Dinlemek, çoğu zaman “duymak” ile karıştırılır. Oysa aralarında önemli bir fark vardır.
Duymak, işitme organlarımız aracılığıyla sesleri pasif biçimde algılamaktır. Dinlemek ise bilinçli bir odaklanma ve katılım gerektiren aktif bir beceridir. Bu yönüyle dinlemek, insanın algı ve düşünce kapasitesini genişleten davranışlardan biri sayılır.
Her insanın içinde can kulağıyla dinlenilme arzusu yatar. İçten bir ilgiyle dinlenildiğimizi hissettiğimizde iletişim kanalları açılır. Güven ve saygı güçlenir, kırgınlıklar yumuşar, ilişkiler onarılır.
Bu kadim gerçek, Anadolu’nun köklü geçmişinde yankı bulmuş görünüyor. Hierapolis (bugünkü Pamukkale) doğumlu hemşehrimiz, Stoacı düşünür Epiktetos doğanın bize sunduğu bu dengeyi şu sözlerle özetler:
“İki kulağım, bir ağzım var, öyleyse iki kez dinlemeli, bir kez konuşmalıyım.”
Epiktetos’un bu sözleri, etkin dinlemenin basit bir nezaket kuralı değil, bir yaşam felsefesi olabileceğini hatırlatır. Karşımızdaki konuşurken sözünü kesmeden, yanıt yetiştirmeye çalışmadan, hemen savunmaya ya da yargılamaya geçmeden dinlemek, bir saygı armağanıdır.
Üstelik bu tutum, zamanla karşılıklılık doğurur, bizim sözlerimizin de saygıyla dinlenmesini sağlar. Çünkü yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi, iletişimde de ne ekersek onu biçeriz, nasıl dinlersek, öyle dinleniriz.
Dinleme, tek hamlede gerçekleşen bir durum değil, aşamalar halinde ilerleyen dinamik bir süreçtir. Bunu beş basamakta düşünmek açıklayıcıdır:
1-Duyma: Dinlemenin fizyobiyolojik zemini ve ses dalgalarının fark edilmesi aşamasıdır. Bu düzeyde, algılanan sesler henüz bir yorum ya da anlam süzgecinden geçmez.
2-Anlama: Bu aşamada beyin etkin biçimde devreye girer. Yalnızca sözleri duymakla kalmayız; tonlama, vurgu, beden dili ve duyguyu da birlikte işlemeye başlarız. Tek tek sözlerin ötesinde “ne demek istendiğini” kavramaya çalışırız. Bu nedenle anlama, özenli bir katılım gerektirir.
3-Anımsama: Duyduklarımızın işlenerek belleğe yazıldığı aşamadır. Başka bir deyişle anımsama; işlenen her yeni bilgiyi gerektiğinde geri çağırıp kullanabilmek üzere depolamaktır. Sağlıklı bir anımsama, doğru ve işlevsel yanıtlar verebilmenin ön koşuludur.
4-Değerlendirme: Yeni bilgilerin analiz edildikten sonra eleştirel biçimde tartılarak filtre edildiği aşamadır. Burada ön yargıların devreye girme ve bizi yanıltma olasılığı söz konusudur. İyi bir dinleyici, ön yargıları olduğunu kabul eder, onları aşmak için bilinçli olarak empatiye yönelir.
5-Yanıt verme: Dinleme sürecinin son aşamasını oluşturur. Yanıt yalnızca sözlü ya da yazılı olmak zorunda değildir; mimikler, beden dili, duruş, tavır, hatta sessizlik bile geri bildirim niteliği taşır. Bunlar, iletinin muhataba ulaştığını ve anlamlandırıldığını gösterir.
Bu beşli çerçeve, insanı “hemen tepki verme” alışkanlığından çok “önce anlama” merkezine taşır. Ne var ki, pratikte zor olan bir nokta vardır: Dinleme sırasında içimizde beliren “acaba ne yanıt versem” dürtüsünü frenlemek kolay değildir.
Böyle anlarda içimizden 21’e kadar yavaşça saymak, beynin duygusal refleksini yatıştırıp mantığı devreye alır. Bu da bize sakinleşmek ve daha anlamlı geri bildirimde bulunmak için gereken o kritik süreyi kazandırır. Bu yöntem eleştiri alırken, tartışma anında ya da hızlı karar vermek zorunda kaldığımız gerilimli durumlarda da etkili bir ara verme tekniğidir.
