Pazar, 1 Kas 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
*Köşe Yazıları

Altın korkuya mı faize mi bakar?

Metin Duyar
Son güncelleme: 1 Kasım 2026 16:00
Metin Duyar
Paylaş
Paylaş

Orta Doğu’da gerilim yükseliyor, petrol fiyatları artıyor, dünya ekonomisinin geleceğine ilişkin kaygılar büyüyor.

Böyle dönemlerde yatırımcıların güvenli liman olarak gördüğü altına yönelmesi beklenir. Oysa son haftalarda farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Eylül ayında sert biçimde gerileyen altın, ekim sonunda da satış baskısından kurtulamadı. 30 Ekim’de ons fiyatı 3.900 doların altına inerek bir yılın en düşük düzeyine geriledi. Spot altın cuma günü yaklaşık 3.875 dolardan kapandı; haftalık kayıp yaklaşık yüzde 3,7, ekim ayındaki kayıp ise yaklaşık yüzde 7 oldu. Jeopolitik risklerin devam ettiği bir dönemde, yüzyıllardır güvenli liman kabul edilen bir varlığın neden değer kaybettiği üzerinde durmaya değer.

Dünya Altın Konseyi’nin verilerine göre altın, ocak ayında 5.405 dolarla tarihî zirvesine ulaşmıştı. Eylül sonunda fiyat 4.176 dolara geriledi. Yalnızca eylül ayındaki kayıp yüzde 8,5 oldu. Ekim sonunda ise düşüş devam etti. Bu rakamlar, altının güvenli liman olma özelliğini kaybettiğini göstermiyor. Fakat güvenli kabul edilen bir varlığın fiyatının hangi koşullarda oluştuğunu yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Çünkü piyasalarda güven arayışı ile fiyatların hareketi her zaman aynı yönde ilerlemiyor.

Altın tarih boyunca savaşların, ekonomik krizlerin ve parasal istikrarsızlıkların yarattığı belirsizlik karşısında bir güvence olarak görüldü. Devletlerin çıkardığı paraya duyulan güven zayıfladığında insanların altına yönelmesinin tarihsel nedenleri var. Altın herhangi bir devletin ödeme vaadine dayanmıyor ve dünyanın hemen her yerinde değerli kabul ediliyor. Ancak günümüz finans sisteminde bu özelliklerin yanında başka bir hesap daha yapılıyor: Altını elde tutmak için hangi getiriden vazgeçiliyor?

Sorunun merkezinde faiz bulunuyor. Altın düzenli faiz geliri sağlamaz. Buna karşılık ABD devlet tahvilleri yatırımcıya belirli bir getiri sunar. Tahvil faizleri yükseldiğinde altını elde tutmanın fırsat maliyeti de artar. Yatırımcı parasını altına bağladığında, aynı sermayeyle elde edebileceği faiz gelirinden vazgeçmiş olur. Bu nedenle altının gelecekteki fiyatına ilişkin beklentiler kadar tahvillerin sunduğu getiri de önem kazanır.

Keynes’in likidite tercihi üzerine geliştirdiği düşünceler bu ilişkiyi anlamak için yararlı bir başlangıç noktası sunuyor. Belirsizlik karşısında kolayca kullanılabilecek bir varlığı elde tutmak güvence sağlayabilir. Ancak bu tercihin bir maliyeti vardır. Faiz yükseldikçe likit veya faiz getirmeyen varlıklarda beklemenin bedeli değişir. Altın para ile aynı özellikleri taşımıyor; buna rağmen yatırımcının karşı karşıya kaldığı tercih benzer. Güvence arayışı sürerken o güvencenin maliyeti artabiliyor.

Son dönemde ABD para politikasında yaşananlar bu ilişkiyi görünür hale getirdi. Fed, 16 Eylül’de politika faizini çeyrek puan artırarak yüzde 3,75-4,00 aralığına yükseltti. 28 Ekim toplantısında ise faizi değiştirmedi. Karar 10’a karşı 2 oyla alındı; iki üye yeniden artış yapılmasını istedi. Piyasalarda bir süre önce güçlenen faiz artışı beklentileri ekim toplantısı öncesinde zayıflamıştı. Ancak kararın ardından güçlü üçüncü çeyrek büyümesi ve yüksek seyreden çekirdek enflasyon, aralık ayında yeni bir artış ihtimalini yeniden gündeme getirdi. Altın açısından belirleyici olan, mevcut faiz oranından çok bu beklentilerin hangi yönde değiştiği.

