İşte ‘Türkiye’ sorgusunun çevirisi-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“Gözde, Sinem, Hande, Melis, Nurcan… 17 Ağustos 1999 depreminin kayıp çocukları. Adları da sayıları da iddialar da çok. Şimdi, Epstein belgeleriyle yeniden merak ediyoruz. İçimiz ürpererek “acaba” diyoruz. Zira, milyonlarca belgenin arasında Türkiye’den çocukların kaçırıldığına dair iddiaların sorgulandığı tutanaklar da var. Örneğin…
ABD’nin Florida eyaletinde, Jeffrey Epstein’ın pilotlarından Larry Visoski’nin tanık olarak sorgusu yapıldı. İşte Epstein mağdurlarının avukatlarından Bradley J. Edwards’ın soruları ve Epstein’ın pilotlarından Larry Visoski’nin yanıtları…
– Eldeki bilgilere ve kanaate göre; Epstein, reşit olmayan kız çocuklarını Türkiye’den götürdü. Türkiye’den onun herhangi bir uçağıyla hiç ayrıldınız mı?
Kayıtlara bakmam gerekir. Türkiye’yi hatırlamıyorum.
– Türkiye’den herhangi bir reşit olmayan kızı götürdüğünüzü hiç hatırlıyor musunuz?
Hayır, hatırlamıyorum.
– Türkiye’den insan alıp almadığınızı ya da Türkiye’den çıkıp çıkmadığınızı görmek için hangi kayıtlara bakmanız gerekir?
Uçuş kayıtlarına bakmam gerekir ancak şahsen Türkiye’ye uçtuğumu hatırlamıyorum.
– Amerika Birleşik Devletleri’ne Türkiye’den gelen uçuşların kayıtları, uçaktaki kişilerin isimlerini gösterir mi?
Gösterebilir.
Sorgunun tam da burasında, bir tarih aralığından bahsediliyor. O tarihler de maalesef 1999 depremiyle örtüşüyor. Sorgudan devam ediyorum:
– Tamam. Bu bilgileri içeren uçuş kayıtlarını nereden temin edebilirim?
Hangi yıldan bahsettiğinize bağlı.
– Bu özel şikâyette 1998 ile 2002 yılları arasından bahsediyoruz.
Yolcu listelerine sahip değilim.
– Bunlara kimin sahip olacağını biliyor musunuz?
Tahminimce…”
Fidan o bakanlara anlatsa!-Deniz Zeyrek (Nefes)
“Hayatımın hiçbir döneminde kendi yankı odasına kapanıp kendi sesiyle gaza gelen bir gazeteci olmadım, olmak da istemem.
O nedenle her zaman hak eden herkesin hakkını teslim etmesini bildim.
Düzenli okurlarım bilir, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Suriye’de attığı adımların Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından kritik olduğunu belirterek, Fidan’ın doğru zamanda doğru müdahaleler yaptığını yazmıştım.
Fidan’ın ateşkes süresini uzatma teklifi kabul görmese, hali hazırda yanı başımızda HTŞ ile YPG arasında bir silahlı çatışma dönemi başlamış olabilirdi. Böyle bir gelişme de hem Suriye’de istikrarsızlığa neden olur hem Türkiye’yi içine çeker hem de Terörsüz Türkiye Sürecini zora sokardı.
Benzer şekilde, İran’la ABD arasında yaşanan gerilimin yatıştırılması, ABD ile İran arasında arabulucu olunması da diplomasi açısından önemliydi.
Bölgemizin üzerindeki siyasi ve askeri fay hatlarında birikmiş gerilim, ortaya çıkarsa çok ciddi çatışmaları tetikleyebilir.
Hakan Fidan’a yönelik bu tespitlerimin benzerlerini ne yazık ki diğer bakanlar için yapamıyorum.
Zira, yeterli donanıma sahip olduklarına bir türlü inanamıyorum.
İlk örnek olarak Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ı vereceğim.
Kendisi son açıklamasında “Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisinin aleyhine işlediği görüşlerinin gerçeklerden kopuk olduğunu ifade etmek istiyorum” dedi.
– Birinci boyut:
Artıları eksileri bir arada değerlendirildiğinde, bu ekonomik kriz ortamında ihracatçılar bu kadar sıkışıkken, dış ticaret açığı son ayda yüzde 12’ye yakın artmışken, Avrupa Birliği’yle Gümrük Birliği anlaşmasının “ehveni şer” olduğunu söyleyebiliriz.
Gümrük Birliği’nin AB ülkelerine ihracat yapan sanayicilerimiz için can suyu olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak, “Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisinin aleyhine işlediği görüşlerinin gerçeklerden kopuk olduğunu” söylemek gerçekten kopuk bir yorum olur.
Zira Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşmasını kendi lehine güncellemesi gereken bir dönemdeyiz.
Türkiye, Avrupa’nın en büyük pazar ülkesi ve bu özelliği önemli bir pazarlık kozudur.
