14.6 C
İstanbul
14 Nisan 24, Pazar
spot_img

Bilmeden bilmek

Melek Ay

Yoga eğitmenlik eğitimine katıldığım ilk hafta yoga öğretmenim okunacaklar listesi vermişti.

Listenin en başındaki “Zen Zihni Başlangıç Zihnidir” kitabıydı.

Evirdim, çevirdim, çok ince bir kitap olması içimi rahatlattı. İlk hafta içerisinde kitabı okumamızı ve geri bildirimlerimizi istedi.

Okudum ancak tam da anlamadım. Anladıklarımı kem küm anlatmaya çalıştım.

Öğretmenim, “Anlayarak değil hissederek tekrar oku ve tekrar geri bildirim yap” dedi.

Hissederek anlayabilmeyi anlamaya çalışarak kitabı 10-12 kez okudum. Hâlâ yılda bir iki kez elime alıp okuyorum.

Kitabın adından da anlaşılacağı gibi Zen Budizm’inin kavramlarından biri “Başlangıç Zihni” dir.

Oğlumun, “Bilmek istemediğim bir şeyi neden bilmek zorunda bırakıldığımı anlayamıyorum, bilmemek de benim hakkım” diyerek eğitim anlayışına isyan ettiği bugünlerde tekrar bu kitabı okuyorum.

Kitap aslında derinlerimizdeki bilgiyi, bilmeden bilmeyi anlatmaya çalışıyor. Sizin de kafanız karıştı değil mi?

Hayat dediğimiz şey bir gizem. Aslında hiçbir şeyin kesin olmadığı, bilinmeyenler dünyasında yaşıyoruz. Ama yaşamlarımızda güvenli hissedebilmek için bir kesinlik yaratmaya çalışıyoruz.

Güven ise korkunun antitezi olarak bir kimsenin veya bir şeyin bizim için bir tehlike oluşturmadığına duyulan inançtır.

Bilinmeyen ise korkutucu bir yer olabilir. Yani güvenilmez bir yer. Bu sebeple, yaşamın içinde kötü, çirkin bir şeylerle karşılaşmamak için mümkün olduğunca çok bilmeye çabalarız.

Ancak ne kadar bilirsek bilelim, yaratmaya çalıştığımız bu kesinlik hissi bir yanılgı oluşturmaktadır. Bir sonraki anın ne getireceğinden asla emin olamayız.

Kitabın içeriği, bir varoluş şekli olarak bilmemekten rahatsız olmamak ve bilinmezlikte bir süre kalabilmeyi anlatıyor.

Bir konuyu çalışmaya başladığınız zaman ki bu konuda uzman bile olsanız sanki o konu ile ilk defa karşılaşmışsınız gibi açık, hevesli, meraklı, önyargısız bir tutum bir bilmeme hali yaratacaktır.

Mesela bir ağacı gördüğümüz zaman “çok güzel” dediğimizde “çok çirkin” olduğunu da ifade etmiş oluruz. Bu bilme hali, bilmeme hali içindeki tüm potansiyeli yok eder. “Çok güzel” değdiğimiz an artık açık, hevesli, meraklı ve önyargısız değilizdir.

Bu açık merak pratiğini yaşamımızda her alanda uygulayabiliriz. Yani içimizdeki meraklı ve önyargısız çocuk halimizi yetişkin bedenimizin olgunluğu ile el ele tutuşturabilmek gibi düşünebiliriz.

Bugünkü halimizi içimizdeki iki yaşındaki çocuğa rehber yapabilmek.

Egomuz nedeniyle kendimizi okyanustan ayrı bir dalga gibi algılıyor olabiliriz. Hepimiz o “bir” okyanusunun dalgalarıyız ancak ayrı değiliz. Okyanustan yükselip tekrar şekilsizliğe dökülüyoruz. Varoluşumuz durmadan kendini ortaya koyuyor ve sona erdiriyor. Tıpkı dalgalar gibi.

Bilmek bilmemekle temellenmiştir. Aslında hiçbir şeyin bilinemeyeceği halini de kabul edebilirsek, bilinmeyende olmanın en derin bilgelik olduğunu fark ederiz.

Bildiğimiz her şey bilmediğimiz şeylerden mahrum kalmamıza neden olabiliyor. Üstelik bilinmeyende yaşamayı pratik ettiğimiz zaman harekete geçmenin yerine hareketin kendiliğinden doğal olarak ortaya çıktığını izleyebiliriz.

Böylece bilmek halinin zihinsel bir faaliyetin ötesinde doğrudan, sezgisel yol ile anlayarak bilme haline dönüştüğünü gözlemleyebiliriz.

Bedenimizde ise bilmenin yeri “hara” olarak tanımlanan göbek deliğinin iki parmak altındaki karın merkezidir. Bu merkez içgüdüsel hislerimizi algıladığımız yerdir.

Bu merkezimizi nefes ve meditasyon ile geliştirebiliriz. Bilmemenin yarattığı korku frekansını güven frekansına yönlendirebiliriz. Böylece bilmemekten korkmayız ve en derindeki gerçek bilgiye ulaşabiliriz.

Basit bir nefes tekniği ile dikkatin niteliğini o alanda tutarak günde beş dakika çalışmak iyi gelebilir. Sabah erken saatte yapabilmek harika olur. Hep aynı saatte yapabileceğiniz bir rutininiz olabilirse de harika olur.

Rahat hissedeceğiniz bir mindere veya sandalyeye dik bir oturuş ile yerleşin. Göbeğinizin iki parmak altında ve derinliğinde bir yer var, dikkatinizi bu alana davet edin. Elinizi bu noktaya hafifçe bastırabilirsiniz. Bu alana nefesi doldurup, boşaltın. Beş dakika…

Basit değil mi? Ama muhtemelen ikinci nefeste maymun zihin geçmişle ilgili milyonlarca anıyı veya gelecekte yapılacak milyonlar listesini nefesinizin ve dikkatinizin önüne geçirecektir. İşte bu tuzağa düşmemek işin zorluğudur. Nefeslerinizi 1’den 10’a kadar numaralandırıp, sayabilirsiniz. Nefesi aldın-verdin ve 1, aldın-verdin ve 2….  Ona kadar saydıysanız ( maymun zihne kapılmadan) tebrikler. 5 dakika dolana kadar devam edin. 5 dakikanın dolduğunu bir ses size hatırlatırsa iyi olur, gözünüz saatte olmasın.

“Bilmeden bilmektir en iyisi

Bilmeden bilmemek ise hastalıklı.

Hastalıktan bıkmak, tek şifa.

Bilgeler hasta değildir.

Hastalıktan bıkmışlardır, o yüzden iyileşirler.”

Lao Tzu, Tao Te Ching

Namaste…

Medya Günlüğü

Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, dilediği konuda özgürce yazmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Medya Günlüğü
Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, dilediği konuda özgürce yazmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
666TakipçilerTakip Et
11,281TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler