Rusya -Ukrayna savaşı, Avrasya’da buzul devrini başlattı.
Avrupa ile Rusya arasındaki ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel ilişkiler de bu savaşın ağır yükü altında örselenmeye başladı.
Şimdi Avrupa ile Rusya, sadece cephe hattında değil, toplumların zihninde de karşı karşıya geldi. İnsanlar olası bir savaştan korkmaya başladı.
Bir dönemin barış elçisi olan kültür, bugün sert rüzgarlara maruz kalıyor. Bu dönüşüm, geleceğin en önemli jeopolitik risklerinden birini yaratabilir.
İki coğrafyanın ortak kültürü tasfiye ediliyor.
Leipzig Havalimanı’ndaki şüpheli drone faaliyetleri güvenlik kaygılarını arttırdı. Buna mukabil Almanya, Berlin’deki Rus Evi’nin faaliyetlerini durdurdu.
Bu, gerilimin sembolik örneklerinden biri olarak okunabilir.
Bir kültür merkezi neden güvenlik tehdidi olarak görülmeye başlanır?
Çünkü savaş dönemlerinde algılar değişir.
Daha önce sanatın, eğitimin ve kültürel değişimin mekânı olan kurumlar, artık propaganda ve istihbarat faaliyetleri için kullanılabiliyor.
Kültür kurumlarının kapatılması bu nedenle yalnızca idari bir karar değildir. Asıl mesele, iki toplum arasındaki iletişim kanallarının giderek daralmasıdır.
Gerçek tehlike nerede?
Tarafların birbirlerinin niyetlerine duyduğu güven ortadan kalkıyor.
Güvenin olmadığı yerde hukuk da krizleri tek başına yönetmekte zorlanır. Çünkü uluslararası krizler yalnızca kurallarla değil, aynı zamanda iletişimle yönetilir.
Diplomatik köprüler yıkılırken
Rusya’nın Batılı kültür kurumlarına, özellikle Goethe Enstitüsü gibi yapılara yönelik tehditleri veya kısıtlamaları da aynı sürecin diğer yüzünü oluşturuyor.
Böylece yalnızca devletler değil, toplumlar da birbirinden uzaklaşıyor.
Öğrenci değişimleri, kültürel etkinlikler, sanat organizasyonları, akademik ilişkiler ve sivil toplum temasları savaşın gölgesinde kalıyor.
Kültür diplomasisinin en önemli işlevi burada ortaya çıkar:
Siyasetin konuşamadığı yerde toplumların konuşmasını sağlar.
Diplomatlar geri çekilebilir. Hükümetler değişebilir. Askerler cephede karşı karşıya gelebilir.
Ama sanatçılar, akademisyenler, öğrenciler ve sıradan insanlar konuşmaya devam edebiliyorsa, gelecekte barış için bir kanal hâlâ vardır.
Yumuşak güç, meydanı kaba kuvvete terk ediyor
“Soğuk Savaş” döneminde bile Batı ile Sovyetler Birliği arasında kültürel ve entelektüel temaslar tamamen ortadan kalkmamıştı.
Çünkü kültürün bir başka işlevi daha vardı: Karşı tarafı tanımak.
Bugün ise Avrupa’da Rus kültürüne, Rusya’da Batı kültürüne yönelik şüphe giderek artıyor.
Bir ülkenin sanatçısını, yazarını, müzisyenini veya kültür kurumunu yalnızca taşıdığı pasaport üzerinden değerlendirmek, tehlikeli bir zihinsel dönüşümdür.
Çünkü savaş önce insanları birbirinden ayırır, sonra da birbirlerini anlamalarını zorlaştırır.
Siyah beyaz saflardan oluşan dünya
Bugün Avrupa ile Rusya arasındaki en büyük tehlikelerden biri, toplumların karşı tarafı tek bir kimlik altında görmeye başlamasıdır.
Bu yaklaşım toplumları birbirinden uzaklaştırır. Savaşın propagandası da tam olarak bu zeminde güçlenir. Çünkü düşmanlaştırmanın en kolay yolu, karşı tarafın içindeki farklılıkları görünmez hale getirmektir.
Böylece milyonlarca insanın düşünceleri, kültürü, sanatı ve bireysel hikâyeleri tek bir “öteki” kimliğinin içine sıkıştırılır.
Avrupa-Rusya hattında ne oluyor?
Devamlı bir kriz hali gözlemleniyor. İki taraf arasındaki kültürel etkileşim zayıflıyor. Ekonomiler arasında yüksek duvarlar yükseliyor. Diplomatik temsil zayıflıyor. İki tarafın insanları birbirini ötekileştiriyor. Sınır hattında güvensizlik havası hâkim hale geliyor. İki tarafın dilinde düşman söylemi artıyor.
Bütün bunlar küçük bir olayın, büyük bir krize dönüşme ihtimalini artırıyor.
Çünkü kriz yönetiminde en tehlikeli durum, tarafların birbirlerinin niyetlerini okuyamadığı noktadır. Arada güven hattı yoksa, ortalık cehenneme dönebilir.
Ya bu sınır bir sıcak bir arafa dönüşürse?
Avrupa ile Rusya arasında yeni bir “Soğuk Savaş” patlar mı? Bunu zaman gösterecek. Fakat bugünden görünen bir gerçek var: Savaş korkusu zihinleri de değiştiriyor.
Kültür kurumlarının kapanması, sanatçıların birbirinden uzaklaşması ve toplumlar arasındaki temasın kopması; savaşın görünmeyen cephesini oluşturuyor.
Bu cephede bomba yok. Ama uzun vadeli bir yıkım var. Çünkü birbirini tanımayan toplumlar karşı taraftan korkar.
Korkan toplum ise, karşı tarafı anlamak için değil, kendini savunmak için hareket eder.
Bu nedenle Avrupa ile Rusya arasındaki sorun yalnızca sınırlar değildir. Asıl mesele, gelecekte yeniden konuşabilecekleri bir ortak zemin olmamasıdır.
Eğer bütün köprüler yıkılırsa, barışı konuşacak kimse kalmaz.
21. yüzyılın en büyük tehlikesi, savaşın hiç bitmediği bir dünya düzenidir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
