Cuma, 30 Oca 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 12 Aralık 2025 18:01
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

CIA’nın şüpheci tavrı-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)

“The World Factbook’u bilenler bilir. CIA’nın resmi web sitesinde yer alan ve dünyadaki tüm ülkelere dair güncel verilerin yayımlandığı, kamuya açık bir veri havuzu. Türkiye sayfasında da politikadan ekonomiye, savunmadan enerji yatırımlarına kadar birçok yeni bilgi bulunuyor.

Ara ara girer, kontrol ederim…

Ama bir süredir aklıma bir nokta takılıyor, anlatayım: Türkiye sayfasında da her ülkede olduğu gibi, bir “Giriş” ve “Arka Plan” bölümü var. Bakın orada çok uzun zamandır ne yazıyor: “ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Kürdistan İşçi Partisi (PKK), 1984’te Türkiye’de ayrılıkçı bir isyan başlattı ve bu mücadele uzun süre Türk güvenlik güçlerinin öncelikli gündemi oldu. 2013’te Türk hükümeti ile PKK, şiddeti sona erdirmeyi amaçlayan müzakereler yürüttü ancak 2015’te yoğun çatışmalar yeniden başladı.”

Şimdi…

Türkiye bölümüne baktığımda, ülkemizin verilerinin en son olarak 3 Aralık 2025’te güncellendiğini görüyorum. Keza, tütün kullanımından nükleer enerjiye, havalimanı sayısından askeri harcamalara kadar Türkiye’ye dair 2025 bilgileri güncel şekilde yer alıyor.

Ama nedense… Aradan 14 ay geçmesine, PKK’nin silah bırakmasına, Öcalan ile yapılan açık görüşmelere rağmen bu son süreç CIA tarafından The World Factbook’a sokulmadı.

Belli ki CIA cephesinde sürece dair bir şüphe var. Acaba tam neyi bekliyorlar?”

Öcalan’ın sözlerini yok saymak-Soner Yalçın (Nefes)

Öcalan, 6 Aralık açıklamasında dedi ki:

-“Marks’ı suçlamıyorum; onun döneminde tarih bugünkü gibi aydınlatılmış değildi. Marksizmi, Marks’tan ayrı gördüğümü de eklemek isterim.”

-“Tarih, sınıf mücadelesinden ibaret değildir; bunu da içermekle birlikte komünal gelişme ile anti-komünal gelişme arasındaki çatışma olarak okunmalıdır.”

-“Devletle ilişkimi bir demokratikleşme ilişkisi olarak tanımlıyorum. Demokratik cumhuriyet anlayışı, devletin toplum üstünde tanrısal bir güç değil, toplumla yaptığı demokratik sözleşme çerçevesinde işleyen bir yapı olmasını gerektirir.”

-“Sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır, diyerek tüm yaşamımı bu umudu yeniden kurmaya adadım. Büyük bedellere rağmen yürütülen mücadele bugün teorik ve pratik eleştirilerle yoğrulmuş mirasa dönüşmüştür. Bu mirası doğru sahiplenmek, sosyalizmi bir anı olmaktan çıkarıp halkın nabzında canlı bir toplumsal güç haline getirmeyi gerektirir.”

Öcalan’ın bu sözleri “bizim mahallede” hiç tartışılmadı. Türkiye’nin düşünce hayatı bu kadar kısır olmamalı… Türk aydını teoriden çok kişisel konumla ilgilenmeyi yani, Öcalan’ın ne söylediğinden çok kim olduğunun belirleyici olmasına son vermeli…

Aydın, teori karşısında “fikre göre değil, bağlama göre” pozisyon almayı bırakmalı…

Ne yapmak lazım peki?

