Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 22 Aralık 2025 19:45
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Fidan neden hedef?-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)

“Dışişleri Bakanı Hakan Fidan açılımı sabote mi ediyor? DEM Partili Cengiz Çandar bu gerekçeyle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı ağır sözlerle hedef aldı. Çandar TBMM’deki konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek “Dışişleri bakanınıza ayar verin” dedi!

Çandar, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Tekrar askeri yollara başvurmak istemiyoruz ancak SDG, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalıdır” sözlerini anımsatarak bunun Erdoğan ve Bahçeli’nin çizgisine aykırı olduğunu savundu. (Cumhuriyet, 19.12.2025)

Erdoğan-Bahçeli ile Fidan’ın açılım tutumları bu denli farklı olabilir mi? Bu iki tutum farkı, iktidarın siyaset yapma tarzı ya da müzakere yürütme yöntemi olamaz mı? Genel kanaat Fidan’ın elbette Erdoğan’ın tutumuna rağmen farklı bir tutum alamayacağı şeklinde.

Peki o zaman DEM’liler gibi kimi AKP’lilerden de Fidan’a benzer tepki gelmesi ne anlama geliyor?

Örneğin, AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun Hakan Fidan’a gösterdiği tepkinin düzeyi, DEM’li Çandar’ınkinden aşağı kalır değil. Ensarioğlu, Rudaw TV’deki programda, Fidan’ın SDG’yi hedef alan sözlerine tepki göstererek “Cumhurbaşkanı’nın iradesine aykırı tavır gösteren kişi ya görevi bırakır ya da görevden alınır” dedi. (Cumhuriyet, 21.12.2025)

DEM’li Cengiz Çandar Erdoğan’dan Fidan’a ayar vermesini, AKP’li Galip Ensarioğlu da Fidan’ın ya istifa etmesini ya da görevden alınmasını istiyor.

DEM’li ve AKP’li iki isimden gelen bu sert tepkiler, ikilinin “açılım sürecini koruma” isteğinden mi? Elbette böyle düşünülebilir. Ama aynı ikili en az Hakan Fidan kadar SDG konusunda sert açıklamalar yapan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler için neden benzer şeyler söylemiyorlar?

Örneğin Yeni Şafak, Yaşar Güler’in SDG’yi hedef alan sözlerini “Bakan Güler’den SDG’ye net mesaj: Kimseye sormaz gerekeni yaparız” başlığıyla dün birinci sayfadan önce çıkardı.

Güler’in sözleri Fidan’ınkinden daha mı hafif? Neden Çandar-Ensarioğlu ikilisi Güler’i değil de Fidan’ı hedef alıyor? Eski genelkurmay başkanı da olan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in etkisinin Fidan’ınkinden daha mı zayıf olduğunu düşünüyorlar? Güler’in sözlerinin ağırlığının Fidan’ınkinden daha hafif olduğunu mu değerlendiriyorlar?

Anadolu halkı “Osmanlı’da oyun çok” derdi. Yavuz-Kürt İdris ittifakının modern versiyonunun sahnelendiği şu süreçte, benzer değerlendirmeyi yapabiliriz. Zira iktidarın açılım politikası ile iktidar içindeki güç merkezlerinin birbiriyle mücadelesi iç içe yürüyor gibi. Ankara kulislerinde “Erdoğan sonrası” için güç çarpışması yaşandığı konuşuluyor.

Örneğin Fidan’ın medya ve sosyal medya üzerinden parlatma ve öne çıkma çalışması yaptığı iddia ediliyor. Bu nedenle Fidan’a “TikTokçu” diyenler bile var.

Diğer yandan Bilal Erdoğan’ın son bir iki aydır öne çıkmasına ve yaptığı açıklamaların alt mesajlarına önemle dikkat çekiliyor.”

Şov devam etmeli!-Deniz Zeyrek (Nefes)

Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı’nın 2025 raporunu okudum. Şöyle bir tabloyla karşılaştım:

– 2002’de (AK Parti iktidara geldiğinde) Türkiye “transit ülke” olarak görülüyordu. Yani Afganistan gibi ülkelerden çıkan uyuşturucu “Balkan Rotasıyla” Türkiye’den geçip Avrupa’ya gidiyordu. 2025 itibariyle Türkiye ne yazık ki aynı zamanda bir “hedef ülke” haline geldi. Afganistan’da, Güney Amerika’da, Avrupa’da üretilen değişik türde uyuşturucular artık Türkiye’de “son tüketiciye” ulaştırılmak üzere getiriliyor.

