İnsanoğlunun buhar makinesiyle başlayan sanayileşme süreci, kabul edilen dört aşamayı geride bırakarak hızla yeni bir döneme ilerliyor.
Üretimde insanın yerini önce buhar gücünün (Endüstri 1.0), sonra elektriğin (Endüstri 2.0), sonra elektroniğin/otomasyonun (Endüstri 3.0), sonra da akıllı makineler, sensörler ve yapay zekânın (Endüstri 4.0) alması, üretim biçimi ve yapısındaki dönüşümleri anlamamız için bu sınıflamaya duyduğumuz ihtiyacı gösteriyor.
Sanayileşme süreci, aynı zamanda insanın beden işçiliğinden beyin işçiliğine giden yolculuğunun en çarpıcı hikâyesidir. Binlerce yıllık insanlık tarihini bir cümlede özetlemek mümkün olsaydı, bu en iyi ifade eden cümle; insanın hikâyesi kol gücünü kullanan insandan, beyin gücünü kullanan insana dönüşümünün hikâyesidir demek olurdu.
Son beş yılda yaşanan teknolojik gelişmeler, Endüstri 4.0’ın öngördüğü makine-makine iletişimi ve veri analitiği kavramlarını aşarak yepyeni bir boyuta ulaştı:
- Üretken Yapay Zekâ (Generative AI) Devrimi: Bugün, GPT-4 ve benzeri modeller sayesinde makineler artık sadece veri işlemekle veya optimize etmekle kalmıyor; yeni kod yazabiliyor, makale üretebiliyor, yeni ilaç molekülleri tasarlayabiliyor ve yaratıcı içerikler oluşturabiliyor. Bu, beyin işçiliğinin temelini oluşturan yaratıcılık, analiz ve sentez yeteneklerinin makineler tarafından devralınmaya başladığı anlamına geliyor.
- İnsansı Robotlar: Tesla Optimus, Figure AI ve benzeri projelerle birlikte, insansı robotlar artık sadece montaj hattında basit görevleri değil, esnek ve karmaşık insani görevleri yerine getirme potansiyeline ulaştı. Yapay zekâ ile güçlendirilmiş bu robotlar, beden işçiliğini sadece otomatikleştirmekle kalmıyor, insanın yerine geçebileceği bir esnekliği fabrikalara, depolara ve hatta hizmet sektörüne taşıyor.
Bu gelişmeler, bizi insan-makine iş birliğinin merkezde olduğu Endüstri 5.0 konseptine hızla yaklaştırıyor. Yeni çağın odağı, makinaları insan zekâsının bir uzantısı olarak kullanarak hyper-kişiselleştirilmiş, sürdürülebilir ve esnek üretim süreçlerini tasarlamaktır.
Tarım ya da sanayi üretiminin her aşamasının merkezinde insan vardır. İnsan, öğrenme, konuşma ve düşünme gibi çok özel yeteneklere sahip bir canlı olmasına rağmen, onun bu yeteneklerinden tam olarak faydalanabilmesi için eğitilmesi gerekiyor. Eğitim, insanın yaratıcı gücünü tahrik eden, analiz yapmasını, neden-sonuç ilişkisini kurmasını sağlayan bir beyin egzersizinden başka bir şey değildir.
İnsanın eğitilmesinin önemini yüzlerce yıl önce kavrayan ve kurumsallaştıran ülkeler, bugün gelişmiş ya da sanayileşmiş ülkeler dediğimiz ve Sanayi 5.0’a merdiven dayamış ülkelerdir. Sadece sanayi alanında değil, bilim, hukuk, felsefe, kültür, sanat adına okuduğumuz, tartıştığımız beşeri konuların kaynağının da bu ülkeler olması tesadüf değildir. Bu toplumlar, antik çağlardan bu yana yaklaşık iki bin beş yüz yıldır bu konuları düşünüyor, okuyor ve tartışıyorlar.
Bu açıdan baktığımızda, her sanayileşme evresinin, eğitim, hukuk, felsefe, siyaset, kültür ve sanat gibi yapısal bir ekosistemin ürünü olduğunu net bir şekilde anlaşılacaktır.
Yapısal ekosistem belirli bir olgunluğa erişmeden sanayileşmenin herhangi bir evresinde oyun kurucu olmak ne yazık ki mümkün değildir. Bugün yapay zekânın kurallarını koyanlar, bu ekosisteme sahip olanlardır.
Sanayi toplumu olmak için başta eğitim olmak üzere alınması gereken yapısal önlemler bilindiğine göre, en azından denenmiş olanı tekrarlayarak aranın fazla açılmasını önlemek mümkündür. Yapısal ekosistem belirli olgunluğa erişmeden sanayileşmenin herhangi bir evresinde oyun kurucu olmak ne yazık ki mümkün değil. Ancak durum o kadar umutsuz da değil. Sanayi toplumu olmak için başta eğitim olmak üzere alınması gereken yapısal önlemler bilindiğine göre en azından denenmiş olanı tekrarlayarak aranın fazla açılmasını önlemek mümkün.
Bunu yapmak için orta ve uzun vadeli bir yapısal dönüşüm programını uygulamak ve biraz da sabırlı olmak gerekiyor. Ancak sorun da burada başlıyor. Çünkü sanayileşme sürecinde geride kalmış ülkelerde, halkın ve politikacıların tercihleri hızlı gelir artışı sağlayacak politikalara yönelik oluyor. Çoğunlukla, popülist düzenlemeler ve kısa vadeli önlemlerle bir yandan kıt kaynakların verimsiz harcanmasına diğer yandan da çok kıymetli zamanın kaybedilmesine yol açan politikalar tercih ediliyor.
Maalesef, makinelerin birbirleriyle ve insanlarla iletişim kurabildiği, üstelik yaratıcılık ve analiz yapabildiği bir çağda, kısır politikalarla kaybedilen bir saniyeyi bile telafi etmek mümkün olmayacak.
“Parası neyse verir, Sanayi 5.0’a geçerim” demek artık hiç mümkün değil. Çünkü makine ithal edip üretim yapmanın devri çoktan geçti. Makineler akıllandı, üretimi de yaratıcılığı da kendileri yapmaya başladı.
Bu çağda, makinelerden daha yaratıcı, daha etik, daha eleştirel düşünebilen insan yetiştiremeyen ülkeler, bırakın sahada oyun kurucu olmayı, top toplayıcı bile olamayacaklardır. İnsanın son sığınağı, makinelerin henüz tam olarak çözemediği derin felsefi düşünce, etik muhakeme ve gerçek insan odaklı yaratıcılık olacaktır. Bu yetenekleri geliştirecek ekosisteme sahip olmayan ülkeler, kaçınılmaz olarak yarış dışı kalacaktır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
