Camiye gitmeyen imam olur mu?-Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)
“Çok değil, 4 ay önce bu köşede başlık attım: Fatihli Müslümanlar rahatsız!
Fatih’e gidip cami cemaatiyle buluşmuş, onları dinlemiştim. Osmanlı yadigârı camilerin yoğun olduğu bölgede, işe gitmeyen imamlardan rüşvetle atama soruşturmasına kadar bir dizi hikâyeyi bu köşede aktarmıştım. Aradan geçen zamanda ne oldu diye merak ettim. Gidip bir tabure üstünde yine onları dinledim.
Önce bir gözlem…
Fatih demek aynı zamanda İsmailağa demek. Bu köşede okudunuz. Tarikat yakın zamanda bir dizi ayrışma yaşadı. Sonunda Cübbeli Ahmet aforoz edildi. Gördüğüm o ki Fatih’te Diyanet bürokrasisi İsmailağa Vakfı’ndan yana tutum alırken Cübbeli daha çok kitle damarını tutmuş. Bir kesim ise tepkiyle hepsine sırtını dönmüş. Tarikat filmi hep olduğu gibi, inananları ayrıştırmayla sonlanmış.
Gelelim haberlik meseleye…
Fatihli Müslümanların son dönemde konuştuğu bir isim var: E.Y. Kim derseniz, müftülüğün kritik bir bürokratı. Camiler, imamlar, müftülük üzerinde boyunu aşan bir etkisi var. Anlatılana göre her işi o çözüyor. Camilerin kasalarında bile yetki onda. Haliyle hakkında çok hikâye anlatılıyor.
İşte o E.Y’nin Diyanet’teki kadro safahati önümde…
18 Ağustos 2014’e kadar Fatih Müftülüğü’nde “hizmetli” kadrosundaymış. Doğru tahmin ettiniz. İsmailağa Kuran Kursu’nda hizmetli olarak görev yapmış. Gelgelelim… 1 Eylül 2014’te bir anda Düzce’de bir camiye imam-hatip olarak atanmış. Nasıl olmuş derseniz, ben de bilmiyorum. Ama bu kadar değil. Oraya gittiğini gören olmamış. Kasım 2014’te Haseki Abdurrahman Gürses Dini İhtisas Merkezi Müdürlüğü’ne, “veri hazırlama ve kontrol işletmeni” kadrosuyla geçmiş. Yani 2 ayda, “hizmetli” kadrosundan memuriyet basamaklarına uçmuş. 31 Ağustos 2015’te de kadrosu Fatih Müftülüğü’ne memur olarak alınmış.
Bu kadar değil…
Biliyorsunuz 2022 yılında yapılan düzenlemeyle, Diyanet’te imamlara 3600 ek gösterge hakkı tanınırken Diyanet memurlarına bu hak verilmedi. E.Y. maaş ve emeklilik ayrıcalığından faydalansın diye bir ayrıcalık daha yapılmış. Akseki Mescidi’ne kadrosu imam olarak alınmış.
“İşi çoktur” demeyin. 1453 yapımı mescit, Kuran kursu olarak hizmet verirken cuma günleri hariç ibadete kapalı. Konuştuğum cemaat “Mescitte görmüyoruz” derken nasıl oluyorsa cami denetim defterinde “her şey yolunda” görünüyormuş. E.Y. ise müftülükte “işbitirici memur” olarak yoluna devam ediyormuş.
Üstelik bu ilk değil. Sosyal medyayı tarayınca görünüyor. Benzer çok örnek var. “İmamlık bahane ek gösterge şahane” diyen “memur imamlar” halkta da tepki yaratmış. İşte Diyanet defalarca “Bu usulsüzlüğe izin vermeyeceğiz” derken iş İsmailağa’nın eski hizmetlisine gelince akan sular durmuş! “
PKK silahlarına ne oldu?-Nuray Babacan (Nefes)
“Kürt açılımında. ‘komisyon raporunun sonuna gelindi’, ‘kapalı kapılar ardından özel yasa çalışmaları yapılıyor’, ‘Suriye anlaşması hangi noktada?’ gibi birçok başlık konuşulurken, kendilerini feshettiklerini ilan eden ama bir bütün halinde duran PKK’nın kullandığı silahların akıbeti merak konusu.
