ABD diplomasisinin yazılı olmayan kurallarına göre; bir ziyaret “sinyal ve siyaset” ağırlıklıysa genelde başkan yardımcısı daha yüksek sembolik etki yaratır.
Ancak ziyaret “müzakere ve sonuç” ağırlıklıysa, çoğu zaman ABD dışişleri bakanı daha kritik bir rol oynar. J.D. Vance’in Şubat 2026’daki Ermenistan ve Azerbaycan temasları ise bu iki tanımı iç içe geçiren, sembolizmin ötesine geçip somut taahhütlere odaklanan bir “oyun kurucu” hamlesi olarak kayıtlara geçti. Washington, bu ziyaretle Güney Kafkasya’daki Rus hegemonyasına karşı en kapsamlı “yumuşak güç” operasyonunu başlatırken; şifreleri diplomatik nezaket cümlelerinde değil, imzalanan nükleer anlaşmalarda, veri merkezi projelerinde ve “TRIPP” adı verilen yeni ulaşım koridorunda aramak gerekiyor.
Erivan’da enerji makası: Rosatom’a veda mı?
Vance’in Erivan durağındaki en somut ve belki de Moskova’yı en çok rahatsız edecek hamlesi, Ermenistan ile imzalanan “123 Sivil Nükleer İş Birliği Anlaşması” oldu. Bu, sadece bir enerji yatırımı değil; Ermenistan’ın teknik ve lojistik göbek bağını Rusya’dan (Rosatom) kesip ABD’ye bağlama girişimidir. Metsamor’un yerini alması planlanan Amerikan menşeli “Küçük Modüler Reaktörler” (SMR), Ermenistan’ı önümüzdeki elli yıl boyunca Batı teknolojisine mahkûm edecek stratejik bir taahhüt.
Paşinyan’ın “tarihi” olarak nitelediği bu ziyaret, Ermenistan’ın güvenlik mimarisini de çeşitlendiriyor. ABD’den satın alınan “V-BAT” İHA’ları ve Nvidia çipleri için ihracat lisansı verilmesi, Washington’ın Erivan’ı sadece korumak değil, aynı zamanda “kalkındırmak” istediğini gösteriyor. Vance’in “dünyanın en eski Hristiyan ulusu” vurgusu, Amerikan iç siyasetine (Evanjelik tabana) yönelik bir mesaj olsa da, asıl hedef Ermenistan’ı bölgedeki “teknoloji ve enerji üssü” haline getirerek Rus etkisini kırmaktır. Erivan’ın savunma tedarikinde Rusya dışı arayışlarının artık somut bir askeri ortaklığa dönüştüğünün ilanıdır. Ancak Vance’in Erivan’daki “Soykırım Anıtı” paylaşımını kısa süre sonra silmesi, Washington’ın “Ermenistan’ı kazanırken Türkiye’yi kaybetmeme” şeklindeki o meşhur ve kırılgan denge politikasının ne kadar bıçak sırtı olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Bakü’de “stratejik ortaklık” ve Hazar denklemi
Vance’in Bakü durağı ise daha pragmatik ve “al-ver” dengesine dayalı. Bakü temasları Azerbaycan’ı sadece bir “enerji deposu” değil, ABD’nin bölgedeki teknolojik ve askeri ileri karakolu olarak konumlandırma niyetini ortaya koydu. İmzalanan “Stratejik Ortaklık Şartı”, ilişkileri kağıt üzerinde en üst seviyeye taşıdı.

Fotoğraf: president.az
Burada iki başlık öne çıkıyor:
Hazar’da güvenlik: ABD’nin Azerbaycan’a karasularını koruması için gemi gönderme taahhüdü, doğrudan İran ve Rusya’nın Hazar’daki askeri varlığına karşı atılmış bir “dengeleyici” adımdır.
Dijital jeopolitik: Azerbaycan’da kurulacak yapay zekâ veri merkezleri, Washington’ın bölgeyi dijital bir ağla kendine bağlama arzusunu gösteriyor. Vance’in Aliyev’i “Türkiye ve İsrail ile aynı anda iyi ilişkiler kurabilen nadir lider” olarak övmesi, Azerbaycan’ın ABD’nin bölgesel ittifak sistemindeki kilit rolünün altını çiziyor.
TRIPP: “Zengezur”un Amerikancası
Ziyaretin her iki ayağında da merkezde yer alan “Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası” (TRIPP), aslında Zengezur Koridoru tartışmalarına ABD’nin koyduğu son noktadır. Washington, bölgedeki ulaşım hatlarının kontrolünü “güya” ne Rusya’ya ne de Çin’in Kuşak-Yol inisiyatifine bırakmak niyetinde. TRIPP, bölgeyi Amerikan sermayesi ve denetimiyle birbirine bağlamayı vaat eden bir “barış projesi” ambalajıyla sunuluyor.
Analiz: Oyun kurucu mu risk ortağı mı?
Vance’in ziyareti, ABD’nin Güney Kafkasya’da “izleyici” koltuğundan kalkıp “oyun kurucu” masasına oturduğunu gösteriyor. Washington artık bölgeye sadece demokrasi söylemiyle değil; nükleer teknoloji, savunma sanayi, ulaşım koridoru ve dijital altyapı paketleriyle geliyor.
Ancak bu “beton ve teknoloji” odaklı yeni stratejinin önünde ciddi engeller var. Rusya’nın arka bahçesindeki bu nükleer ve askeri hareketliliğe vereceği yanıt, Paşinyan yönetimi için yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratabilir. Öte yandan, “silinen tweet” vakasında görüldüğü üzere, ABD’nin bölgedeki her adımı Ankara ve Bakü’nün hassasiyetlerine çarpmaya mahkûm.
Sonuç olarak; Washington Kafkasya’da yeni bir oyun planı kurmuştur. Ancak bu planın başarısı, bölge ülkelerinin Rusya baskısına ne kadar direnebileceğine ve ABD’nin bu “stratejik ortaklık” vaatlerinin arkasında ne kadar kararlı duracağına bağlı olacaktır. Kafkasya’da artık kartlar yeniden karılıyor; ancak masadaki riskler, vaat edilen refah kadar büyüktür.
Manşet fotoğrafı: primeminister.am
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
