Yıllar önce Avrupa ülkelerine umuda yolculuğa çıkan insanlarımızın yaşantıları ülkemizde pek gündeme gelmez.
Eskiden gönderdikleri dövizlerle gündeme geliyorlardı. Seçimlerde oy kullanma hakkı tanındıktan sonra da verdikleri oylar üzerinden gündeme geliyorlar. Kendi dertlerine odaklanmış ülkemiz insanlarının Avrupa ülkelerinde hayatlarından memnun olduklarını düşündükleri yurt dışındaki insanlarımızın sorunlarına pek kafa yoracak durumda değiller.
Oysa onlar da yâd ellerinde çeşitli sorunlarla boğuşuyorlar. Bilmediğimiz, fark etmediğimiz. Özellikle de Avrupa’daki emekçi Türk kadınları. “Armut dibine düşer” derler. Türkiye’de kadınlara yönelik yaşanan sorunların benzerlerini Avrupa’daki Türk kadınları da yaşıyor. Bu sorunlar da Türkiye’de pek duyulmuyor, bilinmiyor.
Kadınların insan hakları açısında yaşadıkları sorunlara ilişkin zaman zaman yazdıklarımdan da belki cesaret alarak, Avrupa’daki bazı emekçi Türk kadınları, insan hakları açısından oralarda yaşanan kimi sorunları sosyal medya üzerinden bana aktarıyorlar. Aktarılanların her biri bir çileyi, bir dramı yansıtıyor.
“Gözyaşlarım süzülüyor bu satırları yazarken, bu garibanın yaşadıklarına inanamazsınız” diyor, gurbette kendi kaderine terk ettiğimiz emekçi kadınlarımızdan biri gönderdiği mesajda.“Dört çocuk annesiyim. 12 yıl fabrikada işçilik yaptım. Ezilen, şiddete maruz kalan bir bayanım. Kumar, içki, kadın bağımlılığı olan, bize şiddet uygulayan bir eşim vardı. Eşinden ayrılınca toplumdan darbe yiyen biri. Çocuklarını Gençlik Dairesi’ne kaptırma korkusuyla yaşayan biri. Ayrıldım diye yakınlarımın bana o zaman sırt çevirmesine rağmen savaş açan bir kadın…Sahipsizlik, uzanan el olmaması, korku, toplum baskısı sindiriyor insanı.“
Bu satırların sahibi emekçi kadın sinmemiş, direnmiş, ayakları üzerinde durmayı başarmış. Şu sıralar yaşadığı kasabada uyuma yönelik, kültürel, manevi değerlerin korunmasına yönelik seminerler, konferanslar düzenliyor. İçinde yaşadığı toplumda etkin bir konumda.
“Şimdi ben çevremi araştırıyorum. Karanlıkta kim var, başka kim, kim. Elimde lambam yok, mumum var ama az da olsa aydınlansın diyorum. Bu acıları yaşamasaydım, bu kadar azimle, inançla cesur ve yürekten korkusuzca dik duran dava aşkına sahip olamazdım. Çile çeken kadınlarımızın da kendilerine güvenmeleri, kendilerine değer vermeleri, yapabilecekleri, başarabilecekleri bir şeyler olduğunu fark etmeleri gerek.”
Ancak kaygıları, korkuları bitmemiş. Çocukların, gençlerin uyuşturucu kullanmalarından da kaygılı. “On çocuktan sekizi kullanıyor. Çoğu kez Türk ya da Müslüman çocukları düşürülüyor bu batağa. Boşluktan yapıyorlar hepsi. Hem kendi çocuklarım hem tüm çocuklarımız için korkuyorum, kaygılanıyorum, ağlıyorum. Elimden bir şey gelmiyor” diye ekliyor.
Bir Avrupa ülkesinde yaşayan bir başka bayan okurumun paylaşımı da şöyle:
“Buralarda yani Almanya’da, Hollanda’da, Belçika’da o kadar çok dertli kadın var ki. Aslında dünyanın her yerinde acı çeken annelerimiz çok. Bu haklarımızı bilmediğimizden kaynaklanıyor. Boşanan bir bayana damga vurmak sahip çıkmama gibi, farklı gözle bakma gibi bir zihniyet var. Çok yanlış. Kınıyorum. Artık yeter. Tüm dertli kadınlara sesleniyorum, yalnız bir bayan olarak. Türkiye’yi bilmiyorum. Avrupa’da yaşayanlar okusunlar. İkinci üçüncü şahıslara inanıp susmayın. Ama ‘şu bunu diyor’ değil, sigortayı sigorta şirketinden, yardımı yardım kurumlarından öğrenin. Ezilmeyin bilgilendirin kendinizi. Lütfen bırakın evde kısır, poğaça yapıp aynı yerde saymayı. Ben 7 senede öyle yerlere geldim ki. Ben de emekçi dertli bir kadındım ama kurtuldum. Artık Ş…’im ben. Lütfen bayanlar ezilmeyin. En büyük silahım başarı. Bunu fark ettim. Haydi hep beraber bayanlar, evlatlarımıza örnek olalım. Ezikliği değil, güçlü olmayı, direnmeyi öğretelim. Burada suçlu olan bilinçsizlik ve korku. Allah’a bir can borcumuz var gerisinden korkmayın.”