Bu, Ankara’nın karmaşasında gündelik hayatın başlığı olmasa da kapalı kapılar ardında, özellikle istihbarat kaynaklarında takip edilen ve üzerine değerlendirmeler yapılan bir konu.
İktidar partisinde üst düzey verilen brifingde bununla ilgili meraklı soruların sorulduğunu öğrendiğimizde, bizim de radarımıza girdi. Aktarılanlara göre;
– Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK tarafından terk edilen 4 büyük mağarada ağır silah niteliği taşıyan çok sayıda mühimmata el koydu. Süreç devam ederken buna ilişkin bilginin paylaşılmamasına karar verildi.
– PKK’lıların elindeki silahların büyük kısmının YPG’nin envanterine girdiği ve son yapılan anlaşmanın ardından merkezi hükümet tarafından kayda alınacağı belirtiliyor. Bu silahların resmi makamlara devredilmesinin Türkiye tarafından da desteklendiği yorumları yapılıyor.
– Üçüncü bir yol ise Erbil, Süleymaniye ve Bağdat gözetiminde oluşturulacak bir mekanizmayla, Irak’ta PKK silahlarının toplanması ve uluslararası gözlemciler aracılığıyla ne yapılacağına karar verilmesi.
– İlk temsili silah bırakma gösterisinin ardından bu mekanizmanın işletilmesinin planlandı, ancak Ankara’nın açılım süreciyle ilgili yavaş hareket ettiği gerekçesiyle henüz bir sonuç alınamadı.
– Bazı kaynaklar ise PKK silahlarının bir kısmının İran’da PJAK’a gönderildiğini iddia etti. İran’a geçen PKK’lılar olduğu, ABD ile yaşanan krizden sonra bölgedeki Kürtlerin kendilerini gelişmelere karşı hazırladığı öne sürülüyor.
– Örgüt içindeki bir grubun, silahlı gücü sonuna kadar korumaktan yana olduğu, merkezi hükümetle yapılan SDG anlaşmasının bunu zora soktuğu konuşuluyor.
– Konunun hem Suriye anlaşmasını hem Türkiye’deki süreci olumsuz etkileyecek kadar önemli olduğu, ABD’nin tutumu nedeniyle PKK’nın silah konusundaki direncinin zayıfladığı anlatılanlar arasında.
Ankara, bu silahların akıbeti ve kimlere devredildiği konusunda hâlâ temkinli bir tavır sergiliyor. Olumlu gelişmelere rağmen bu konuda tam bir güven oluşmadığı anlaşılıyor.”
Siyaseti düzenleme hedefi-Fikret Bila (halktv.com.tr)
“İktidarın iç siyaseti düzenleme hedefi çok açık biçimde görülüyor.
İdari yetkilerini kullanmanın yanı sıra yargı eliyle de bu hedefine ulaşmaya çalışıyor.
İktidar yerel seçimleri büyük farkla kazanan Ana Muhalefet Partisi CHP’yi durdurabilmek için önce idari yetkilerini kullanarak CHP’li belediye başkanlarını görevden aldı.
Ardından yine idari yetkiyle yerlerine kayyımlar atadı.
Böylece yerel seçim sonuçlarını yok sayarak seçilmiş belediye başkanlarını görevden uzaklaştırmış oldu.
Hemen ardından devreye yargı girdi.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek başta olmak üzere CHP’li belediye başkanları hakkında soruşturmalar açıldı.
Belediye başkanları bir yıla yakın süredir cezaevindeler.
Büyükşehir belediye başkanlarından sadece Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar aylarca cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi.
Ancak görevine iade edilmedi.
Tıpkı İstanbul Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmesine karşın görevine iade edilmemesi gibi.
Keza DEM Partili Ahmet Türk’ün beraat etmesine karşın Mardin Belediye Başkanlığı’na iade edilmemesi gibi.
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Ahmetler görevlerine dönmeli,” “Demirtaş yuvasına kavuşmalı” sözüne karşın AK Parti iktidarı oralı olmadı.
Bu da gösteriyor ki iktidar yargının istediği yönde karar almasından memnun oluyor ancak beklediğinin aksine karar alırsa oralı olmuyor.”