Öcalan’ın 6 Aralık sözleri sessizlikle karşılanınca şunu düşündüm: Türkiye’deki aydın profilini çıkarmak şart! Günümüzde “bizim mahallenin” aydın tipolojisi şu:

-Sınıf mücadelesi, üretim ilişkileri, tarihsel maddecilik teorilerini savunan Marksistler…

-Ulus devlet, laiklik, merkezi cumhuriyetçi modernlik yanlısı Ulusalcılar…

-Kimlik siyaseti, yerel demokrasi, çoğulculuğu savunan yeni solcular…

-Bireysel özgürlük, piyasa ekonomisi, çoğulculuk, hak-hukuk-adalet diyen liberal solcular…

-Üniversiteyi çalışma alanı bilip, politik riskten uzak duran,

fikir değil yöntem merkezli akademisyen solcular…

Bu ayrım neyi ortaya çıkarıyor:

Bu gruplar birbirini duymuyor. Herkes kendi dünyasında konuşuyor…

Politik konum, teorik içeriğin önüne geçiyor. Düşünceye göre değil, kim söylemiş ona göre tepki veriyor.

Ve en acısı; politik meselelerde çoğu aydın “başına bir şey gelmesin” diye sessizliği seçiyor.”

AKP dönemini simgeleyen bir icraat-Mehmet Y. Yılmaz

“Silivri’de resmi adı “Marmara Ceza İnfaz Kurumu” olan cezaevinin bulunduğu alana 2 bin 295 kişilik bir duruşma salonu yapılıyor.

3 dönümden daha büyük (3 bin 240 metrekare) bir alanı kaplayacak bu duruşma salonu, bir futbol sahasının yarısı kadar.

Bununla ilgili haber Erdoğan rejiminin yarı resmî yayın organı Sabah’ta yayımlandı.

Gazetedeki haberde “Türkiye’nin en büyük duruşma salonu” diye özel bir vurgu yapılmış ama bu salon sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da en büyük duruşma salonu olacak.

11 bin metrekare kapalı alana sahip “duruşma külliyesinin” içinde yer alacak bu salonda 555 sanık, 12687 avukat ve 472 izleyici aynı anda “misafir” edilebilecek.

“11 bin metre kare kapalı alan” özel olarak mı düşünüldü bilmiyorum; bildiğim şu ki Hitler’in iktidar dönemini anlatan filmlerde izlediğimiz o görkemli mitingleri yaptığı Nürnberg’deki meydanın yüzölçümü de bu kadardı.

“Hoş bir rastlantı olmamış” deyip, geçeyim.

Güvenliğini 500 jandarmanın sağlayacağı salona, sanıklar cezaevinden yeraltı tünellerinden geçerek getirilecekler. Yürüyen yollar da düşünülüyor mu, haberde bununla ilgili bir ayrıntı yok. Böylece sanıklara uzun bir yürüyüş olanağı sağlamak da istenmiş olabilir tabii.

Sanıkların açık hava ile teması niye istenmiyor, bunu bilmiyorum. Sanıklar “okside olmasın” diye düşünülmüş bir ayrıntı sanırım.

Salonun iki ile dört ay arasında bir süre içinde tamamlanıp, hizmete alınması bekleniyormuş.

Böylece 1 milyon metrekarelik Silivri cezaevine yakışacak bir duruşma salonu da yapılmış olacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan boşuna “bizim icraatımızın ulaştığı yerlere, bunların hayalleri bile ulaşamaz” demiyor.

Adalet istatistiklerinde son sıralarda olsak da dünyanın en büyük adliye binası bizde.

Dünya’nın en büyük duruşma salonu da Allah’ın izniyle bizde olacak.”

Hayırsever Monarşi-Fikret Bila (halktv.com.tr)

“ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Temsilcisi Tom Barrack, bu göreve atandığından bugüne kadar büyükelçilik yetki ve görev alanını aşan açıklamalar yapıyor.

Ortadoğu ülkelerine rejim öneriyor.

Türkiye’ye “millet modeli” öneriyor.

Tam bir bölge valisi havasında.

Ortadoğu ülkeleri için son önerisi şöyle:

Ben bir demokrasi görmüyorum… İster beğenin ister beğenmeyin ‘hayırsever bir monarşi’ olmuştur. İşleyen model budur.”

Böyle bir öneri bir büyükelçinin işi değil ama Barrack ABD büyükelçisi olarak kendisinde bu yetkiyi görüyor ve “monarşi” öneriyor.

llah’tan vicdanlı biri de monarşinin de “hayırsever”ini öneriyor!