Mütedeyyin bu kadın okurumla daha sonra sosyal medya üzerinden sohbet edip, kendisini yakından tanımaya çalıştım. Küçük yaşta gelmiş gurbete. Üvey anne elinde büyümüş, onun zoruyla 13’ünde nişanlanmış, üç yıl boyunca ağlamasına rağmen 16’sında evlendirilmiş. “Okumak istiyordum. O yaşta kim evlilik ister. Aklı başında olmayan bile düşünmez” diye yakınıyor. İki oğlu olmuş bu evlilikten. Evliliği süresince çok dayak, çok şiddet görmüş. Kocası başka bir kadınla onu aldatmış. “Kahpe, benim 18 yıllık arkadaşımdı. Kocasına abi derdim. Babası dini bütün bir adamdı. Utancından kesin dönüş yaptı. Başını örtmekle dindar olunmuyor. İnsanın kalbi temiz olmalı” diyor.
Boşanmak için mahkemeye başvurduğunda kocası bıçaklamış, dövmüş. Vazgeçmemiş. Boşandığında 30 yaşındaymış. Boşandıktan sonra da çok sıkıntılar çekmiş iki oğluyla. Adeta sefilleri yaşamışlar. Baskı görmüş ama direnmiş. Öğrenimine tekrar başlamış. Başarıyla tamamlamış ve meslek sahibi olmuş. Yaşadığı ülkenin vatandaşı olmuş. Halen güvenlik görevlisi olarak çalışıyormuş. “Geçmişte selam bile vermeyenler, iftira atanlar, şimdi önümde saygıyla eğiliyorlar, neredeyse elimi öpecekler üstümdeki resmi üniforma sayesinde” diye konuşuyor.
Şu sıralar çevresinde şiddet gören, baskı gören kadınlara yardımcı olmaya, onları bilinçlendirmeye çalışıyormuş. Anlatıyor:
“Ben dört kere ölümden, dayaktan kurtardım. Evime aldım. Yerleştirdim. İşkenceye maruz kalan çok. Çoğu gelin olarak geldi buraya. Ezik kaldılar. Yıllardır burada kalıp iki kelime konuşamayanlar var. Psikolojik baskı çok. Esrar, uyuşturucu kullananlar ayrı bir sorun. Çaresizlik ve bilinçsizlik. Ölüme kadar gidenler var. Bazı değerler o kadar ucuz ki. Mesela bir bayan bir bardak içki için neler yapıyor. Bir adama kendini verebiliyor bir depo benzin için. Çok dinledim insanların şu sözünü ‘Ben baba evinde nasıl yaşadım, Avrupa’ya geldim ne oldum.’ Kimsesizlik, sahipsizlik zor. Dilsizsin. Bilinçlenme de engelleniyorsa, gözü açılmasın diye gerisini siz düşünün.”
Gelen mesajlardan bir diğeri de şöyle:
“… Kadınlarımıza uygulanan bedensel, ruhsal şiddetin farkında olmayan ya da umursamayan bir toplumumuz var. Erkektir yapar, kadınsın sus otur anlayışı hâlâ fazlasıyla görülmektedir. Çocuklarımıza küçükken gerçek insani ahlak anlayışını, adaleti, inancı ve bunları hayata geçirebilmeyi verebilmiş miyiz? Soruyorum suçlu kim? Toplumda ayrıldı diye kızılan, dışlanan yalnızlığa, zorluklara terk edilen kadınlar, çocuklarımız mı? Yoksa toplumca herkesin bir payı var mı? Evet, kim suçlu?”
Duygu yüklü, içtenlikle kaleme alınan bu yazılar, Avrupa’daki pek çok emekçi Türk kadınının yaşadığı çaresizliği açıkça ortaya koyuyor. Avrupa’daki insanlarımız genellikle başarıları, lobicilik, Türkiye’ye döviz transfer etmeleri veya ırkçılık, yabancı düşmanlığı kokan cinayetler, saldırılar vs. gündeme geldikçe gündemimize bir süre geliyor. Türkiye’nin gündemi o kadar yoğun ki, bu tür konular üzerinde düşünmeye, tartışmaya zaman bulamıyoruz. Oysa Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde çile çeken kadınlarımıza, dramlar yaşayan ailelere uzanacak, yol gösterecek bir el gerekli. Gurbette yalnız olmadıklarını gösterecek bir el lazım. Bu konuda çalışan ancak toplumumuzun değerlerine pek aşina olmayan yerel makamlara yardımcı olabilecek bir el lazım. Ana vatandan uzanacak bir el lazım.. Avrupa’daki insanlarımızın gözleri hep Türkiye’de. Yürekleri gibi. Dertlerine, sorunlarına Türkiye’nin çözüm bulmasını bekliyorlar, umuyorlar. Peki ne yapılabilir?
Öncelikle, bu konularda uzmanlaşmış , yerel makamlarla ve Avrupa ülkelerindeki sivil toplum kuruluşlarımızla iletişim içinde olabilecek resmi kurumlarımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın, düşünce kuruluşlarımızın devreye girmesi gerekiyor. Yurt dışındaki insanlarımıza bulundukları ülkede oy kullanma imkanı tanındıktan sonra siyasi partilerimizin çeşitli Avrupa ülkelerindeki insanlarımıza daha önem verdikleri gözleniyor .
Partilerimiz gündemlerine, eğer yoksa, insanlarımızın bu tür sorunlarını da eklemeliler. Gelecek seçimlerde Avrupa’daki seçmenlere sorunlarına karşı duyarlı olduklarını göstermeleri gerekir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın da bu tür konular üzerinde tüm boyutları ile derinliğine eğildikleri mesajını vermeleri beklenir. Bakan Mahinur Özdemir Göktaş Belçika doğumlu. Brüksel Meclisi’nde iki dönem milletvekilliği yapmış. Bu sorunlara aşina olmalı. Yurt Dışı Türkler ve Avrupa Toplulukları Başkanlığı da aynı duyarlılık içinde olmalı.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle hatırlatayım dedim…
Görsel: Yapay zekâ
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