“Sadece iki hafta önce ülkedeki diğer her dert buharlaşıp uçmuşçasına herkesin sadece Suriye konuşası vardı. Suriyeli Kürtlerin YPG’si, Arap aşiretlerin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) şemsiyesinden çekilmesiyle birlikte yaşadığı kayıplar, Türkiye sanki nihayet Kürt sorununu çözmüş gibi bir coşkuyla ele alındı. Sanki Türkiye açısından mevzu kapanmış, batı final tercihini Ahmed El Şara yönetiminden yaparak Kürtleri geri dönülmez biçimde terk etmişçesine ileri yorumlara imza atıldı. Sadece günler geçti ve geçirdiğimiz hafta sonunda SDG yöneticileri Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in transatlantik ittifakın gözbebeklerinden Münih Güvenlik Konferansı’nda Batılı liderler tarafından kucaklanması izledik. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Mazlum Abdi’ye sarılmasından daha mühim olan kuşkusuz Abdi ve İlham Ahmed’in Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile birlikte ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüşmeye katılmasıydı.
Kürt siyasi hareketinin önde gelen kadınlarından Sebahat Tuncel ile aslında Münih’teki gelişmelerden önce randevulaştık. Kendisini geçen hafta Yeni Yaşam gazetesinde kaleme aldığı ‘Emperyalist planlara alternatif çözüm’ yazısını okuduktan sonra aradım. Zira yazının içinde, Suriye’de yaşananlardan sonra ve İran’da yaşanması muhtemel şeylerden önce Kürt hareketinin kendi içinde yaptığı tartışmalara dair ipuçları vardı. Bir anlamda ‘emperyalizmle iş birliği’ tartışmasını kamusal alana taşımış oldu. Daha fazlasını ise burada okuyacaksınız. Sebahat Tuncel’e göre Orta Doğu’da yeni dizaynın arkasında da asıl olarak, aynı yüz sene önce olduğu gibi İngilizler var.
Küresel güçlerin bölgesel hesaplarının enkazının sadece Suriye ile sınırlı kalmayabileceğini anlatırken Tuncel, Suriye’de son bir ayda yaşanan gelişmeler esnasında Türkiye’deki ‘süreç’in kopma noktasına geldiğini söyleyen ilk siyasetçi oldu belki de. Tuncel’deki bilgiye göre Öcalan’ın SDG yönetimine önerilerini iletmesi de Suriyeli Kürtlere yönelik saldırıların durdurulması da ‘bir biçimde’ sağlandı. Detayları bildiğini ancak üstü kapalı biçimde paylaşmayı tercih ettiğini düşündüren cümlelerini ilerleyen satırlarda okuyacaksınız.
Öcalan’ın SDG’nin İsrail ile ilişkisi hakkında aslında ne düşündüğünü, ‘demokratik Orta Doğu konfederasyonu’ formülü ile ne kastettiğini Sebahat Tuncel’in yorumuyla öğreneceksiniz.
Sebahat Tuncel bugün DEM Parti yönetiminde değil ama Kürt hareketi açısından DEM Parti kadar önemli olan ‘Özgür Kadınlar Hareketi’ TJA’nın yöneticilerinden. Daha önce HDP ve DBP’de eş başkanlık yaptığını ve Kobani davasından yedi buçuk yıl hapis yattıktan sonra 2024’te serbest kaldığını bilmem hatırlatmama gerek var mı?
-Şöyle bir durum var; Gültan Kışanak, Ayla Akat Ata ve siz DEM Parti’nin öncülü olan partilerin kadın yöneticileri olarak Kobani davasından yatıp çıktıktan sonra Özgür Kadınlar Hareketi olarak Türkçeye çevirebileceğimiz TJA içinde (Tevgera Jinên Azad) çalışmalarını sürdürüyorsunuz. Hem Suriye’de son yaşananların ardından Rojava meselesine dikkat çekmek hem de Öcalan’ın özgürlüğü için düzenlenen mitinglerde TJA önemli rol oynuyor. TJA’nın fonksiyonunu siz nasıl tarif edersiniz?