Daha önce de Suriye’de bölge ülkelerine federasyon önermişti.

Türkiye’yle ilgili öneriler de yaptı.

Türkiye’ye de “Osmanlı millet sistemi”ni önerdi.

Yani “çok milletli devlet” öneriyor.

Bununla da yetinmedi, “1919’da bu bölgede çok engellendik” diyerek Atatürk’e de dil uzattı.

Atatürk’ün anti-emperyalist Kurtuluş Şavaşı’nı başarıya ulaştırmasından ve laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni ulus devlet olarak kurmasından da memnun değil.

Büyükelçilik sınırlarını çok aşan, fazla yukarıdan konuşmalar bunlar.

Maalesef Barrack’ın bu aşırılıklarına iktidardan bir yanıt yok. Dışişleri Bakanlığı, Barrack’a yanıt vermedi, büyükelçilik sınırlarını hatırlatmadı.”

Adalet kimin umurunda ki-Mehmet Ocaktan (Karar)

“Hukuk ve adalet kavramları konusunda o kadar çok konuştuk, o kadar çok yazdık ki şimdi geriye dönüp bakınca, aslında bütün bu yaptıklarımızın bir hikayeden ve masaldan ibaret olduğunu görmek doğrusu insana acı veriyor.

Şu kadar yıldır hukukçular, anayasa profesörleri, Anayasa Mahkemesi başkanları, Yargıtay başkanları, siyasetçiler hukukun, adaletin insanlık için ne kadar büyük bir anlam ifade ettiğini söylediler, akademik makaleler yazdılar, açıklamalar yaptılar.

Peki sonuç… Türkiye hukuksuzlukta antidemokratik ülkelerle aynı ligde yer almaktan mı kurtuldu, yoksa toplumda adalete olan güven zirve mi yaptı?

Tabii ki hayır…

Türkiye gerçekten evrensel hukuk normlarına dayalı bir ‘hukuk devleti’ olsa, Adalet Bakanı günde beş vakit çıkıp “Türkiye bir hukuk devletidir, yargı bağımsızdır” nutukları atma ihtiyacı hisseder mi?

Bakan da çok iyi bilmektedir ki Türkiye, Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project – WJP) 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi verilerine göre, 143 ülke arasında 118. sırada yer almaktadır. Bir başka deyişle, Venezuella, Myanmar ve Afganistan ligi…

Şimdi oturup bir arşiv taraması yapsak ünlü filozofların, düşünürlerin, devlet başkanlarının çok esaslı sözlerini bulabiliriz, mesela: Devletlerin refahı parayla değil adaletle ölçülür. (Konfüçyüs), -Adalet hissi insanlarda doğuştan mevcuttur. (Çiçero), -Adaletsiz bir ülke mezbahadan başka bir şey değildir. (Clemenceau), -İnsanlar ancak adaletle doyurulur. (Emerson), -Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız. (Gandhı)
İtiraf etmem gerekiyor ki bu ülkede yaşayan bir Türk vatandaşı olarak bu pırıltılı sözlerin bende hiçbir karşılığı yok… Çünkü biz hukukun defterini çoktan dürdük, artık bir işaretle siyasetçileri, belediye başkanlarını, gazetecileri hapse atıp hayatlarını söndürebiliyoruz.

Birilerinin, “O kadar da değil, bu ülkede anayasa var, yasalar var, Yargıtay var, Anayasa Mahkemesi var” şeklindeki itirazlarını duyar gibiyim. Kim ne derse desin, hukukun, adaletin bu ülkede hiçbir anlamı ve karşılığı yok artık… Yerel mahkemelerin, anayasanın açık hükmüne rağmen AYM kararlarına uymadığı, yok saydığı bir ülkede hukuktan, adaletten söz edilebilir mi?”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Atomlar ve insanlar
Sonraki Makale İnsan hakları üzerine

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Mehmet Şüküroğlu çiziyor

Mehmet Şüküroğlu
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Rus sporculara “yarım izin”

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Günlük

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
EditörGünlük

Kadınlara Taliban işkencesi

Medya Günlüğü
30 Ocak 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?