Orta Doğu’daki gerilim de aynı mekanizmayı farklı bir yoldan etkiliyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi enerji maliyetlerini artırıyor. Enerji fiyatları üzerinden güçlenen enflasyon beklentileri, Fed’in daha sıkı bir para politikası izlemesi ihtimalini gündeme getiriyor. Böylece altına talep yaratması beklenen jeopolitik risk, faiz kanalı üzerinden altının aleyhine işleyebiliyor. İlk bakışta çelişkili görünen durumun arkasında birbirini etkileyen ekonomik süreçler bulunuyor.

Yine de altındaki son düşüşü bütünüyle faizlere bağlamak doğru olmaz. Dünya Altın Konseyi’nin ekim ayındaki değerlendirmeleri, yatırımcıların teknoloji hisselerindeki zayıflık karşısında ABD tahvillerine yöneldiğine dikkat çekiyordu. İlginç olan, bu süreçte tahvil fiyatlarının yükselmesiyle getirilerinin gerilemesiydi. Normal koşullarda tahvil getirilerindeki düşüş altının fırsat maliyetini azaltarak fiyatını destekleyebilir. Ancak yatırımcıların güvenli liman tercihlerini tahvillerden yana kullanması, aynı dönemde altına olan talebi sınırlayabiliyor. Finansal piyasalarda tek bir değişkenle açıklanamayacak ilişkiler var.

Altın fonlarına yönelik hareketler bu karmaşıklığı daha açık gösteriyor. Dünya Altın Konseyi’nin verilerine göre ağustos ayında küresel altın yatırım fonlarına 18 milyar dolar giriş oldu. Bu, değer bakımından kaydedilen en yüksek aylık girişlerden biriydi. Fonların toplam altın varlığı 4.189 tona ulaşarak rekor kırdı. Eylül ayında ise altın fiyatı yüzde 8’in üzerinde gerilerken altına dayalı fonlara yaklaşık 10 milyar dolar, yani yaklaşık 67 ton giriş devam etti ve toplam varlık 4.256 tonla yeni bir rekora ulaştı. Aynı dönemde vadeli işlem piyasalarında bazı büyük yatırımcı gruplarının pozisyonlarını küçültmesi fiyatlar üzerinde baskı yarattı.

Burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor. Altın piyasasında bütün yatırımcılar aynı nedenle hareket etmiyor. Uzun vadeli risklerden korunmak isteyen bir fon altın biriktirmeye devam ederken kısa vadeli fiyat hareketlerinden kazanç sağlamayı amaçlayan başka bir yatırımcı satış yapabiliyor. Dolayısıyla altın talebinin artması, fiyatın mutlaka yükseleceği anlamına gelmiyor. Fiyat, farklı amaçlarla piyasaya giren alıcı ve satıcıların işlemleri sonucunda oluşuyor. Bu durum haftanın son gününde de görüldü. Kitco’nun aktardığına göre teknoloji hisselerindeki sert satış geniş çaplı pozisyon kapatmalarını tetikledi ve altın gümüşle birlikte düştü.

Kitco’nun 25 Eylül’de yayımladığı ankette de bu ayrışma görülüyordu. Ankete katılan 14 piyasa analistinin beşi yükseliş, dördü düşüş, beşi ise yatay seyir bekliyordu. Aynı ankette görüş bildiren 152 bireysel yatırımcının yüzde 57’si altının yükseleceğini düşünüyordu. Profesyonel analistler arasında belirgin bir ortak beklenti oluşmazken bireysel yatırımcıların çoğunluğu iyimserliğini koruyordu. Aynı ankette sonraki haftalarda tablo belirgin biçimde değişti. Kitco’nun 30 Ekim’de yayımladığı ankette 16 analistten yalnızca biri yükseliş bekliyordu; on analist düşüş, beşi ise yatay seyir öngörüyordu. Buna karşılık 184 bireysel yatırımcının yüzde 53’ü hâlâ yükseliş bekliyordu. Bu anketler piyasanın geleceğini söylemiyor; fakat aynı fiyat hareketinin farklı yatırımcı grupları tarafından nasıl yorumlandığını gösteriyor.

Merkez bankalarının davranışlarını da bu tablodan ayrı değerlendirmek gerekiyor. Merkez bankaları rezervlerinin bileşimini daha uzun vadeli gerekçelerle belirler. Rezervleri çeşitlendirmek, belirli para birimlerine bağımlılığı azaltmak ve uluslararası finans sistemindeki risklere karşı güvence oluşturmak bu gerekçeler arasında yer alıyor. Dünya Altın Konseyi’nin yıl ortası verileri, merkez bankalarının altın alımlarını sürdürdüğünü gösteriyordu. Bu nedenle merkez bankalarının altın biriktirdiği bir dönemde piyasa fiyatının gerilemesi şaşırtıcı sayılmamalı.

