Salı, 21 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazarları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 21 Nisan 2026 05:49
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Tom Barrack vali mi büyükelçi mi?-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

“Resmi görevi ABD’nin Ankara büyükelçiliği ve Suriye özel temsilciliği olan Tom Barrack, sınır tanımaz bir yetki aşımı içinde Türkiye’ye yönetim şekli biçmeye devam ediyor.

Göreve geleli bir yıl bile olmadı ama mübarek, Ortadoğu topraklarının sonsuz efendisi.

İnsana Trump’ın büyükelçisi de böyle olur dedirtiyor.

Şu derin değerlendirmeler ona ait:

– Türkiye’ye en uygun olanı Osmanlı milletler modeli. Ona dönülmeli.

– 1919’dan beri bu bölgede ulus devletler hep sorun oldu!

– Erdoğan’la Netanyahu arasındaki gerilim sadece retorik. Türkiye ile İsrail’in bölgede birlikte çalışacağına dair güvenim tam!

Barrack son olarak Antalya Diplomasi Forumu’nda şöyle dedi:

– Bu bölgede en uygunu merhametli monarşi ya da güçlü lider. Demokrasi işlemiyor!

Aslında Barrack yeni bir şey söylemiyor. Amerika’nın öteden beri kafasında yer eden Ortadoğu modelini daha densiz ve diplomatik olmayan ifadelerle dile getiriyor.

AKP iktidarının “hazırlandığı” 1990’lı yıllarda dönemin bölge terzisi Graham Fuller Türkiye’de şöyle bir modelin uygun olacağını açıkça ifade etmişti:

“Laiklere saygılı ılımlı İslam!”

Daha geri gidersek Soğuk Savaş sonrasında ABD’ye topraklarında üsler veren Türkiye için Washington’da şöyle bir bakış üretilmişti:

– Oltadaki balık Türkiye!

Devamı da tam Tom Barrack usulü gelmişti:

– Oltadaki balığa yem vermeye gerek yoktur! Daha da geriye gidersek… 20. yüzyılın başında bu topraklarda nasıl bir kurtuluş mücadelesi vermeli tartışması yapılırken ABD, “Wilson prensipleri” başlığıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun nasıl dağıtılacağını, topraklarından kaç devlet çıkacağını ilan ediyordu!

O ABD şimdi Türkiye’ye Osmanlı milletler modeli öneriyor. Sormak gerekir:

– Türkiye’yi de dağıtmak için mi?

Bir bütün olarak bakıldığında ABD yeni ve farklı bir şey söylemiyor. Bunun yanına Sevr’i de koymak gerekir. Bu bağlamda zaman zaman kullanılan “Sevr sendromu” bizde değil onlarda var! Bir türlü bu “özlemden” vazgeçemiyorlar!”

Gülistan soruşturmasındaki ASELSAN görevlisi kim?-Aytunç Erkin (Nefes)

“Gülistan Doku 5 Ocak 2020’de kayboldu.

6 Ocak 2020’de ailesi Doku’nun kaybolduğuna dair dilekçe verdi.

Şimdi geliyoruz kritik tarihe.

7 Ocak 2020…

Bir Aselsan görevlisi “Tüm K noktalarında kamera değişimi olacak” der. “K noktası kamera kaydı” ifadesi genellikle güvenlik sistemlerinde, kameraların görüş açısı dışında kalan ve izlenemeyen bölgeleri (kör nokta) kapsayacak şekilde yerleştirilen özel kamera düzeneklerini veya araçlardaki kör nokta kamera sistemlerini ifade eder.

Evet… Gülistan’ın kaybolduğu 5 Ocak 2020’den sonra üç başsavcının değiştiğini biliyoruz. Son Başsavcı Ebru Cansun’un özel gayretiyle açılan dosyada dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in koruması Şükrü Eroğlu’nun jandarma sorgusundaki “Kim bu ASELSAN görevlisi?” sorusuna da yanıt aramak gerekiyor!

Şükrü Eroğlu’nun Tunceli Jandarma’daki sorgusunda “kamera kayıtları” gündeme geldi.

SORULDU: Gülistan Doku kaybolduktan iki gün sonra, Aselsan görevlisinin 5 dakika arayla 155’i arayarak “Tüm K noktalarında kamera değişimi olacak” dediği, ilk arayışında “2 araçla çıkacağız” dediği, ikinci arayışında 3 araçla çıkış yapacağız dediğinin tespit edildiği, Gülistan Doku köprüde ve barajda aranırken neden tüm şehri tepeden hakim gören ve Gülistan’ın akıbetini aydınlatmaya yarayabilecek olan K noktalarındaki kamera kayıtları alınmadığı gibi neden 2 gün sonra değiştirilmesine karar verildi. Bunun kararını kim verdi, talimatı veren kimdir?

CEVABEN: Ben bu konuyu ilk kez duyuyorum. Konu hakkında bir bilgim yoktur. Bu konuyu benim görevim vali koruması olması nedeniyle bilmem mümkün değildir.

Araya girelim.

