Futbol, değerler erozyonuna uğradı.
Yıllar önceki saygın atmosfer yerini çapaçulluğa bıraktı.
Gerçek taraftar dışında herkes “malı götürüyor.”
Kirli bir çark dönmeye başladı.
Hayatları, sokaklarla tribünler arasında tükenen milyonlarca külhanbeyi bozuntusunun futboldan tek beklentisi var.
Biat ettikleri takıma, “ Ben hayatımda mutlu değilim. Ne pahasına olursa olsun kazan ve beni mutlu et” diye yalvarıyorlar.
“Bana, düşmanımı aşağılama hazzı yaşat.”
“Kazan. Bana, sosyal hayatımda uzak olan zaferi hissettir.”
Milyonlar, başarı için ahlaksızlığı meşrulaştırınca, tepedekiler de bundan aldıkları cesaretle her türlü düzenbazlığa bulaşabiliyor.
Çürümenin alanlarından biri de taraftarlık kültürü.
Aslında, bildiğimiz taraftar profilinin yerinde yeller estiğini de kabul etmek lazım. Boşluğu dolduran zihniyet ise zorbalığın cisimleşmiş hali.
Düşünceden nefret ediyor.
Etik ilkeleri, biat ettiği takımın çıkarları uğruna çiğneyebiliyor.
Hataları ise, sadece rakip takım yaptığında ayıplıyor.
Kendi takımının başarısı için her yöntemi meşru gören bu zihniyet, rakibi aynı yaklaşımı sergilediğinde kıyameti koparıyor.
Takımına objektif olarak bakmaktan vazgeçiyor.
Yanlışları savunuyor.
Hiçbir araştırma yapmadan hüküm veriyor.
Kendisine empoze edilen algıyı gerçek olarak kabul ediyor.
Üzücü ama futbol ortak bir tutkunun heyecan verici alanı olmaktan çıktı.
Taraftar görünümlü acizlerin, öfkelerini, komplekslerini, yetersizlik duygularını boşalttıkları bir sosyal çöp kutusuna dönüştü.
Sorun sadece tribünlerden kaynaklansa, çözüm kolay olur. Ama bu futbol sistemi aynı zamanda ikiyüzlü bir medya sirki de yarattı.
Dijital zorbalık.
Televizyonlardaki spor programları, sosyal medya hesapları ve spor yorumculuğu, çatıştırma, kışkırtma ve yalandan beslenerek dev bir rant oluşturuyor.
Tartışma ne kadar sertse…
Programda ne kadar çok soytarılık sergilenirse..
Ne kadar çok yalan pompalanırsa…
İçerik de o kadar hızla tüketiliyor.
Edepli konuşmalar yerine kavga..
Bilgi yerine ima..
Kanıt yerine iftira.
Kazanan kim?
Sporun kendisi ve etik taraftarlar değil.
Öfkeden, kavgadan, düşmanlıktan beslenen rant grupları.
Futbol ekonomik olarak büyüyor. Ama ahlaki çerçeve dar kalıyor.
Bu kuralsız ve ahlak dışı iklim, çıkar çevreleri, yorumcular, yönetimler ve bahis şirketleri arasında sağlıksız ilişkiler için uygun bir ortam oluşturuyor.
Bu ilişkilerin ortak amacı sadece kirli menfaatleri korumaktır.
Bu aşiret benzeri yapılarda;
Eleştiri düşmanlıktır.
Sorgulama ihanettir.
Ahlaki kaygılar ise saflıktır.
Artık sormamız gereken en acil sorular şunlardır:
Futbolu hangi değerler üzerine yeniden yapılandıracağız?
Bunu gerçekleştirmek isteyen namuslu spor insanlarını kimler engelliyor?
Çözüm çok açık ve net.
Kulüpler hesap verebilir olmalıdır.
Futbol ekonomisi daha şeffaf hale gelmelidir.
Sosyal medya, spor programları, yorumcular, sansasyon yerine bilgi kaynağına dönüşmesi için terbiye edilmelidir.
Taraftarlık kültürünün de yeniden tanımlanması gerekiyor.
Taraftarlık kültürüne yeni bir anlam katmak şart.
Şu mesajları özümsemeli ve gereğini yapmalıyız:
Takımını sev ama her yaptığını kayıtsız şartsız savunma.
Rakibini sevmesen de, onun haklarını inkar etme.
Adaleti sadece senin takımın haksızlığa uğradığında hatırlamaktan vazgeç.
Kim kazanacak?
Saf sevgi mi, yoksa çıkar ortaklıkları mı?
Futbol, insanları saygı ve heyecan ortak paydasında bir araya getiren bir oyun olarak kalacaksa, bunun yolu vicdandan, saygıdan ve empatiden geçer.
Bunu başaramazsak, ortada sadece skorlar, bitmeyen kavgalar, geçici zaferler ve her sezon daha da şiddetlenen düşmanlıklar kalacak.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