Bu kozu kullanmak, anlaşmayı Türkiye lehine iyileştirmek için mücadele etmek yerine “Gümrük Birliği ekonomimizin aleyhine işlemiyor” derseniz, AB müzakerecileri karşınızda “İşte bakanınız da itiraf etti, anlaşma sizin lehinize” der ve çıkar işin içinden.”
Gürültülü operasyonda sessiz sedasız tahliye!-Tolga Şardan (T24)
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturmalardan sonra açılan “Aziz İhsan Aktaş suç örgütü” davasının başladığı geçen hafta “sessiz sedasız” ilginç bir gelişme yaşandı.
Aynı zamanda İBB soruşturmalarında “itirafçı” konumundaki iş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın da sanıkları arasında yer aldığı davanın duruşmaları Silivri’de devam ederken, yine Aktaş’ın adının karıştığı başka bir dosyadan tutuklu bulunan Avukat Semra Ilık, pazartesi Silivri Cezaevi’nden tahliye edildi.
Şimdi biraz geriye, geçen ağustosa geri dönelim.
İBB’yle bağlantılı dosyada adı geçen Aktaş’la ilgili dikkat çekici bir iddia ortaya atıldı. İddiaya göre, halen tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun talimatı doğrultusunda Aktaş’a suikast düzenlenecekti.
Bu amaçla İmamoğlu, kendisi gibi halen tutuklu İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’e talimat verdi. Talimat sonrasında ise; Keleş, Aktaş’ın öldürülmesi amacıyla bir organize suç örgütüne işi havale etti.
Keleş, iddiayı yalanladı. Kendisiyle ilgili kurulduğunu öne sürdüğü kumpasın belgesini kamuoyu ile paylaştı.
Buraya kadar madalyonun bir yüzü. İkinci yüzünde ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan “çete” operasyonu var. Savcılık iddiasına göre; Keleş, Aktaş’a suikast için MHP’ye yakın Selahattin Yılmaz’la anlaştı.
Savcılık talimatıyla Yılmaz ve beraberindeki 12 kişi gözaltına alındı. Ankara merkezli beş farklı kentte gözaltına alınanlar arasında iki de avukat vardı. Ankara’da kendilerine ait hukuk bürolarında faaliyet gösteren Semra Ilık ve Cem Duman, Yılmaz’la bağlantıları çerçevesinde yakalandılar. Sonrasında her ikisi de Yılmaz gibi geçen ağustosta tutuklandı.
Aslına bakarsanız, Yılmaz ve beraberindekilerin tutuklanma sebebi sadece çete iddiası değildi.
Bu operasyonun hemen ardından yine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ASSAN adlı savunma firması merkezli farklı bir soruşturma başlatıldı. Firmayla başlayan operasyon savunma sanayinin lokomotifi MKE’ye kadar genişledi. Kurumun Eski Yönetim Kurulu Başkanı Avukat İsmet Sayhan tutuklandı.
Her ne kadar iki dosya ayrı gibi görünse de aslında hem MHP’ye mesaj hem de savunma sanayi sektöründe kartların yeniden dağıtılmasını sağlayacak tek parçalı “matruşka” operasyondu.
Yakın geçmişte yaşanan ancak halen önemini koruyan bu bilgileri vermemin sebebi, Avukat Semra Ilık’ın konumunu ortaya koymak.
Aktaş’a yönelik çete operasyonunda gözaltına alınıp tutuklanan Avukat Semra Ilık, aynı zamanda AKP’li siyasetçi. Şanlıurfalı olan Avukat Ilık, bir ara AKP’den milletvekili aday adayı oldu ancak TBMM’ye gelme şansını yakalayamadı.
Avukat Ilık, iktidara yakın gazetecilerle kurduğu bağlantıları, sosyal medya hesabından yayımladı. Cem Küçük, Tahir Sarıkaya, Sinan Burhan, Hacı Yakışıklı, bu isimlerden bazıları.”
Bahçeli’nin önerileri-Fikret Bila (halktv.com.tr)
“MHP Lideri Devlet Bahçeli, geçen yıl yaptığı, “Öcalan gelsin Meclis’te DEM grubunda konuşsun” önerisiyle “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştı.
Bahçeli’nin bu açıklamasından sonra Meclis’te “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” komisyonu kuruldu ve çalışmalarına başladı.
Bu süreçte komisyon üyesi AK parti, MHP ve DEM milletvekilleri İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la da görüştüler. CHP İmralı’ya giden heyete üye vermedi.
İmralı’ya giden heyet komisyona bilgi verdi. Şimdi, komisyonun üzerinde çalıştığı raporun tamamlaması bekleniyor.