Bu durum rakamlara da yansımış vaziyette:

– UNODC ve Türkiye’deki resmi verilere göre 2024’te Türkiye’de 1 milyon 700 bin kişinin uyuşturucu kullanıcısı/bağımlısı olduğu tahmin ediliyor. 2000’lerde AMATEM’lere başvurular 10 binli rakamlardayken bugün 400 bine yaklaşmış vaziyette.

– 2000’lerde 20’li yaşlar öne çıkarken bugün bazı riskli bölgelerde başvuranların/kullanıcıların yaşı 15’in altına düşmeye başlamış.

– 2024 yılında uyuşturucu nedeniyle ölenlerin sayısı yüzde 427 olmuş (bir önceki yıla göre yüzde 42’lik bir artış var. 2000’li yıllara göre artış daha da yüksek).

– 2000’lerde neredeyse adı duyulmazken, 2024’te yakalanan metamfetamin miktarı önceki yıllara göre bazı bölgelerde 50 kat artmış ve madde bağlantılı ölümlerin en büyük nedeni haline gelmiş. Sadece ele geçirilen miktar dahi 34 ton gibi rekor bir seviyeye ulaşmış.

– Bir yılda 375 bin şüpheli hakkında işlem yapılmış ve 33 bin 31’i tutuklanmış.

– 2002’de (AK Parti iktidara geldiğinde) Türkiye’de sentetik uyuşturucu üretimi düşüktü. Kenevir üretimi de bölgesel kalıyordu.

2025 itibariyle Türkiye üretim de yapılan bir ülkeye dönüştü.

– Sadece 2024 yılında 19 farklı şehirde sentetik uyuşturucu üretimi yapılan laboratuvarları tespit edildi ve yok edildi.

– Aynı şekilde kenevir üretimi de uydu görüntüleriyle, İHA’larla, yerel operasyonlarla baskılanmaya çalışılmasına rağmen ciddi bir artış göstermiş. Skukn denilen genetiği değiştirilmiş daha güçlü esrar türü üretimi de yerel bazda artmış.

Bugünlerde öyle bir algı yaratıldı ki sanki biraz önce aktardığım bu vahim uyuşturucu tablosunun baş sorumlusu eski Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy ve Fenerbahçe Başkanı iş insanı Saadettin Saran…

Öyle bir hava yaratıldı ki sanki Türkiye’de üretilen ve tüketilen, Türkiye’den geçen bütün uyuşturucuyu ikisi üretiyor, ikisi dağıtıyor, ikisi pazarlıyor.

Güya gizli bir soruşturma yürütülüyor ama soruşturmacılar (savcılık ya da kolluk), bilgileri, ifadeleri, test sonuçlarını, isimleri cımbızlayarak medyayla paylaşarak bizi olaya nasıl bakmamız gerektiği konusunda yönlendirmeye çalışıyorlar. Moda tabiriyle maniple etmek istiyorlar.

Adı geçenlerin bir uyuşturucu ve seks aleminin baş aktörleri gibi algılamamızı bekliyorlar.

Öyle bir hava yaratıyorlar ki sanki Mehmet Akif Ersoy ABD’de bugünlerde gündem olan Epstein gibi bir ortam yaratmış, kadınlarla güç ve yetki sahibi insanları orada buluşturuyor ve uyuşturucu servis ediyor.

Öyle bir hava yarattılar ki sanki Saadettin Saran bahçesinde Hint keneviri yetiştirmiş, güzel kadınlarla buluştuğunda yanında götürüp ikram ediyor.

Gerçekten akıl alır gibi değil.”

Özür dilemek zor olmamalı-Faruk Bildirici (T24)

“Saygı Öztürk’ün telefonu çaldı. Sohbet bu cümleyle başladı: “Alo ben Yeşil” haberi, 11 Aralık’ta Sözcü gazetesinin manşetindeydi.

“Yeşil” olarak tanınan Mahmut Yıldırım, 1990’larda adam kaçırma ve cinayetlerde tetikçilik yapmış bir JİTEM (Jandarma İstihbarat) elemanıydı. 30 yıla yakın bir süredir ortalarda gözükmüyor, kendisinden haber alınamıyordu.

Öldü diye bilindiği için de Saygı Öztürk’ün yazısı dikkat çekiciydi. Saygı Öztürk, Yeşil’in kendisini gazetenin santralından aradığını, sohbet ettiklerini anlatıyor, yazısını “Yeşil yaşadığını birilerine duyurmak mı istedi anlamadım” diye noktalıyordu. Doğal olarak, bu yazı medyada geniş ilgi gördü; Yeşil’in hayatta olduğu yönünde başka yazı ve yorumlar da yayımlandı.

