Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerine vizesiz seyahat için 13 yıldır aşılamayan son altı kriteri tamamlamak amacıyla yeniden harekete geçti.
Ankara’da başlayan yeni çalışma süreci, teknik bir mevzuat hazırlığından çok daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü masada terörle mücadele yasasından kişisel verilere, yolsuzlukla mücadeleden Kıbrıs sorununa kadar siyasi açıdan son derece hassas başlıklar bulunuyor.
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Vize Serbestisi Diyaloğu, 16 Aralık 2013’te başladı. Aynı gün Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması da imzalandı. Türkiye’nin Schengen bölgesine kısa süreli vizesiz seyahat edebilmesi için hazırlanan yol haritasında 72 kriter bulunuyordu.
Türkiye sonraki yıllarda bu kriterlerin büyük bölümünü yerine getirdi. AB Komisyonu’nun değerlendirmelerine göre bugün geriye altı kriter kaldı. Ancak bu altı başlık, sürecin en kolay olanları değil, tam tersine Türkiye ile AB arasındaki siyasi ve hukuki anlaşmazlıkların en hassas noktalarını oluşturuyor.
Türkiye’nin tamamlaması gereken başlıklar şöyle:
Terörle mücadele mevzuatının AB ve Avrupa standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi
Kişisel verilerin korunması mevzuatının AB standartlarına uyarlanması
Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın tam olarak uygulanması
Europol ile uluslararası bir işbirliği anlaşmasının imzalanması
GRECO’nun yolsuzlukla mücadele tavsiyelerinin uygulanması
Tüm AB üyesi ülkelerle etkin adli iş birliği yapılması
İlk bakışta bunların tamamı teknik konular gibi görünse de, özellikle ilk ve son iki başlık, Türkiye’nin Avrupa kurumlarıyla ilişkilerindeki daha büyük sorunlara dokunuyor.
En zor başlık
Türkiye açısından en hassas konulardan biri terörle mücadele mevzuatı.
AB’nin itirazı yalnızca belirli örgütlerin terör örgütü kabul edilip edilmemesiyle ilgili değil. Brüksel, Türkiye’nin terör ve terörle bağlantılı suçların tanımını fazla geniş buluyor ve mevzuatın ifade özgürlüğü ile temel haklar üzerindeki etkisi konusunda değişiklik bekliyor. Avrupa Komisyonu 2016’daki değerlendirmesinde de Türkiye’den terör mevzuatını AB ve Avrupa Konseyi standartlarıyla uyumlu hale getirmesini istemişti.
Bu nedenle Ankara açısından burada yapılacak bir değişiklik yalnızca “vize almak için bir yasa maddesini değiştirmek” anlamına gelmeyecek. Türkiye’nin güvenlik politikası ile temel hak ve özgürlükler arasındaki dengeye ilişkin daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getirecek.
Europol ve kişisel veriler
Bir diğer önemli konu Europol.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin kolluk kuruluşu Europol ile daha kapsamlı operasyonel işbirliği yapabilmesi için kişisel verilerin korunması konusunda AB’nin beklentilerini karşılayan bir hukuki zemine ihtiyaç bulunuyor.
Bu iki konu aslında birbirine bağlı.
Türkiye’nin suç ve terörle mücadelede Avrupa ülkeleriyle daha fazla veri paylaşabilmesi için kişisel verilerin nasıl toplanacağı, saklanacağı ve kullanılacağı konusunda AB’nin kabul edeceği güvencelerin oluşturulması gerekiyor.
Avrupa Komisyonu’nun 2025 Türkiye Raporu’nda da Europol ile kişisel veri alışverişine ilişkin uluslararası anlaşmanın henüz sonuçlandırılmadığı açıkça belirtiliyor.
Kıbrıs düğümü
Belki de en siyasi başlık ise AB üyesi bütün ülkelerle adli iş birliği.
Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaması, Ankara’nın AB’nin bütün üyeleriyle ceza davaları, adli yardım ve suçluların takibi gibi alanlarda tam işbirliği yapmasının önündeki temel siyasi sorunlardan biri.
Dolayısıyla burada yalnızca Adalet Bakanlığı’nın bir düzenleme yapması yeterli olmayabilir.
Türkiye-AB ilişkilerinin en zor dosyalarından biri olan Kıbrıs meselesi, vize serbestisi sürecinin de içine giriyor.
Bu nedenle altı kriterin tamamlanması için gerekli bazı adımların Ankara açısından teknik, bazılarının ise doğrudan siyasi karar niteliğinde olması bekleniyor.
Geri Kabul Anlaşması
Bir başka kritik konu da Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması.
Anlaşmanın üçüncü ülke vatandaşlarının geri kabulüne ilişkin hükümleri, Türkiye açısından uzun zamandır tartışmalı.
AB açısından ise mesele açık: Türkiye üzerinden AB’ye geçen ve anlaşmanın kapsamına giren kişilerin, gerekli koşullar oluştuğunda Türkiye tarafından geri kabul edilebilmesi gerekiyor.