Bu süreç devam ederken Bahçeli, MHP’nin dünkü grup toplantısında konuşmasını şöyle bitirdi:
“Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”
Bahçeli’nin bu sözlerinde üç öneri var:
- Öcalan’ın umut hakkından yararlanması
- Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in belediye başkanlığı görevlerine iade edilmesi
- Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması
Bahçeli bu önerileri neden yaptığını da şöyle açıkladı:
“PKK’nın kurucu önderliği, 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu. Bölücü terör örgütünün lağvedilmesini ve silahların yakılmasını sağladı mı? Sağladı. 27 Şubat çağrısı PKK’yla birlikte örgütün tüm bileşenleri için bağlayıcı oldu mu? Oldu. Madem maksat hasıl oldu, o halde bize düşen de PKK’nın kurucu önderliğine DEM Parti’den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir.”
Bahçeli’nin dediği gibi terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan, PKK’nın kendini lağvetmesi, silah bırakması çağrısında bulundu.
PKK da düzenlediği bir törende 30 PKK’lı silahlarını bir kazana bıraktılar. Silahlar bu kazanda yakıldı.
Ancak bu sembolik silah bırakma töreni PKK’nın silahlarını tümüyle bıraktığı veya teslim ettiği anlamına gelmiyor.
Diğer taraftan Bahçeli Öcalan’ın çağrısının PKK’nın uzantıları olan Suriye’de SDG/YPG’yi, İran’da PJAK’ı, Irak’ta PÇDK’yı da kapsadığını düşünüyor.
Ancak DEM Parti sözcüleri Öcalan’ın çağrısının sadece PKK’yı bağladığını, Suriye’de YPG’yi bağlamadığını açıkladılar.
Bu konuda Bahçeli ile DEM Parti ve Kandil’deki PKK yöneticileri arasında görüş farklılığı var.
Dolayısıyla Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nın Suriye, Irak ve İran’daki kollarının da silah bıraktığını söylemek mümkün değil.
Zaten Suriye’deki son gelişmeler de bunu açıkça gösteriyor.”
Enflasyon acısı neden geçmeyecek?-Güldem Atabay (BirGün)
“Ocak 2026 enflasyon verisi, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu fiyatlama rejimini de yüksek enflasyonla mücadeledeki başarısızlık derecesini de net şekilde oryaya koydu. Aylık enflasyon yüzde 4,84 ile beklentilerin belirgin biçimde üzerinde. Yıllık enflasyonun yüzde 30,89’dan yüzde 30,65’e gerilemesi ise iktidar siyasetçilerine olumlu söylem alanı yaratsa da halk açısından ocak ayı aralık ayına göre yine çok daha kötü. Üstelik bu düşüşün iktisadi bir başarıyı değil, büyük ölçüde baz etkisinin matematiksel sonucunu yansıttığını görmek gerekiyor. Geçen yıl ocak ayında yüzde 5 civarında gerçekleşen aylık enflasyonun bu yılın ocak ayında daha düşük yüzde 4,84 olması, yıllık oranı teknik olarak aşağı çekiyor. Ancak bu, fiyatlama davranışlarında bir kırılmaya ya da enflasyonun ana eğiliminde kalıcı bir iyileşmeye işaret etmiyor. Aksine, aylık artışın hâlâ bu denli yüksek olması, ekonominin yüksek ve yapışkan bir enflasyon sarmalından çıkamadığını gösteriyor. Aralık ayında da aylık enflasyonun yüzde 0,9 olduğunu hatırlayalım.
Verinin alt kırılımlarına bakıldığında tablo daha da netleşiyor. Ocak ayında en dikkat çekici kalem, gıda ve alkolsüz içecekler grubu. Aylık artış %6,59. Bunun arkasında meyve ve sebze fiyatlarındaki aylık %22’yi aşan sıçrama var. Bu artış, işlenmemiş gıda fiyatlarını aylık bazda yaklaşık %11,79 yukarı çekmiş durumda. Ocak 2026’da yüzde 22 olan Ocak 2025’te yüzde 3,41 olması, yüzde 12 olanın da aynı dönemde yüzde 2,66 olması mevsimsellik ötesinde anormal bir durumla karşı karşıya olduğumuz gösteriyor.
Ancak mesele yalnızca olumsuz hava koşullarıyla açıklanabilecek kadar basit değil. Çünkü işlenmiş gıda fiyatları da aynı ayda %2,7 arttı. Yıllıklandırılmış olarak bakınca işlenmiş gıda fiyatları enflasyonun yüzde 40’a yaklaşması ve hedef yüzde 16’nın çok üzerinde olması oldukça rahatsız edici. Daha da önemlisi, “mevsimlik ürünler hariç TÜFE” göstergesinde aylık artış %4,9. Yani gıdadaki yükseliş, geçici bir arz şokundan ziyade, bozulmuş maliyet yapıları ve kalıcı fiyatlama reflekslerinin ürünü.
Bu tablo, tarım sektöründe uzun süredir biriken yapısal sorunları da görünür kılıyor. Girdi maliyetleri, verimlilik kaybı, depolama ve dağıtım zincirlerindeki aksaklıklar çözülmeden, gıda enflasyonunun yaz aylarında manşet enflasyonun altına kalıcı biçimde inmesi zor görünüyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
