Türkçede bazı sözcükler vardır, anlamından çok cümle üzerindeki etkisiyle önem kazanır; işte “ama” da bunlardan biri.
Hatta daha da ileri gidip “ama” sözcüğünün çok güçlü bir “silgi” etkisi olduğunu bile söyleyebiliriz. Önüne gelen cümlenin anlamını teknik olarak belki ortadan kaldırmıyor ama zihnimizdeki ağırlığını çoğu zaman siliyor.
Örnek mi?
“Yaptığın işi çok beğendim ama…”
İşte o üç noktadan sonra artık “çok beğendim” kısmını düşünmeyiz. Çünkü biliriz ki asıl söylemek istediği şey birazdan gelecek.
“Seninle gelmek isterdim ama…”
“Film güzeldi ama…”
“Adam iyi bir gazeteci ama…”
“Çok çalışkan ama…”
Bu cümlelerin hepsinde “ama”dan önce söylenenler bir anda arka plana çekilir. Cümlenin direksiyonu “ama”dan sonra konuşulanlara geçer.
Bunun en güzel örneklerinden biri belki de şu:
“Seni seviyorum ama sana güvenmiyorum.”
Burada iki ayrı bilgi var. Birincisi sevgi, ikincisi güvensizlik. Fakat “ama” ikisini eşit ağırlıkta bırakmaz. Dinleyenin zihninde ikinci bölüm çok daha güçlü yer eder.
Aynı cümleyi şöyle kursak:
“Sana güvenmiyorum, buna rağmen seni seviyorum.”
Bilgiler değişmedi fakat duygusal etki değişti.
Çünkü bu kez “ama” yok. Sevgi, güvensizliğin arkasına saklanmıyor.
“Ama”nın ilginç tarafı yalnızca olumsuz cümlelerde ortaya çıkmıyor. Bazen bir övgünün bile etkisini ortadan kaldırabiliyor.
“Çok başarılı bir öğrenci ama…”
“İyi bir insan ama…”
“Çok güzel yazmışsın ama…”
Karşımızdaki kişi, “ama”dan sonra gelecek eleştiriyi beklemeye başlıyor. Öncesindeki övgü ise çoğu zaman bir tür ön hazırlık cümlesine dönüşüyor.
Hatta günlük konuşmada “ama” bazen söylenmeyen bir cümleyi de taşıyor.
“Ben seni anlıyorum ama…”
Bu cümlenin devamını çoğu zaman duymaya bile gerek yoktur. “Seni anlıyorum” bölümü nezaketen söylenmiştir, asıl mesaj “ama”dan sonra gelecektir.
Belki de bu yüzden “ama” yalnızca bir bağlaç değil, aynı zamanda cümlenin ağırlık merkezini değiştiren bir sözcük.
Üstelik mesele yalnızca konuşurken söylediklerimizle sınırlı değil. Yazıda da aynı şey oluyor.
Bir haber metninde,“Uzmanlar ekonomide bazı olumlu gelişmeler yaşandığını belirtiyor. Ancak…” kelimesini gördüğünde okur daha “ancak”tan sonrasını bilmeden ilk cümlenin öneminin azalacağını hisseder.
“Ama” ile “ancak” arasında küçük üslup farkları olsa da yaptıkları iş çoğu zaman benzer: İkinci bölüm için bir kapı açarlar.
İşte bu nedenle Türkçede “ama” bir çeşit “silgi” görevi üstlenir. Belki de, “ama” için sadece cümlenin değil, bir anlamda hafızanın da silgisi diyebiliriz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
