Cumartesi, 7 Kas 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Anadolu’dan dünyaya rock

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 7 Kasım 2026 22:38
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Apaçık Radyo’da yayınlanan “Babil’den Sonra” programında Ercüment Gürçay, Anadolu rock’ın saykodelik rock dünyasını nasıl etkilediğini gazeteci Cenk Başlamış’la konuştu. Programın bant kaydını da dinleyebilirsiniz.

-Herkese Merhaba… Apaçık Radyo’da “Babil’den Sonra”yı bugün Erkin Koray’ın “Cemalim” yorumuyla açtık. Bir Anadolu ezgisi, elektro gitarın sesiyle bambaşka bir yolculuğa çıkıyor; tanıdık bir türkü, yeni ve şaşırtıcı bir dünyaya dönüşüyor. İşte bugünkü programımızın izini süreceğimiz hikâye de bu. İnternet gazetesi Medya Günlüğü’nün yöneticisi Cenk Başlamış’la 2020’den bugüne zaman zaman radyoda bir araya geliyoruz ve her seferinde başka bir coğrafyanın, müziğin kapısını aralıyoruz. 17 programlık mini bir radyo arşivi oluştu geçen 6 yılda. Bugün yine canlı yayındayız. Birlikteyiz. Hoş geldiniz Cenk Bey.

-Merhaba Ercüment Bey, hoş bulduk, teşekkürler. Yine bir canlı yayında sizinle ve “Babil’den Sonra” dinleyicileriyle buluşmak mutluluk verici. Umuyorum konuşacağımız konular ve çalacağımız parçalar dinleyenlerimizin ilgisini çeker.

-Cenk Bey, az önce de belirttiğim gibi sizinle her buluşmamızda başka bir müziğin, başka bir coğrafyanın kapısını aralıyoruz. Bugünkü canlı yayın 18. programımız oluyor. On sekizinci buluşmamızda Erkin Koray’la başlamamız tesadüf değil sanırım. “Cemalim”de hem Anadolu’nun hafızası hem de rock müziğin sınır tanımayan sesi var. Bugün dinleyicilerimizi hangi müzik yolculuğuna çıkaracaksınız?

-Tabii seve seve. Konumuz saykodelik rock ya da dünyayı etkileyen Anadolu rock da diyebiliriz.

Saykodelik rock denince bazı dinleyicilerimizin aklına rengârenk 1960’lar afişleri, uzun gitar soloları ya da alışılmadık sesler gelebilir. Ama bu müziğin yalnızca bir tınıdan ibaret olmadığını biliyoruz. Önce kavramın kendisinden başlayalım mı? Saykodelik rock tam olarak neyi anlatıyor?

-Elbette. Aslında benim için de yeni bir konu. Eski programlarımızdan birinde Pink Floyd’un ilk dönem şarkıları için “psychedelic rock” demiştim. O zaman Türkçede “saykodelik rock” olarak adlandırıldığını bilmiyordum. Yani tabii bu da tam Türkçe değil ama en azından söylemesi daha kolay. Sözcük Yunanca kökenli. Zihnin açığa çıkması ya da zihinsel algının görünür hale gelmesi demek. Kısaca şöyle tanımlayabilirim: Saykodelik rock, birbirinden uzak gibi görünen müzik geleneklerini bir araya getiren, deneysel bir tür. Bu arada hemen söyleyeyim, bu program için bana ilham veren Burak Abatay’ın BBC Türkçe’de yayınlanan bir yazısı oldu. Ben de pek çok şeyi, özellikle dünyada saykodelik rock yapanların Anadolu rock’ı bugün nasıl yeniden keşfettiğini o yazıdan öğrendim.

-Sözünü ettiğiniz müzik anlayışını biraz da kulağımızla tanıyalım. Pink Floyd, saykodelik rock’ın ilk yıllarını düşününce hemen akla gelen gruplardan. O dönemin atmosferini duyuracak hangi parçayla devam edelim?