Bilgelerin özellikleri
Bilgelik, içsel keşifle başlayan, deneyim ve ilişkilerle ilerleyen bir süreçtir. Antik Çağ’dan bu yana “kendini tanıma” idealiyle birlikte anılır. Bilgelik, çok bilmek değildir. Bilgiyi deneyimle sınamak, akılla tartmak ve içgörüyle anlamlandırmaktır. Bu bütünleşik süreç, insanı erdemli olana yönlendirir; ona olayları doğru tartıp ölçülü ve sorumlu kararlar verebilme yetkinliği kazandırır
Daniel Goleman’ın “Duygusal Zekâ Neden IQ’dan Daha Önemlidir?” adlı kitabı ve benzer yayınlardan yararlanarak, bilge kişilerin ortak 10 özelliğini şöyle sıralayabiliriz:
1-Duygusal zekâsı yüksektir; insanı ve duyguyu okur
2-Alçak gönüllüdür; yanılabileceğini kabul eder
3-Öğrenmeye açıktır; yanlışlarından ders çıkarır
4-Gözlem yapar, tartar; az ve öz konuşur
5-Erdem odaklıdır; çıkarını değil, gerçeği gözetir
6-Sakin ve sabırlıdır; öz denetimini korur
7-Kesinlik iddiasından kaçınır, dogmatizme düşmez
8-Sade ve disiplinlidir; ölçülü bir yaşam sürer
9-İyilik merkezli bir etik pusulası vardır
10-Bütüncül yaklaşır; tepki vermeden önce her yönüyle değerlendirir
Bilge kişi, bildiklerini karakterine sindiren ve davranışlarına yansıtabilen kişidir. Ne zaman konuşup ne zaman susacağını kestirebilen kimsedir. Ayrıca bilge kişi, “her şeyi ben bilirim” asla tuzağına düşmez ve asla kendine bilge demez.
Günümüzde bilgiye erişim hiç olmadığı kadar hızlanmış olsa da, iletişimdeki derinlik ne yazık ki aynı ivmeyle artmıyor, aksine zayıflıyor. Bu durum, entelektüel derinliği olan sohbetleri giderek daha az bulunan bir ayrıcalığa dönüştürüyor.
Coğrafyamızda tutuculuğun yükseldiği bir dönemden geçerken, iletişimde entelektüel bir duruş sergilemek kritik bir önem kazanıyor. Bu perspektifle bakıldığında dinlemek, kişinin kendi düşünce ve tutumlarında ustalaşmasını sağlayan köklü bir disiplindir.
Dinleme, bilgelikle doğrudan bağlantılıdır çünkü bilgelik çoğu zaman konuşmanın miktarıyla değil, anlamın kalitesiyle ölçülür. Çok konuşmak, her zaman çok şey söylemek değildir. Bazen kısa ama yerinde bir soru, bazen de doğru zamanda susmak, iletişimin yönünü tümüyle değiştirebilir.
Karşımızdakini dinlemek, basit bir duyma refleksinin ötesinde; ilgi, sabır ve empatiyle şekillenen bütünsel bir eylemdir. Okullarda okuma ve yazma eğitimi verilirken, dinleme becerisi genellikle ihmal edilir. Bu nedenle, bu yetkinliği kendi öz disiplinimizle geliştirmek durumundayız.
Öte yandan dinlemek, insanın kendi alışkanlıklarına meydan okuduğu bir içsel gelişim alanıdır. Bu süreç, bireyin kendi karakterindeki “sivrilikleri” giderdiği ve kişisel olgunlaşma idealini gündelik yaşama yansıttığı en somut uygulamalardan biridir. Kişi bu sayede ön yargılarını törpüler, karşısındakini olduğu gibi dinleme ve anlama yetisini güçlendirir.
İletişimde sözü çoğaltmak yerine anlamı derinleştirmeyi seçtiğimizde, sessizliğin içindeki bilgeliği keşfederiz. Bu keşif, insanlarla olan bağlarımızı sarsılmaz ve daha nitelikli bir temel üzerinde yeniden inşa etmemizi sağlar.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