çişleri Bakanlığı, Saygı Öztürk’ü arayan kişinin peşine düştü ve “Yeşil” olmadığını, “adam öldürme ve mala zarar vermekten” hükümlü olarak Gaziantep Açık Cezaevi’nde tutulan C.A. isimli bir hükümlü olduğunu saptadı, bunu da açıkladı.

Velhasıl, C.A. adlı hükümlü “Ben Yeşil’im” diyerek Saygı Öztürk’ü kandırmıştı! Yanlışı ortaya çıkan Saygı Öztürk ise özür dilemek yerine “Alo, ben Yeşil’ diyenler yine çıkar” başlıklı yeni bir yazı kaleme alarak, ilk yazısının yararlı olduğunu savundu:

“Haberimizle kimseyi yanıltmadık, kimseye beni arayanın gerçekten ‘Yeşil’ olduğunu söylemedik. Sadece ‘Yeşil’ olduğunu söyleyen kişi olduğunu belirttim. En azından telefonu edenin kim olduğunu öğrendik, benzer olayların yaşanmaması için uyarıda bulunduk.”

Bu savunma doğruyu yansıtmıyor; Saygı Öztürk o yazısında hem “Yeşil’ olduğunu söyleyen kişi” diye yazmıştı; hem de “Yeşil şunları söyledi”, “Yeşil şöyle devam etti”, “Yeşil’e Türkiye’ye gelip gelmeyeceğini sordum” gibi ifadeler kullanmıştı. Böylece kendisini arayanın gerçekten Yeşil olduğu izlenimi vermişti. Açıkça okurları ve kamuoyunu yanıltmıştı.

Asıl sorun Saygı Öztürk’ün araştırmadan yazmış olması. Böyle bir telefon geldiğinde yazacak kadar ciddiye aldıysa arayanın kim olduğunu araştırmalı, emin olduktan sonra yazmalıydı. Kaldı ki, kendisi de “günümüzde nereden telefon edildiğinin belirlenmesinin çok kolay olduğuna” inanıyor. Bu kadar kolay bir işi yapmayıp, telefonla arayanı gerçek gibi yazıp, sonra da İçişleri Bakanlığı’nın bu konunun üzerine gitmesinin yararından bahsetmek çelişkili bir yaklaşım.

Sözcü de gazete olarak tutarlı davranmadı. Sanki ortada bir gazetecilik hatası yokmuş gibi “İçişleri Bakanlığı Yeşil’in izini sürdü” haberi yaptı. İki gün sonra da “Yeşil resmi kayıtlara göre hâlâ yaşıyor” haberi yayımlayarak, Saygı Öztürk’ün ilk yazısının izinden gitmeye çalıştı.”

Zenneler koğuşu-İsmail Saymaz (halktv.com.tr)

“Biz ‘Mehmet Akif’in, ‘Ela Rümeysa’nın ve ‘Mümine Sena’nın adlarının karıştığı uyuşturucu ve seks skandalını günlerdir dehşetle izliyoruz.

Övülen ve hayali kurulan dindar nesil para, cinsellik ve şöhret sınavını kaybedip yozlaşarak, ‘mundar nesil’e dönüşüyor.

Burnumuzu tutarak, itiraf itiraf okuyoruz çürümeyi.

En son Mehmet Akif Ersoy’un konduğu Silivri F Tipi Cezaevi’nde şu ara bir hazırlık var.

Bir ‘ünlü’ mahkumun daha gelmesi bekleniyor.

Hayır, CHP’li belediye başkanlarından söz etmiyorum.

Ne ödünsüz bir gazeteci…

Ne şöhretli bir ülkücü kabadayı…

Ne alengirli ilişkilerin göbeğindeki bir casus…

Ne de yasal bahis kuponuyla yakalanan bir futbolcu…

Silivri, kadın kılığında sahneye çıkan şarkıcı Murat Övüç’ü bekliyor.

Övüç’ü takip edenler bilir.

Bugün 57 yaşında, bir çocuk babası.

Şöhreti yakalaması bir şarkıyla değil, pandemide Instagram’da “Netflix” diyemediği bir videosuyla mümkün oldu.