-Tabii çalalım. Gerçi şöyle bir durum var. Normalde Pink Floyd ve saykodelik rock denilince ilk akla gelen şarkı Interstellar Overdrive. 1967 yılına ait bir parça. Fakat 10 dakika. Malum, yayın masasındaki arkadaşımız Andrey de Pink Floyd’un şarkılarını kesmemize çok kızıyor:)) O yüzden yine 1967’ye ait “See Emily Play”i seçtim. Şarkı 15 yaşındaki Emily Young adındaki bir kızdan ilham almış. Bu arada dikkatimi çekti, Pink Floyd’un o dönem şarkıları Beatles’a çok benziyor ama bu normal herhalde. Çünkü o dönem Beatles’dan etkilenmeyen grup pek yok…

–Pink Floyd’dan “See Emily Play”i dinledik. Şarkının içinde hem 1960’ların o meraklı, deneysel havası hem de bildiğimiz pop kalıplarını aşma isteği var. Peki bu ses arayışı hangi tarihsel ortamda doğdu? Saykodelik rock’ın yükselişini dönemin gençlik hareketlerinden ve dünyadaki değişimden ayrı düşünmek mümkün mü?

-1960’ların ortası. San Fransisco ve Londra bu tarzın iki önemli merkezi olmuş. İkinci Dünya Savaşı sonrasında genç kuşak, kendisinden önceki kuşakların değerlerini ve toplumsal düzenini sorgulamaya başlamış. ABD’nin Vietnam Savaşı’na müdahalesi, insan hakları hareketi, gençlik protestoları ve karşı kültürün yükselişi müzik dünyasını da etkilemiş o dönem. Böylece rock müzik sadece eğlenmek ya da dans etmek için yapılan bir müzikten kişisel özgürlük ve toplumsal itirazın bir aracına dönüşmüş. Saykodelik rock da bu akımın bir türü. Müzikte alışılmış seslerin, ritimlerin ve melodilerin sınırlarını zorlayan bir yaklaşımı var. Uzun gitar soloları, tekrarlanan ritimler, ani ses geçişleri ve doğaçlamalar öne çıkıyor ve parçalar uzun oluyor. Dinleyicinin yalnızca melodiye değil, seslerin oluşturduğu atmosfere de odaklanması amaçlanıyor. Şunu da söylemek lazım: Saykodelik rock’ın ortaya çıktığı dönemde bazı müzisyenler, algıyı değiştiren maddelerin etkisini müziğe yansıtmaya çalışmış. Ama esas olarak 1960’ların karşı kültürü, gençlik hareketleri, savaş karşıtlığı, bireysel özgürlük arayışı ve Doğu müziklerine duyulan ilgi de bu müziğin gelişiminde etkili olmuş.

–Demek ki burada yalnızca yeni bir müzik türünden değil, bir kuşağın dünyaya bakışından da söz ediyoruz. Şimdi yönümüzü Londra ve San Francisco’dan Anadolu’ya çevirelim. Bu arayışın bizdeki güçlü karşılıklarından birini dinleyelim mi? Sırada ne var?

-Tabii sırada Moğollar’ın 1970 bestesi “Haliç’te Güneşin Batışı” var. Enstrümental bir saykodelik parça.

-Moğollar’dan “Haliç’te Güneşin Batışı”nı dinledik. Bu parçada geleneksel ezgilerin duyarlılığıyla elektrikli çalgıların açtığı yeni alan yan yana geliyor. Tam da burada bir ayrımı açıklığa kavuşturmak istiyorum: Anadolu rock ile saykodelik rock aynı şey mi? Yoksa yolları zaman zaman kesişen iki farklı müzik anlayışından mı söz ediyoruz?