-Siyasi partide, sendikada ya da bağımsız kadın örgütlenmelerinde, yerel yönetimde, ekoloji hareketinde çalışan bütün kadınların oluşturduğu ortak bir çatı örgütlenmesi TJA. Benim için HADEP’ten itibaren hep kadın çalışması esas çalışma oldu. O yüzden de cezaevinden çıkınca burada siyaset yapmayı çok daha önemsedim. “Demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma” diye ifade ettiğimiz paradigmanın kadınlar açısından ne ifade ettiğini, erkek egemenliğine karşı kadınlar olarak nasıl mücadele edeceğimizi, bunun pratik politikasını nasıl geliştireceğimizi tartıştığımız ve bunu koordine ettiğimiz bir yer TJA. Ve ben de TJA’nın yönetiminde yer alıyorum. Sizin de belirttiğiniz gibi Gültan Hanım’ın, Ayla Hanım’ın ve daha pek çok arkadaşımızın yıllarca siyasi mücadele içinden süzülen bir deneyimi var. O deneyimin de verdiği bir özgüven de oluyor aslında. Milletvekilliği yapmış olmanın bir tanınırlığı, toplumsal karşılığı da olunca o açıdan daha çok öne çıkıyor gibi görünüyoruz bizler. Ama belki çok popüler olmayan ya da isimleri bizler kadar bilinmeyen çok arkadaşımız var. TJA’da çalışan binlerce kadından bahsediyoruz şu an.”
Can Yücel, “Göte göt denir” dedi mi?-Faruk Bildirici (BirGün)
“Uğur Dündar, yıllardır internette, sosyal medyada dolaşıp duran ve Can Yücel’e atfedilen bir anıyı gündeme getirdiğinde, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a mesajlarını değerlendiriyordu:
“Meclis’te bu sözlerin çok daha sertine tanık oluyoruz. Ben onları okurken Can Yücel’in bir yargılanmasını hatırladım. Hâkime, ‘Efendim, Türkçede göte göt denir’ diyor.”
Uğur Dündar, Can Yücel’e atfedilen o anıyı Halk TV’deki programda ayrıntılı olarak anlatarak, Özgür Özel’in, Özarslan’a yönelik hakaretini normalleştirdi, destekledi de. Uğur Dündar’ın bu anlatımından dolayı RTÜK, Halk TV’ye ceza verdi. Ahmet Hakan da “bu anekdotun doğru olmadığını”, “hukuki olarak kanıtlanmadığını” yazdı.
Bunun üzerine ben de yıllardır dolaşımda olan o sözlerin kaynağını aradım. Can Yücel’in 1982’de Yazko’dan yayımlanan, 18 Temmuz 1984’te “müstehcenlik” gerekçesiyle toplatılan “Rengâhenk” kitabı nedeniyle yargılandığı ve 1986’da beraat ettiği davaya işaret edildiğini buldum bazı yayınlarda. Gerçekten de o kitapta “Götümser” adlı bir şiir var. Ancak Can Yücel, Tevfik Taş’ın, “Düzünden” adlı kitapta topladığı yazılarında bile bu anekdottan bahsetmiyor.
Fazla ilerleyemeyince Malumatfuruş’taki arkadaşlardan yardım istedim, onlar da inceledi konuyu. Ahmet Nesin’in, Artı Gerçek’teki yazısını buldular. Ahmet Nesin, 2020’deki yazıda 12 Eylül sonrasında bir gün Gazeteciler Lokali’nde yemek yerken Can Yücel’in geldiğini anlatıyor:
“Göt davasından geliyorum, beraat ettim’ dedi. Yazko Edebiyat dergisinde Can Yücel’in bir şiiri çıkmıştı, içinde ‘göt’ sözcüğü geçtiğinden dolayı dava açtı sıkıyönetim askeri savcılığı. Gerisini neredeyse kelimesi kelimesine Can Baba’nın ağzından aktarayım.
‘Mahkemeye Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünü de götürdüm. Mahkeme başkanı bana ne diyeceğimi sorunca, ben de ‘G’ harfi bölümünü açıp heyete ‘Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti, Türkçemizde göte göt denir, sözlükte öyle’ diyor.”
Ahmet Nesin’den önce 2017 yılında da Metin Celal, Cumhuriyet’teki yazısında Can Yücel ile 1985’teki bir buluşmasını anlatırken, onun “Rengâhenk kitabındaki şiirleri nedeniyle yargılandığı davada ‘Göte göt demeyeceğiz de ne diyeceğiz” diyerek beraat ettiğini anlatmış.
Ahmet Nesin’in tanıklığı, Metin Celal’in anlatımı, Can Yücel’in o sözleri söylediğine dair önemli bilgiler. Elbette bunlar, mahkeme tutanakları ya da Can Yücel’in yazıları gibi kesin kanıt kabul edilemez ama bu yazılanlardan sonra “Kesinlikle olmamıştır” da denemez.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