Altının uluslararası para sistemindeki yeri de zaman içinde değişti. Bretton Woods düzeninin sona ermesiyle altın, para sisteminin resmî dayanağı olmaktan çıktı. Buna rağmen merkez bankalarının rezervlerinde önemli bir varlık olarak kalmayı sürdürdü. Son yıllarda yaptırımlar, jeopolitik rekabet ve doların uluslararası sistemdeki ağırlığı üzerine yapılan tartışmalar altına duyulan stratejik ilgiyi artırdı. Devletlerin uzun vadeli rezerv tercihleriyle finansal piyasaların günlük fiyatlama davranışları farklı zaman ufuklarında şekilleniyor.

Türkiye’deki tasarruf sahibinin karşılaştığı tablo ise daha karmaşık. Uluslararası piyasalarda altın dolar üzerinden fiyatlanıyor. Türkiye’de ise geniş bir kesim birikimini gram altınla takip ediyor. Gram altının fiyatını belirleyen iki temel değişken bulunuyor: dünya piyasasındaki ons fiyatı ve doların Türk lirası karşısındaki değeri. Ons fiyatındaki düşüş, dolar kurundaki yükseliş nedeniyle Türkiye’de daha sınırlı hissedilebilir. Nitekim 30 Ekim kapanışında ons altın yaklaşık 3.877 dolara inerken gram altın yaklaşık 6.287 liradan, dolar/TL ise 49,98’den işlem gördü. Gram altın 27 Ekim’de yaklaşık 6.496 liraydı; yani üç günde yaklaşık yüzde 3 değer kaybetti. Aynı sürede ons altının kaybı yaklaşık yüzde 4,4’tü ve aradaki farkı kur hareketi kapattı. Bu rakamlar, uluslararası altın fiyatındaki değişimin Türkiye’deki tasarruf sahibine neden farklı yansıdığını anlamak açısından önemli.

Bir ailenin yıllardır biriktirdiği altını düşünelim. Belki çocuğunun eğitimi için, belki ev almak amacıyla, belki de ileride karşılaşabileceği beklenmedik bir harcama için altın alıyor. Bu aile açısından altın, uluslararası piyasalarda sürekli alınıp satılan bir finansal varlıktan daha farklı bir anlam taşıyor. Birikimin yıllar içinde değerini koruması, elde edilecek kısa vadeli getiriden daha önemli olabiliyor. Türkiye’de altının güçlü bir tasarruf aracı olarak varlığını sürdürmesinin arkasında yüksek enflasyon deneyimi, ulusal paranın değerine ilişkin geçmiş tecrübeler ve finansal sisteme duyulan güven de bulunuyor.

Fakat güvence amacıyla altın tutmak fiyat riskini ortadan kaldırmıyor. Birikimini birkaç ay sonra kullanmak zorunda olan kişi için sert bir düşüş ciddi sonuçlar doğurabilir. Uzun vadeli rezerv yöneten bir merkez bankası aynı dalgalanmayı tolere edebilirken ev peşinatı biriktiren bir aile bunu yapamayabilir. Finansal piyasalardaki risklerin toplumsal karşılığı bu nedenle farklıdır.

Altındaki düşüş Türkiye’de yalnızca bireysel tasarruf sahibini ilgilendirmiyor. Merkez Bankası’nın brüt rezervlerinin büyük bölümü altından oluşuyor; eylül ortasındaki dağılıma göre bu pay yaklaşık yüzde 64’tü ve ons altındaki yüzde 1’lik bir hareket rezervin dolar değerini yaklaşık 1,1 milyar dolar oynatıyordu. Bu oranlar sabit kabul edilirse ekimdeki yaklaşık yüzde 7’lik düşüş, rezerv rakamlarında kabaca 7-8 milyar dolarlık bir değerleme baskısı anlamına geliyor. Bu, kasadan döviz çıkışı demek değil; altın fiyatı düştüğünde rezerv kâğıt üzerinde küçülüyor. Yine de rezerv rakamlarına bakan yatırımcının ve karar vericinin algısı bu değerleme etkisinden bağımsız oluşmuyor.