-Önce herhalde şu ayrımı yapmak gerekiyor: Anadolu rock ile saykodelik rock aynı şey değil. Anadolu rock, Türk halk müziği ile rock müziğin birleşmesine dayanıyor. Saykodelik rock ise ses ve kayıt tekniklerinden ritimlere, doğaçlamadan müzikal atmosfere kadar uzanan daha geniş bir yaklaşım için kullanılıyor. Bir yerde okudum diyor ki, “Anadolu rock’ın bazı örnekleri saykodelik özellikler taşıyor ama her Anadolu rock şarkısı mutlaka saykodelik sayılmıyor. Türkiye’deki müzisyenlerin başarısı, Batı müziğini yalnızca taklit etmekle yetinmemelerinden kaynaklanıyordu. Elektrikli gitar, bas gitar, davul ve org gibi çalgılar, bağlama ve Anadolu halk müziğinin ezgileriyle bir araya getirdiler.”

–Batı’dan gelen çalgıları Anadolu’nun kendi sesiyle buluşturmak, yalnızca bir tarz değişikliği değil, aynı zamanda müzikal bir cesaret öyküsü. Peki bu öykünün başlıca kahramanları kimlerdi? Anadolu rock’ın yolunu açan hangi müzisyenleri anmalıyız?

-Erkin Koray, Barış Manço, Cem Karaca, Selda Bağcan, biraz önce çaldığımız Moğollar. Okuduklarıma göre ayrıca, Fikret Kızılok, Edip Akbayram, Özdemir Erdoğan ve 3 Hürel de bu müzikal ortamın gelişimine katkıda bulunmuş. Ayrıca, Mustafa Özkent. Bu saydığım isimlerin hepsi aynı türde müzik yapmıyordu belki ama hepsinin bir şekilde katkısı olmuş.

–Bu isimleri anınca insanın aklında birbirinden farklı şarkılar çalmaya başlıyor. Ama ben şimdi özellikle Barış Manço’ya uğrayacağımızı seziyorum. Üstelik öyle bir şarkısı var ki hem sesleriyle hem sözleriyle insanı başka bir âleme götürüyor. Yoksa sırada “Dönence” mi var Cenk Bey?

-Hayır Ercüment Bey yanılmıyorsunuz. 1981 yılına gidiyoruz. Sırada Barış Manço’nun “Dönence”si var.

–Barış Manço ve Kurtalan Ekspres’ten “Dönence”yi dinledik. Başlı başına ayrı bir ses evreni. Biraz önce çok önemli bir noktaya değindiniz: Bir zamanlar Türkiye’de üretilen bu kayıtlar, bugün dünyanın pek çok yerinde yeni dinleyiciler buluyor. Bu gecikmiş keşif nasıl gerçekleşti? Batılı müzisyenler ve dinleyiciler Anadolu rock’ta ne buldu?

-Tabii. Ama önce belki merak edenler olabilir, Dönence neden saykodelik rock tarzına giriyor? Parçanın başındaki bas gitar, uzay çağı efektleri, klavyenin ilginç kullanımı ve soyut sözleri nedeniyle saykodelik rock sayılıyormuş. Bu konuyu araştırırken bomba bir bilgiye de ulaştım:)) Malum biz sık sık progresif rock’tan örnekler çalıyoruz “Babil’den Sonra”da. Dönence saykodelik rock sayılmakla birlikte aynı zamanda progresif rock’a da giriyormuş tarz olarak. Hatta ve hatta bu parçayı Türk rock tarihinin en iyi progresif eseri kabul eden müzik otoriteleri varmış. Sorunuza gelince, yani Batı’da saykodelik rock yapanların Anadolu rock’ı bugün yeniden keşfetmesi meselesi. Evet. Bu benim bilmediğim bir konuydu. Ben de Burak Atabay’ın yazısından öğrendim. Yine onun yazısından alıntı yaparak anlatmaya çalışayım:

“Bugün Selda Bağcan, Barış Manço, Cem Karaca, Moğollar ve Mustafa Özkent gibi müzisyenlerin 1960’lar ve 1970’lerde kaydettiği eserler, Avrupa’dan ABD’ye ve Avustralya’ya uzanan geniş bir coğrafyada yeniden dinleniyor. Bu dönemin plakları yüksek fiyatlara satılıyor, şarkılar uluslararası müzisyenler tarafından alıntılanıyor. Oysa bugün “Turkish psychedelic” (Türk saykodelik müzik), “Anadolu rock” ya da “Anadolu funk” gibi isimlerle anılan bu müzik, üretildiği yıllarda aynı ilgiyi görmemişti.”