Övüç’ün paylaştığı videolarında kullandığı ifadeler, örneğin ‘Öpüyore’si, ‘yanık kaynana’sı, ‘fırfır’ı ve ‘tiktak’ı yüzbinlerin diline dolandı.

Sesi ne berbatsa, tarzı bir o kadar eğlenceli.

Bu yüzden, kadın kılığında çıktığı matinelerin yıldızı oluverdi.

Türkiye’nin hemen her şehrinde ve ilçesinde verdiği konserlerin biletleri günler öncesinden tükeniyor.

Bir ara kafa tutar gibi olup sonradan “Divam” diyerek, elinden öptüğü Bülent Ersoy’un direnerek çıktığı sahneden hiç inmeyeceğini düşünüyordu sanırım.

Halbuki Bülent Ersoy’dan alacağı çok ders var.

Ersoy’a 12 Eylül’den sonra, 1981 yılında kadın kılığında sahneye çıkma yasağı uygulanmıştı. Gerçekte kanunda yazılı bir yasak yoktu. Fiili bir yasaktı bu. Ersoy, hukuksuzluğa boyun eğmedi.

Yasak 1988’de kendiliğinden kalktı.

O yıl Başbakan Turgut Özal’ın doğum gününde şarkılar söyledi.

Ersoy’un ‘Bülent Hanım’ olduğunu kabul eden devlet Övüç’ün başörtüsü takmasına tahammül etmedi.”

İktidarı patronlar finanse ediyor-İbrahim Kahveci (Karar)

“Şu günlerde en fazla tartışılan konu asgari ücret meselesi. Erdoğan “Kefenin cebi yok, elinizi tutan mı var?” diyerek patronlara seslendi. Yani “Siz asgari ücrete bakmayın, daha çok verin” diyor.

O zaman gelin ücretlerdeki durumumuza bir bakalım.

Burada verileri tek aylık değil dolar bazında 12 aylık ortalamalar üzerinden vereceğiz. Çünkü bazı aylar pirimler veriliyor ve bunu da aylık ücrete katarak ortalama alacağız. Grafikleri de dolar bazında vereceğiz ki, kısa süreli değişimleri daha net görebilelim.

Bir örnekle izah edelim: Kasım ayında açlık sınırı 29.828 TL ve bunun dolar karşılığı 705,6 $ ediyor. Ama kasım itibari ile 12 aylık açlık sınırının dolar karşılığı 652,3 $. Eylül ayında ise 12 aylık açlık sınırının ortalama değeri 636,4 $.

Bizim alacağımız değerler tam da bu eylül ayı itibari ile 12 aylık ortalama dolar değerleri olacak. Çünkü ortalama ücretin son verisi eylül ayına ait.

Eylül 2025 itibari ile 12 aylık ortalama ücretler şu şekilde:

Açlık Sınırı: 636,4 $

Asgari Ücret: 553,4 $

Ortalama Ücret: 920,5 $

Ortalama ücret olan 920,5 $ ile asgari ücret olan 553,4 $ arasında %39,9 fark var. (ortalama ücrete göre) Yine ortalama ücrete göre açlık sınırı ile fark %30,9 seviyesinde.

2025 yılında asgari ücret 17 bin liradan %30 artışla 22.104 liraya artırıldı. Ortalama ücret, 2024 yılı ilk 9 ayında 27.008 lirayken şimdi 37.243 liraya çıktı. (Bazı aylar pirimler verildiği için dokuz aylık ortalamayı alıyoruz)

Basit bir hesap yapalım: Çalışanların yarısı asgari ücretliyse, asgari ücret %30 zamlandıysa ve ortalama ücrette %37,90 artış yaşandıysa kalan yüzde 50 ne zam almış olur? Hemen söyleyeyim: %41,5
Bunu şöyle yapıyoruz: 2 kişinin toplam maaşı 74.486 lira (ortalama ücretten) ve bu 2 kişiden 1’i asgari ücret 22.105 lira alıyorsa diğer kişi aradaki fark olan 52.381 lira alıyor demektir. 2024 yılında bu üst maaş 37.014 liraydı. Yani 2025 yılında asgari ücrete %30 zam yapılırken üstündeki ücretlere %41,5 zam yapılmış demektir.”