Marx’ın altını evrensel eşdeğer olarak ele alması, paranın toplumsal ilişkiler içindeki tarihsel yerini anlamak bakımından önemli. Altın uzun süre farklı malların değerinin ifade edildiği ortak bir ölçü işlevi gördü. Günümüzde bu işlevini büyük ölçüde kaybetmiş olsa da bir değer saklama aracı olarak önemini koruyor. Ancak artık küresel finans piyasalarında tahvillerle, dövizle ve diğer varlıklarla rekabet ediyor. Faiz oranları ve sermaye hareketleri altının fiyatını etkiliyor. Tarihsel olarak güvenle ilişkilendirilen bir varlık, modern finans sisteminin değişken koşullarına tabi olmaktan kurtulamıyor.

Önümüzdeki günlerin takvimi belli. 3 Kasım’da ABD ara seçimleri yapılacak, 6 Kasım’da ekim ayı istihdam raporu açıklanacak. Güçlü bir rapor faiz artışı beklentilerini besleyerek altını baskılayabilir; zayıf bir rapor ise bu beklentileri gevşetebilir. Fed’in bir sonraki toplantısı 8-9 Aralık’ta ve altın tartışmasının büyük bölümü bu tarihe kilitlenmiş durumda. Kitco’ya görüş bildiren analistler 3.750-3.850 dolar bölgesinden 3.500 dolara kadar uzanan aşağı yönlü hedefler sıralıyor. Aynı analistler, zayıf bir istihdam verisinin tabloyu hızla değiştirebileceğini de hatırlatıyor. Ortadoğu’daki gelişmeler, enerji maliyetleri ve ABD enflasyonu da fiyatı etkileyecek, ancak bu değişkenlerin hangi yönde ve ne ölçüde sonuç doğuracağını kesin biçimde söylemek mümkün değil. Jeopolitik gerilim altın talebini artırabilir; aynı gerilimin enflasyon beklentileri üzerinden faizleri yükseltmesi ise ters yönde baskı yaratabilir.

Altın fiyatındaki düşüşü dünyada korkunun azaldığı şeklinde yorumlamak bu yüzden yanıltıcı olur. Bazen insanlar korktukları için altın alır, bazen de aynı belirsizlik ortamında daha yüksek faiz getirisi sunan tahvillere yönelir. Merkez bankası için uzun vadeli güvence anlamına gelen altın, bir yatırım fonu için portföydeki seçeneklerden biri, Türkiye’deki bir aile içinse yılların birikimi olabilir.

Altın hâlâ bir sığınak. Fakat o sığınağın bir bedeli var ve bu bedel faizle birlikte yükseliyor. Faiz yükseldiğinde bazı yatırımcılar sığınaktan çıkıyor; belirsizlik derinleştiğinde bir kısmı geri dönüyor. Altının fiyatı, korkuyla getirinin sürekli değişen dengesinde oluşuyor. Bu yüzden fiyata bakarak dünyanın ne kadar tedirgin olduğunu okumak zor. Okunabilecek olan, insanların güvence için hangi getiriden vazgeçmeye razı olduğudur.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiEkonomiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanMetin Duyar
Takip et:
Orta Doğu siyaseti, insan hakları ve ekonomi-politik alanlarında çalışan akademik bir yazar olarak, toplumsal eşitsizliklerin yapısal nedenlerini irdeleyen metinler kaleme almaktadır. Yazılarında yalnızca güncel gelişmeleri değil, bu gelişmelerin tarihsel ve kuramsal arka planını da analiz eder. Devlet, yurttaşlık ve adalet kavramlarını ele alırken; baskı rejimlerinin ideolojik işleyişini ve insan haklarının nasıl ihlal edildiğini sorgulayan eleştirel bir bakış açısı sunar. Medya Günlüğü’ndeki yazılarında, okuyucuyu gündemin ötesine taşıyan bir düşünsel derinlik ve tutarlı bir perspektif hedeflenmektedir.
Önceki Makale Büyük şansı İslamcılarla milliyetçiler yok etti

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

*Günlük

“Eskiye dönüş çok zor”

Medya Günlüğü
1 Kasım 2026
*Günlük

Dünya hangi krize hazırlanıyor?

Medya Günlüğü
1 Kasım 2026
*Köşe Yazıları

Romantizmden reel politiğin duvarına Bakü ile “soğuk savaş”

Aydın Sezer
31 Ekim 2026
*Köşe Yazıları

Tel Aviv’de değişen aktörler ve değişmeyen bölgesel gerçekler

Medya Günlüğü
30 Ekim 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?