Peki Türk saykodelik rock’ın özelliği ne diye soracak olursanız, Türk müzisyenler, Batı’daki gitarı ve sentezleyiciyi saz, bağlama ve darbukayı bir potada eriterek doğu-batı sentezi oluşturmuş. Halk müziğinin melodileri ve Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal gibi ozanların şiirleri, rock müzikle yeniden yorumlamış.

–Anadolu’nun ozanlarıyla rock’ın deneysel sesleri arasındaki bu buluşma gerçekten etkileyici. Fakat saykodelik arayış yalnızca Anadolu’yla sınırlı değil. Sizin sevginizi bildiğimiz bir gruba, Genesis’e dönmek istiyorum. Daha çok progresif rock’la andığımız Genesis’in de saykodelik müzikle buluştuğu örnekler var mı?

-Belki şaşıracaksınız ama var. Şaşıracaksınız dememin nedeni, bu konunun sıkı Genesis hayranları dışında pek bilinmemesi. İlk çıkardıkları albüm “From Genesis to Revelation” ağırlıklı olarak saykodelik pop tarzında. Şimdi o albümden değil ama zaman zaman çaldığımız Lamb Lies Down On Broadway albümünden bir parça çalalım. Aslında şarkının adı bile neyle karşılacağımızın ipucunu veriyor: Colony of Slipperman yani “Terliksi Adamlar Kolonisi.” Benim dinletmek istediğim esas olarak ilk bir buçuk dakika. Parçada uyumsuz, pürüzlü ve parazitli sesler duyacağız. İşin ilginç tarafı enstrümantal bölümde hiçbir ritim veya belirgin hiçbir melodi yok. Sanıyorum bu parçanın kaydı sırasında çok eğlenmişlerdir. Anladığım kadarıyla amaç dinleyenlerde kafa karışıklığı ve rüya benzeri bir trans etkisi yaratmak. Ama sonra bu sesler aniden kesilecek ve 2-3 saniyelik boşluktan sonra enerjik bir parça başlayacak. Dediğim gibi, ben asıl enstrümental bölümü çalmak istiyorum ama ondan sonra başlayan şarkı da çok keyifli. Tamamı 8 dakika ama hepsini çalamayacağız. Bu arada, bu şarkıyla ilgili şöyle bir anım var: Benim Genesis’s tanıştığım 1982 yılında TRT Radyosu’nda bir programa denk gelmiştim. İzzet Öz sunuyordu. İşte o programda çaldığı şarkılardan biri de buydu. Bu veslleyle İzzet Öz’e selamlarımızı gönderelim. Bu şarkının ilginç bir hikayesi var ama o kadar ayrıntıya girmeyelim. Sadece şarkının ilk cümlesinin ünlü İngiliz şair William Wordsworth’ün “Nergisler” şiirinden alındığını söyleyeyim. Genesis’in en aykırı parçalarından biri. İnsan ruhundaki kötülüğü anlatıyor:  “Colony of Slipperman…

–Genesis’ten “Colony of Slipperman”i dinledik. Bugün birbirinden uzak görünen müzik dünyalarının nasıl konuşabildiğini duyuyoruz. Programın son bölümünde Anadolu rock’ın en güçlü seslerinden birine, Selda Bağcan’a dönelim istiyorum. Onun yorumlarında halk türkülerinin belleği kadar itirazın ve dayanışmanın da sesi var. Selda Bağcan’ın bu müzikal yolculuktaki yerini nasıl anlatırsınız?