Avrupa’da sosyal devlet sıralamasında büyük farkla sonuncuyuz-Seyfettin Gürsel (Dünya)

“TÜİK yılda bir kez “Sosyal Koruma İstatistikleri” adı atında devletin ve diğer kurum­ların yaptığı sosyal yardımların tümünün yıllık dökümünü ya­yınlıyor. Bu harcamaların mil­li gelire kıyasla seviyesi sosyal devletin gücünün ve kapsayıcılı­ğının makro düzeyde en önemli göstergesidir. 2024 istatistikle­ri geçen hafta yayınlandı. Ülke­mizde sosyal devletin övünüle­cek bir durumda olmadığını bir­çoğumuz biliyor. Yine de, “hani şeytan dürttü” derler ya, rakam­lara bir göz atayım dedim.

Atınca bazı harcamaların ola­ğanüstü düşüklüğü dikkatimi çekti. Bunun üzerine bir de Av­rupa ülkelerinde durum nedir diye bakmak istedim. Avrupa İs­tatistik Enstitüsü’nün yayınla­dığı Avrupa ülkelerinin sosyal koruma harcamalarını görünce “bu kadar da olmaz” demekten kendimi alamadım. Rakamları görünce sizin de bana hak vere­ceğinizi tahmin ediyorum. Önce Avrupa’da sosyal koruma harca­malarının GSYH içindeki payla­rı itibariyle ülkelerin durumuna bir göz atalım.

2023’te AB’de orta­lama GSYH’nın dört­te birinden biraz fazla­sı (yüzde 26,7) sosyal koruma için harcanmış (Tablo 1). Ortalama si­zi aldatmasın. Tüm AB üyesi ülkelerde sosyal koruma harcama oran­ları bu ortalamanın ya biraz üzerinde ya biraz altında. Diğer ifadey­le AB üyeleri arasında ciddi öl­çüde kişi başı gelir farkları olsa da her ülke sosyal devleti göre­li olarak hemen hemen aynı se­viyede tutuyor ve bu çok yüksek bir seviye.

Balkanlara geldiği­mizde ise sosyal devlette ciddi bir gerileme ortaya çıkıyor. Es­ki Yugoslavya ülkelerinde sosyal koruma harcamalarının GSYH oranları AB’nin 7-9 yüzde puan gerisinde; Bosna-Hersek’te yüz­de 19,9, Sırbistan ve Karadağ’da yüzde 17,5 (Tablo 1). Avrupa’nın en yoksul ülkesi Arnavutluk’a geldiğimizde sosyal devlette bir büyük gerileme daha yaşanıyor: sosyal koruma harcamalarının GSYH oranı yüzde 11,8’e düşü­yor. Türkiye ise yüzde 9,8 ile Ar­navutluk’un iki puan gerisinde ve son sırada. 2024’te oran yüz­de 10,9’a yükselmiş. Açıkçası ne diyeceğini bilemiyorum. Daha doğrusu aklımdan geçenleri dile getirmek uygun olmaz diye su­suyorum.

Sosyal devlet sıralamasında sonuncu olsak da yapılan harca­ma az buz değil. 2024’te 4 tril­yon 876 milyar harcanmış. Pe­ki, bu para nerelere harcandı? Bu sorunun yanıtını Tablo 2’de­ki rakamlardan yaralanarak ve­rebiliriz. Uzak ara en büyük har­cama emekli/yaşlı maaşları için yapılıyor. 2023’te bu harcama­nın toplam içindeki payı yüzde 43,9 iken 2024’te yüzde 46,8’e yükseliyor. Emekli maaşlarında reel artış olduğunu sakın düşün­meyin. Artış emekli sayısında­ki 521 binlik artıştan kaynakla­nıyor. Harcamaların GSYH’nın yüzde 9,8’inden 10,9’a yüksel­mesi de bu emekli maaşı sayı­sındaki artışın soncu. Avrupa’da da koruma harcamalarının yarı­sının emekli maaşlarına gittiğini belirteyim.

Harcamaların ikinci sırasında hastalık/sağlık bakımı yer alı­yor: Toplam içinde yaklaşık yüz­de 30’luk bir paya sahip. Avru­pa’da da sağlık harcamalarının payı aynı seviyede. Avrupa’dan ayrıştığımız harcama kalemle­rinden biri aile/çocuk yardım­ları. Avrupa’da bu harcamanın toplam içindeki payı yüzde 8,7 iken bizde 6,4.Önemli bir fark sayılmaz. Bu yıl evlilik yardımı ve 3. çocuktan itibaren çocukla­ra verilecek aylık paralarla Av­rupa’yı yakalayabiliriz. Açıkça­sı bu desteğe hiçbir zaman sıcak bakmadığımı da itiraf edeyim.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Mehmet Şüküroğlu çiziyor
Sonraki Makale Rusya “iade”yi kabul eder mi?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?