Dış politikayı günlük krizler üzerinden okuyanlar için küresel arenada yaşananlar, birbirinden bağımsız “talihsiz” gelişmeler ve çatışmalardan ibaret görülebilir.
Ancak enerji jeopolitiğinin o acımasız realitesine aşina olanlar için ortada çok daha yapısal, çok daha büyük bir satranç tahtası var. Bugün Karadeniz’den Kızıldeniz’e, Hürmüz’den Kuzey Afrika’ya kadar uzanan fay hatlarında yaşananlar, aslında ABD’nin kendi müttefiki Avrupa’ya karşı yürüttüğü örtülü bir “enerji savaşı”nın ta kendisidir.
Avrupa, Ukrayna savaşı bahanesiyle Rusya ile maliyetli bir ekonomik ve siyasi hesaplaşma içerisindeyken, kıtanın alternatif enerji koridorlarının aynı dönemde peş peşe nasıl kesildiğine bakalım. Olayları kronolojik ve mekansal bir bütünlük içinde okuyalım.
Önce İran saldırısı ve ardından gelen Hürmüz Boğazı krizi… Küresel enerji krizinin ikinci kıvılcımı burada çakıldığında, Batı’ya giden petrol ve doğal gaz akışını güvenceye almak için bir “B planı” devreye! sokuldu. Bu plan Körfez ülkelerinin Hürmüz’ü baypas ederek Suudi Arabistan üzerinden Cübeyl-Yenbu boru hattıyla Kızıldeniz’e petrol pompalamasıydı. Ancak bu stratejik hamle, çok geçmeden Bab’ül Mendep’teki Husi saldırıları ve bu dar boğazın fiili ablukaya alınmasıyla çöktü, boru hattı devre dışı bırakıldı. Batı’nın enerji tedarik zincirine vurulan bu ikinci darbe, sadece bölgesel bir çatışmanın değil, küresel enerji vanalarının kimin kontrolünde olacağı kavgasının doğrudan sonucudur.
Bu durum sadece Orta Doğu ile sınırlı kalsa, bunu klasik bir bölgesel çekişme olarak okuyabilirdik. Ancak haritayı biraz kuzeye, enerji ticaretinin bir diğer şahdamarı olan Karadeniz’e çevirdiğimizde manzara daha da netleşiyor. Karadeniz’deki gemi trafiğine, özellikle de enerji taşıyan tankerlere yönelik artan saldırılar da aynı dönemde arttı. Bu noktada kapalı kapılar ardında yaşananlar, diplomasinin iki yüzlü doğasını tüm çıplaklığıyla ortaya seriyor. Amerika’nın enerji devi Chevron’un CEO’sunun, doğrudan Donald Trump’tan “Zelenski’yi durdurmasını” talep etmesi ve Trump’ın bu doğrultuda devreye girmesi, meselenin Ukrayna’nın özgürlük mücadelesinden çok, Amerikan enerji şirketlerinin küresel piyasalardaki çıkarlarıyla ilgili olduğunu gösteriyor. Washington, krizin dozunu kendi belirlemek istiyor; Avrupa’nın enerji arzı sıkıntıya girmeli ama Amerikan şirketlerinin çıkarları zedelenmemeli.
Tüm bu çembere son olarak Libya’daki bazı petrol sahalarında üretimin durmasını da eklediğinizde, Avrupa’nın etrafındaki enerji ablukasının nasıl ilmek ilmek örüldüğünü görebiliyorsunuz. Doğudan (Rusya), güneydoğudan (Körfez/Kızıldeniz) ve güneyden (Kuzey Afrika) gelen enerji damarları aynı anda, “farklı” aktörler tarafından ama aynı amaca hizmet edecek şekilde kesiliyor.
Bu tablo bize neyi anlatıyor?
Efsanevi Suudi Petrol Bakanı Zeki Yamani’nin yıllar sonra yaptığı o tarihi itirafı hatırlamanın tam vaktidir. Yamani, 1973 petrol krizinin ve Arap ambargosunun aslında o dönem ABD’nin onayı ve kurgusuyla şekillendiğini, Washington’un bu kriz sayesinde hem rakiplerini hem de müttefiklerini, özellikle Avrupa ve Japonya’yı, petrodolar sistemi üzerinden kendine nasıl bağımlı kıldığını anlatmıştı.
Bugün değişen tek şey, aktörlerin isimleri ve çatışma vektörleridir. Kurgu aynı kurgudur. ABD, bir yandan Ukrayna üzerinden Avrupa’yı Rusya ile sonu gelmez ve yıpratıcı bir vekalet savaşına zorlarken, diğer yandan küresel enerji hatlarındaki “kontrollü kaos” üzerinden Avrupa’nın sanayisini, rekabet gücünü ve ekonomik bağımsızlığını çökertmektedir.
Sonuç mu?
Stratejik körlük içindeki Avrupa, bugün kelimenin tam anlamıyla iki ateş arasında kalmıştır. Bir yanda “demokrasiyi savunmak” adına Ukrayna bataklığında Rusya ile ekonomik, askeri ve siyasi bir savaş yürütürken, diğer yanda “müttefiki” ABD’nin kendisine karşı açtığı bu acımasız, sessiz ve hibrit iktisadi savaşta kan kaybetmektedir. Avrupa, Washington’un jeopolitik dizaynı uğruna sanayisizleşmeye doğru sürüklenirken, 1973’ü mumla aratacak yeni bir küresel bağımlılık mimarisi inşa edilmektedir.
Adeta iki ateş arasında kalmış, sanayisizleşme ve ekonomik çöküş tehlikesiyle yüzleşen Avrupa bu oyunu görüp Ukrayna politikasını revize edebilir mi? İşin acı tarafı, Brüksel’deki stratejik körlük ve Washington’a endekslenmiş liderlik yapısı kendi başına böylesi bir jeopolitik uyanışı gerçekleştirecek çapta değil. Geldiğimiz noktada Avrupa bu oyunda bir aktör değil, başkalarının kurduğu oyunun maliyetini ödeyen, üzerinden geçinilen bir sahneden ibaret. Ancak, belki de Ukrayna’da barış sanıldığından çok daha yakın olabilir. Neden mi? Çünkü Avrupa aydınlandığı için değil, senaryoyu yazan ABD ve arkasındaki enerji lobisi hedefine fazlasıyla ulaştığı için. Avrupa pazarını kendi pahalı sıvılaştırılmış doğal gazına (LNG) mahkûm eden, kıta sanayisini kendine bağımlı kılan Washington için Ukrayna’daki çatışmayı bir yerinden dondurma vakti yaklaşıyor. Barış masası yakın zamanda kurulduğunda Avrupa derin bir nefes aldığını sanacak, fakat tozu dumanı dağıldığında kendi parasıyla Amerikan hegemonyasını finanse eden, rekabet gücü budanmış bir pazar devleti haline geldiğini çok geç fark edecektir.
Bize düşen, bu illüzyonu görmek ve Ankara’nın bu büyük türbülansta kendi enerji jeopolitiğini, Batı’nın bu iç savaşından olabildiğince yalıtarak kurgulamasıdır. Ancak, bunun mümkün olamayacağını da peşinen belirtelim.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