-Tabii. Selda Bağcan ve Anadolu rock denilince ilk akla gelen şarkı “İnce İnce Bir Kar Yağar.” “Selda” albümündeki bu parça, Mahzuni Şerif’in geleneksel bir türküsünü güçlü elektro saz sesleri, hipnotik funk ritimleri ve uzay çağrışımlı elektronik efektlerle buluşturmuş ve anladığım kadarıyla öyle böyle değil, saykodelik dünyasında resmen efsane olmuş. Bu konuda şöyle bir bilgiye rastladım: “Amerikalı dünyaca ünlü hip-hop yapımcısı Mos Def, bu şarkının o hipnotik saykodelik altyapısını “Supermagic” isimli şarkısında kullanınca, parça küresel alternatif müzik dünyasında adeta bir kült haline gelmiş. Selda Bağcan’ın bu türde yankı yaratan bir diğer şarkısı “Yaylalar” Ama ben izin verirseniz “İnce İnce Bir Kar Yağar” ya da “Yaylalar”ı değil başka bir şarkısını çalmak istiyorum.

–Şimdi merak iyice arttı Cenk Bey. Selda Bağcan’dan, bildiğimiz parçaların dışında hangi şarkıyı seçtiniz?

“Yaz Gazeteci Yaz.” Neden özelikle bu parçayı seçtiğimi dinledikten sonra anlatayım izin verirseniz.

–Selda Bağcan’dan “Yaz Gazeteci”yi dinledik. Şarkı yalnızca geçmişten gelen bir ses değil; bugüne de sözü var. Az önce bu parçayı seçmenizin özel bir nedeni olduğunu söylediniz. Hangi olayla, hangi düşünceyle buluştu bu şarkı sizin için?

-Nedeni, yaklaşık 10 gün önce İstanbul’da düzenlenen gazetecilerin yürüyüşü…

–Gazetecilerin sesini duyurmaya çalıştığı bu yürüyüş, anladığım kadarıyla İstanbul’la da sınırlı kalmadı. Başka şehirlerde de benzer buluşmalar gerçekleşti, değil mi?

-Evet toplam 10 şehirde düzenlendi. 

–Siz de gazeteciliğin içinden gelen biri olarak bu yürüyüşü yakından izlediniz. Peki yürüyüşe bizzat katılma fırsatınız oldu mu?

-Evet ben de katıldım.

–O hâlde biraz da kendi gözlemlerinizden dinleyelim. Sokağın havası nasıldı? İnsanların katılımı ve çevreden gelen destek sizi şaşırttı mı?

-Evet çok kalabalıktı. Doğrusu ben birkaç yüz kişinin geleceğini düşünmüştüm ama binlerce kişi vardı. İstanbul’u bilenler için şöyle söyliyeyim, kortejin başı Kadıköy İskele’ye geldiğinde Altıyol’daki sonu görünmüyordu. Ayrıca, çevrede toplananlar da alkışlarla destek verdi. Sanıyorum bu son yıllarda düzenlenen en kitlesel gazeteci eylemi oldu.

–Cenk Bey bir programın daha sonuna yaklaşıyoruz. Son şarkıya geçmeden kısa anımsatmalarımı yapmak istiyorum

Haftaya denizci bir konuğum olacak: Behzat Şahin… Geçen yıl Temmuz ayında Behzat, İvi Dermancı ve Cengiz Onural ile Bodrum’dan bir tirhandille yelken açarak Yunanistan’ın Skyros adasında her yıl düzenlenen Rembetiko kampına, Skyros adasına bir yolculuk yapmışlardı. 21 Temmuz’da onlar dönüş yolundayken, teknenin seyir defterinden notlarla ve Ege’den şarkılarla onlara eşlik etmiştim… Sonra Behzat eylül ayında canlı yayında konuğum olmuştu ve Denizde Yaşam üzerine muhabbet etmiştik. O gün programın sonunda 2026 Bodrum Cup sonrası yeniden bir araya gelme sözü vermişti Behzat. 