Altı yıldır bekleyen dosyada, bu sorunun ilk kez sorulması, Tunceli’yi tepeden gören kamera kayıtlarının alınmadığı ve hatta kameraların değiştiği ilginç değil mi? Bir kez daha soralım: Kim bu ASELSAN görevlisi?”

Üç yıldır ulaşılamayan ipucu, üç yıl sonra nasıl bulundu? Tolga Şardan (T24)

“Tunceli’de, 5 Ocak 2020 günü kayıplara karışan ve aradan geçen 6 yılda ne ölüsüne ne de dirisine ulaşılabilen Gülistan Doku’yla ilgili adli soruşturma bir haftadır gündemde.

Önemli gelişmeler yaşandı, halen de yaşanıyor. Yapılan gözaltılar ve tutuklamalarla, Doku’nun kaybedilmesiyle sonuçlanan “organizasyon” yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor. 

Doku’nun kaybolmasında iki aşamalı süreç yaşandığını söylemek yanlış olmaz. İlki, Doku’nun kaybolmadan hemen önceki anları ve ortadan kaybedilmesi. Bu aşamanın en önemli ismi, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in hafta sonunda tutuklanan oğlu Mustafa Türkay Sonel ve yakın arkadaşı ABD’de yaşayan Umut Altaş. İddialara göre, Doku’yu “katleden” bizzat valinin oğlu Mustafa Türkay Sonel.

İkinci aşama ise olayın yaşanmasından sonra “ortalığın toparlanması” süreci. Bu aşamadaki başrol, elbette devletin verdiği makamdan gücünü alarak dosyanın kapatılmasına ön ayak olduğu öne sürülen dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’de. İddiaya göre, oğlunu olaydan sıyırıp kurtarmak isteyen valiye destek olan “yancılar” da var kuşkusuz. Hastane başhekimiyken İl Sağlık Müdürü yapılan Çağdaş Özdemir gibi. Dosyanın kapatılmasına destek olan “yancılar”a önümüzdeki günlerde emniyet başta olmak üzere farklı kamu kurumlarında görevli isimlerin eklenmesi de muhtemel.

Valinin koruması polis memuru Şükrü Ergül’ün konumu ise daha farklı. Her iki aşamada yer alan Ergül’ün cinayetten sonra olay yerine giderek Mustafa Türkay Sonel’in yanında bulunduğu öne sürülüyor. Ayrıca, Doku Ailesi’nden elde edilen Gülistan Doku’ya ait cep telefonunun sim kartını önceden tanıdığı bilişim uzmanı meslektaşı Gökhan Ertok’a getirip verilerin para karşılığı kaybedilmesini organize ettiği tespit edilmiş durumda. Kısacası, Doku’nun kaybolması sürecinin “kripto”su. 

Dosyayı yeniden “hareketlendiren” ise bizzat Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu oldu. Bir dönem avukatlık yaptıktan sonra savcılığa geçen Başsavcı Cansu’nun dosya üzerindeki hassasiyeti, yaşananların gün ışığına çıkmasına yardım edecek.”

Kârı maden şirketine, zehir ve yoksulluk köylüye-Özge Güneş (BirGün)

“Kırsal alanlar AKP hükümetleri döneminde kuşkusuz en ağır tahribata uğrayan, sermayenin pervasız mülksüzleştirme hamlelerine tabi tutulan sahaların başında geldi. Kır emekçilerinin, topraktan geçinenlerin, nesillerdir bu bölgelerde yaşamı yeşertenlerin kendi hayatları ve çevreleri üzerindeki söz hakkı günden güne eridi.

Kırsal, artık bir yaşam alanı değil, sermayenin her köşesini didiklediği, sayısız ihale ve ruhsatlandırma süreciyle pazar malı haline getirdiği açık bir şantiye alanı. Doğrudan köylünün üretim biçimini, yaşam kültürünü ve ekosistemi hedef alan bu saldırılar hep istihdam vb. kılıflarla sunulduysa da sonuçta bugün gelinen noktada, tarımsal ve ekolojik geleceğe olan güven, yerini ülkeyi bir uçtan diğerine saran derin bir kaygı ve öfkeye bırakmış durumda.

Nitekim ülkenin haritasına baktığımızda tehdit altında olmayan tek bir vadi, iş makinelerinin girmeye çalışmadığı tek bir ormanın neredeyse kalmadığını görüyoruz. Edirne’den Kars’a, Muğla’dan Artvin’e kadar pek çok alan acele kamulaştırmalar, kağıt üzerinde hazırlanan “ÇED gerekli değildir” raporları ve yukarıdan dayatılan kararlarla uzun süreli bir mülksüzleştirme sürecine mahkûm edilmiş durumda. Henüz karara bağlanmamış, projeler de cabası. Mesele sadece bir doğa tahribatı da değil. Aynı zamanda emeğin ve doğanın, tarihsel, kültürel ve ekolojik birikimlerinden arındırılarak iradesizleştirilmesidir.