Nitekim AB belgelerinde üçüncü ülke vatandaşlarına ilişkin hükümlerin 1 Haziran 2016’da yürürlüğe girdiği, ancak Türkiye’nin bu hükümlerin uygulanmasını yetkilendiren gerekli kararları bugüne kadar almadığı belirtiliyor.
Bu da dosyanın neden yalnızca “vize başvurularını kolaylaştırma” meselesi olmadığını gösteriyor.
Kriterler tamamlanırsa?
Önemli bir yanlış anlaşılmayı gidermek gerekiyor:
Altı kriterin tamamlanması Schengen kapılarının hemen Türklere açılacağı anlamına gelmiyor.
Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin bütün şartları yerine getirdiği kanaatine varırsa vize zorunluluğunun kaldırılması için Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi’ne teklif sunabilecek. Nihai süreç AB’nin karar mekanizmalarından geçecek.
Dolayısıyla Ankara’nın yapması gerekenler ile Brüksel’in siyasi kararı birbirinden ayrı aşamalar.
Nitekim Avrupa Parlamentosu’nun 2025’te kabul ettiği Türkiye raporunda, Parlamento’nun altı kriterin tamamen yerine getirilmesinin ardından vize serbestisi sürecini desteklemeye hazır olduğu belirtildi.
“Kademeli vize”
Türkiye ile AB arasındaki vize sorununun tamamen çözüldüğü düşüncesine yol açabilecek bir başka gelişme de 2025’te yaşandı.
AB, Türkiye’den Schengen vizesi başvurusunda bulunan ve güvenilir seyahat geçmişi bulunan kişiler için “cascade” yani kademeli vize sistemini devreye soktu.
Buna göre daha önce vizelerini kurallara uygun şekilde kullanmış kişiler, belirli koşullarla daha uzun süreli ve çok girişli vizeler alabiliyor. İki vizenin kurallara uygun kullanılması sonrasında bir yıllık, ardından üç ve beş yıllık vizelere ulaşmak mümkün.
Bu önemli bir kolaylık olsa da vize serbestisi anlamına gelmiyor.
Türk vatandaşları hâlâ Schengen vizesi almak zorunda.
Talep devasa
Sorunun neden bu kadar önemli olduğunu rakamlar da gösteriyor.
Avrupa Komisyonu’na göre Türkiye’deki Schengen konsoloslukları 2024’te yaklaşık 1,17 milyon başvuruyu işleme aldı ve bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 10 arttı.
Dolayısıyla Türkiye, Schengen sisteminin en yoğun kullanan ülkelerinden biri.
Üstelik mesele yalnızca turistler değil. İş insanları, öğrenciler, akademisyenler, sanatçılar ve aile ziyaretleri yapan milyonlarca insan da bu sistemden etkileniyor.
Avrupa Parlamentosu da 2025 Türkiye raporunda vize başvurularındaki sorunların iş dünyası ve Erasmus öğrencileri üzerindeki etkisine özellikle dikkat çekti.
Yeni başlangıç mı?
2013’te başlayan süreçte hedef, 2016’da vize serbestisine ulaşmaktı. 2016 Türkiye-AB mutabakatında da tüm kriterlerin karşılanması koşuluyla vize zorunluluğunun Haziran 2016 sonuna kadar kaldırılması hedeflenmişti.
Aradan 10 yıl geçti.
Türkiye hâlâ aynı altı kriterle karşı karşıya.
Üstelik Avrupa Komisyonu’nun 2025 Türkiye Raporu, bu altı kriterin hiçbirinde ilerleme kaydedilmediğini söylüyor.
Ancak bu kez farklı bir şey var.
Ankara, dosyayı yeniden teknik ve siyasi düzeyde ele almaya hazırlanıyor. Brüksel de vize serbestisi diyaloğunun yeniden canlandırılması konusunda kapıyı tamamen kapatmış değil. Nitekim Türkiye ve AB temsilcileri 30 Haziran 2026’da Ankara’daki üst düzey görüşmelerde vize serbestisi diyaloğunun mevcut durumunu doğrudan ele aldı ve bu konuda çalışmayı sürdürme kararlılığını ortaya koydu.
13 yıldır yerinden kıpırdamayan dosyanın yeniden masaya konulması küçümsenecek bir gelişme değil.
Çünkü bu kez mesele yalnızca Ankara’nın altı kriteri tamamlayıp tamamlamayacağı değil.
Ankara gerçekten siyasi ve hukuki değişiklikleri yapabilecek mi?
Brüksel, Türkiye bu adımları atarsa karşılığında gerçekten vize serbestisini destekleyecek mi?
Ve belki en önemlisi:
Türkiye ile AB, yıllardır çözülemeyen Kıbrıs, güvenlik, insan hakları ve göç sorunlarını vize dosyasından ayırabilecek mi?
13 yıllık düğümün çözülüp çözülmeyeceğini bu üç soru belirleyecek.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