38. The Bodrum Cup, 19–24 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlendi. Yarışa 90 tekne ve yaklaşık 1.000 yelkenci katıldı. Bodrum, Knidos, Ortakent ve Yalıkavak rotasında, beş etapta toplam 79 deniz mili yol alındı. Behzat ve arkadaşları bu yıl Bodrumcup’a yeni bir tekneyle, Daniel 1 ile katıldılar ve genel klasmanda şampiyon oldular. Behzat’la hem Bodrum kupasını, başarılarını ve hem de Bodrum’un efsane ‘Gayığı’ tirhandili konuşacağız. Babil’den Sonra’yı İnstagram, FB, Bluesky ve x hesaplarından takip edebilirsiniz. Program kayıtlarına Babil’den Sonra FB sayfasının hemen başındaki program logosuna tıklayarak programın arşivine ulaşabilirsiniz. Programı sizlere yayın masasından Andrei Gritsku ulaştırdı. Ona da çok teşekkür ediyorum.

Müzikle başladığımız yolculuk yine hayatın tam ortasına, söz söyleme ve sesini duyurma ihtiyacına çıktı. Cenk Bey, programımızın sonuna geldik. Anadolu rock’ın geçmişinden bugüne uzanan bu hikâyeyi hangi şarkıyla, nasıl bir sesle tamamlayalım?

-Program boyunca Anadolu rock’ın eski temsilcilerinden şarkılar çaldık ama bu geleneği günümüzde de sürdüren şarkıcılar ve gruplar var Türkiye’de. Örneğin Gaye Su Akyol, Lalalar, Ayyuka, Emre Sel, Ufuk Demir ve Baba Zula var. Anadolu ezgilerini elektronik müzik, post-punk ve deneysel rock’la buluşturan bu isimlerin yanı sıra, Hollanda merkezli Altın Gün ve Derya Yıldırım & Grup Şimşek de çağdaş Anadolu saykodelik müziğinin uluslararası alandaki önemli temsilcileri arasında. Ben son şarkı için Baba Zula’yı seçtim. Seçmenin nedeni o değil ama grubun kurucularından Murat Ertel liseden sınıf arkadaşım, daha doğrusu sıra arkadaşım. Başarılarından gurur duyuyorum. Bu arada unutmadan bir hatırlatma yapayım. Arzu edenler, bu programda çalan müzikleri ve diyalogları 7 Kasım Cumartesi akşamı Medya Günlüğü’nde bulabilir. Son olarak Baba Zula’dan dinliyoruz: Kervan Yolda.

–Cenk Bey bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ediyorum. Geçen yıl olduğu gibi bu yılın son programında da umarım birlikte oluruz. 28 Aralık Pazartesi günü 2026’ya kuş bakışı bir göz atıp, yeni yıla yeni şarkılarla yol veririz.

-Ben de teşekkür ederim.

–Sevgili Dostlar ben Ercüment Gürçay ve Cenk Başlamış hepinize güzel bir hafta diliyoruz. Bu hafta ve her zaman her şey gönlünüzce olsun. Esen kalın.

-Hoşça kalın…

***

“Babil’den Sonra”daki diğer programlar için tıklayın

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiBabil'den SonraMüzik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Neden gece yemek yeriz?
Sonraki Makale Meslek seçmek kendini keşfetmek

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

En güvenli şifre hangisi?

Medya Günlüğü
7 Kasım 2026
ManşetSerbest Kürsü

Kırım Hanı Giray sadrazamı uyardı ama…

Metin Gülbay
7 Kasım 2026
Köşe YazılarıManşet

İktidarların FFF formülü

Dr. Nevin Sütlaş
7 Kasım 2026
*Günlük

Erdoğan’dan Aliyev’e mektup…

Medya Günlüğü
7 Kasım 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?