Bu kuşatmanın bugün şiddetle hissedildiği yerlerden biri de Karadeniz. Son günlerde özellikle de Giresun ve Ordu hattı… Bölge halkının en temel geçim kaynağı olan fındık bahçeleri, bugün devasa maden ruhsatlarının kıskacına alınmış durumda. Rakamlar ürkütücü. Giresun’un yüzölçümünün yaklaşık yüzde 85’inin, Ordu’nun ise yüzde 74’ünün maden sahası ilan edildiği ifade ediliyor. Bu ölçek bölgenin sermaye birikimi için ayrılmış dev bir hammadde deposu olarak görüldüğünün yadsınamaz kanıtıdır. Karadenizliye biçilen rol artık üreticilik değil, maden işçiliği ya da mülksüz bir göçerlik.”

Jeopolitik kırılmaların eşiğinde tarımın geleceği-Ali Ekber Yıldırım (ekonomim.com)

“Cumartesi günü bir kez daha Mersin’deydik. Diğer kentlere de örnek olabilecek bir işbirliği var Mersin’de. Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Akdeniz İhracatçı Birlikleri, Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi, Gıda Mühendisleri Odası Mersin Şubesi ve Mersin Ziraat Odası işbirliği ile 2019 yılından bu yana “Üretmezsek Tükeniriz” başlığı altında her yıl tarımla ilgili farklı bir konuda halka açık, bir toplantı düzenleniyor.

Moderatörlüğünü yaptığım panelde Açıl Sezen ve İrfan Donat ile görüşlerimizi paylaştık.

“Üretmezsek Tükeniriz” toplantı serisinin bu yılki konusu “Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde/ Tarımın Geleceği” olarak belirlendi ve 18 Nisan Cumartesi günü yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Sektörün tüm paydaşları katıldı.                         

Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer,  açılış konuşmasında 2019 yılından bu yana bu toplantıların yapıldığını hatırlatarak şunları söyledi: “Üretmezsek, çalışmazsak tükeniriz. Her alanda böyle üreteceğiz, çalışacağız. Müstemleke olmamak için, bir yerlere bağımlı kalmamak için çalışmak bizim düsturumuz olacak. Tarım deyince ülkemiz, tarım deyince Mersin’imiz akla gelir. Biz tarım toplumu olduğumuzu hep söyleriz. Cumhuriyetin kurulduğundan bu yana, hele hele ilk yıllarında Türkiye’de sanayi yokken, yatırımcı yokken bir tarım toplumu olarak Türkiye Cumhuriyeti değerlendirilirdi. Ama gelişen süreçler içerisinde farklı alanlardaki gelişmeler sanayide, teknolojide birçok alanda tarım toplumu kavramını biraz daha geriletti. Rakamlara baktığınız zaman iyice geriletti. Türkiye’nin gayri safi milli hasılası içerisinde tarımın payı oldukça düşük. Diğer sektörlere göre yıllara göre değişir. Bu 5 olur, 6 olur, 7 olur, 8 olur, 10’lardan, 12’lerden şimdi bu seviyelere geldi. Rakamlar bizleri aldatmasın. Türkiye’nin cirosunda tarımsal üretimin payı düşük olabilir rakamsal olarak. Ama Türkiye’nin önemli bir milli güvenlik meselesi haline geldi tarım.”

Bunun yanında tarımın önemli bir sosyal sektör olduğuna dikkat çeken Seçer: “ Her dört kişiden birinin tarımdan geçindiği, direkt ya da dolaylı olarak çalıştığı, evinin rızkını çıkarttığı bir sektörü küçük bir sektör, elinizin tersiyle itilecek bir sektör, olursa olur, olmazsa da olur denilecek bir sektör olarak değerlendiremezsiniz. Mutlaka dünyaya çağa ayak uydurmak, sanayi devrimini geç de olsa teknolojik devrimini gecikmeden gerçekleştirmek, dünyada artık her şeyin bilimle rekabet olduğu gerçeğine bakarsanız ‘hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ düsturuyla Mustafa Kemal Atatürk’ün düsturuyla bakarsanız elbette ki çocuklarımıza iyi eğitim verdireceğiz. İyi bilim adamları yetiştireceğiz. İyi mühendisler, iyi şairler, iyi sanatçılar. Dünyada bizi maruf yapacak olan, dünyada bizi tanıtacak olan bunlar. Ama bütün bunların olabilmesi için de kendimize yeten bir ülke olmamız lazım. Karnımızı doyurabilecek bir üretimin olması lazım. Jenerasyonların sağlıklı devamı için bir tarımsal üretimin olması lazım. Güçlü bir gıda sektörünün olması lazım.” diye konuştu.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Kayıp Gülistan kayıp vicdan
Sonraki Makale Diplomasinin kalbi Antalya’da attı

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

İstanbul uçağında trajik ölüm

Medya Günlüğü
21 Nisan 2026
ManşetSerbest Kürsü

Diplomasinin kalbi Antalya’da attı

Gürsel Demirok
21 Nisan 2026
ManşetSerbest Kürsü

Kayıp Gülistan kayıp vicdan

Mustafa Böğürcü
21 Nisan 2026
GünlükManşet

Metiner’in vizesi ve diplomasi

Medya Günlüğü
21 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?