşıyor. Evet, yanlış duymadınız, Pamuk ilk kez bu kadar halka yakın. Pamuk’un edebiyatı artık seyirciyle aynı odada.
T24 için Murat Sabuncu’nun Orhan Pamuk ile yaptığı röportajdan öğrendik ki, Pamuk senaryo sürecini satır satır kontrol ederek metnini algoritmaya kurban etmemeye çalışmış. Yazar, metnin içine bir karakter olarak sızmışsa, onu tamamen başkasına bırakamaz. Osman Hamdi Bey’in kendini tablolarına yerleştirmesi gibi, Pamuk da her yapıtında kendi gölgesini bırakır. Belli ki burada da sanki roman yazarı değil de, setin bir köşesinde algoritmaya göz kulak olan bir “Netflix çalışanı” gibi çalışmış. Nobelli bir başka yazar Gabriel García Márquez’in eserlerine de yıllarca ekrana “uyarlanamaz” dediler, sonra bir baktık ki dijital platformların gözdesi oldu. Demek ki mesele yazarların değişmesi değil ekranın edebiyata yetişmesiydi.
Pamuk’un kurduğu bu yapı başlı başına bir transmedya evreni. Okuduğunuz hikâyeyi gidip fiziksel bir müzede gezebiliyor, ekranınızdan izleyebiliyorsunuz. Bugünlerde diziyi seyredenler ya Orhan Pamuk’a ya Kemal Basmacı’ya kızgın. Pamuk her ne kadar “Kemal ben değilim” dese de “her ben değilim” dediğinde okur buna daha çok inanıyor. Bu kadar gerçekçi yazmak bir yazarı mutlu eder. Yazarın paradoksu da budur. Ama Freud yazarın aslında kendi bilinç dışını yazdığını söyler.”
Kurşundan beter mesajlar-İsmail Saymaz (halktv.com.tr)
“Yalova’da, geçen yıl 29 Aralık’ta üç polisin şehit olduğu ve beş IŞİD’çinin ölü ele geçirildiği saldırıdan bir gün sonra örgütün haber ajansı Amak, şu haberi geçti:
“Türkiye’nin kuzey batısında mürtet Türk güçleri ile mücahitler arasında çıkan çatışmada Türk güçlerine mensup 11 kişi öldü ve yaralandı.”
IŞİD, Yalova’daki terör eylemini üstlenirken şehit polislerimizi mürtet (Dinden dönmüş) diye karalıyor.
Ne acıdır ki…
Yalova’daki saldırganlarla ilişkili oldukları iddia edilen tekfirci selefiler ‘Amak’tan farklı düşünmüyor.
Terör eyleminden sonra Yalova’da 63, Aydın’da 9, Bursa’da 12 ve Kocaeli’de 10 olmak üzere 94 kişi tutuklandı.
Bu kişilerle ilgili suçlama şöyle:
Yalova’daki hücreyle irtibatlı olmak, telefonlaşmak, yazışmak, mesajlaşmak ve sosyal medyada onlara destek paylaşımında bulunmak.
Bu mesajlarda, üç polisi şehit eden IŞİD’çiler inancından ötürü saldırıya uğrayan mazlum Müslümanlar olarak anlatılırken, güvenlik güçlerine “Kafir” diye hakaret ediliyor, “İsrail askerinden farksız” deniliyor. Gerçek dışı bilgiler verilerek, halk kışkırtılıyor ve cihat çağrısı yapılıyor.
İşte, o provokatif paylaşımlar:
-Cihat yoksa hayat yoktur
-Korkak oğlu korkaklar, rabbim sizi helak etsin, yerin dibine soksun. Bir kadından bu kadar korktunuz.
-Ya Rabbi azgınlaşmış her kafirden öç almayı bize nasip et.
-Burası Gazze değil ve zulmü yapanlar da İsrail askeri değil. Yalova’da Müslümanların evlerini ateşe veriyorlar. Gece baskın yapıp eve zorla girmeye çalışan polislere eşim giyinsin deyip kapıyı kapatmaya çalışan Müslümanı kalbinden vurdular. Sonra Firavun ve sihirbazları halkın gözünü boyamak için hiçbir kaydı medyaya göstermeyecekler. Yahudiler içimizde…
-5-6 çocuk, 4-5 kadına bu öfke ve kin. Rabbim el Kahhar olandır.
-Allahım sen şahitsin ki bizler sadece senin şeriatının hakim olmasını istiyoruz ve bundan ötürü zulümler görüyor kardeşlerimiz, öldürülüyor. Biz peygamberlerin daveti olan tevhidi yaşamaktan başka birşey yapmıyoruz. Bu kelime için canımız da her şeyimiz de ortada. Hiçbir kınayıcının kınamasından da çekinmiyoruz inşallah. Sonu firdevs olan birşeyden kaçmıyoruz. Rabbim kardeşin şehadetini kabul etsin, cennetine koysun.”
Emekliler için 2026 gerçeği enflasyon kadar artış, beklenti kadar belirsizlik-Özgür Erdursun (Dünya)
“Sosyal güvenlik gündeminde beklenti yüksek, ancak uygulamalar temkinli. 2026 yılı emekliler açısından “enflasyon kadar artış” yılı olarak ilerliyor.
Sorulması gereken soru şu: Enflasyon kadar artış gerçekten yeterli mi?
2025 yılının ilk döneminde emekli aylıklarına yalnızca enflasyon farkı yansıtıldı.
-En düşük tamamlanan aylık: %18,4
-Diğer emekli aylıkları: %12,19
Bunun dışında herhangi bir refah payı ya da ilave iyileştirme yapılmadı.
Ekonomi yönetimi bütçe disiplini ve maliyet kontrolü vurgusunu öncelik haline getirmiş durumda. Emekli aylıklarının kamu bütçesine yükü sık sık dile getiriliyor.
Ancak burada dikkat çekici bir durum var:
Enflasyon kadar artış, alım gücünü korumaya yetmeyebiliyor. Çünkü resmi enflasyon oranı ile hane halkının hissettiği enflasyon arasında ciddi bir fark oluşabiliyor.
Dolayısıyla “enflasyon kadar artış” teknik olarak bir koruma mekanizması gibi görünse de, fiilen gelir seviyesini iyileştirmiyor.
2026 Temmuz ayında da benzer bir uygulamanın devam etmesi kuvvetle muhtemel. İlave artış sinyali verilmiş değil.
Bayram ikramiyesi 2018’de 1.000 TL olarak başladı. O dönemde net asgari ücret 1.603 TL idi. Yani ikramiye, net asgari ücretin %62,36’sına karşılık geliyordu.
Bugün net asgari ücret 28.075 TL.
Aynı oran korunmuş olsaydı, bayram ikramiyesinin yaklaşık 17.500 TL olması gerekirdi.
Mevcut tutar ise 4.000 TL.
Gündemde 5.000 – 5.500 TL aralığında bir artış konuşuluyor. Bu artış gerçekleşse bile, ikramiyenin başlangıçtaki oransal gücüne yaklaşması mümkün değil.
Bu tablo şunu gösteriyor:
Nominal artışlar yapılırken, reel değer kaybı yeterince telafi edilmiyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
