Bir deniz yolculuğu düşünün…
Limanı terk ediyorsunuz. Her şey normal görünüyor. Ancak bir süre sonra gemi, kazazede Efe Mültici’nin ifadesiyle, “gondol gibi” sallanmaya başlıyor.
Bazı yolcular tedirgin oluyor ve “Geri dönelim” diyor.
Daha da önemlisi, mürettebat uyarılıyor: “Gemi su alıyor.”
Fakat iddiaya göre bu uyarı yeterince önemsenmiyor.
Sonra geminin ön tarafı havalanıyor.
Gemi hızla suya vuruyor.
Camlar patlıyor.
Panik başlıyor.
İnsanlar arka kapıya doğru ilerlemeye çalışıyor. Ve birkaç dakika içerisinde, sıradan bir deniz yolculuğu bir yaşam mücadelesine dönüşüyor.
Kazazede Efe Mültici’nin CNN Türk kanalındaki anlatımına göre saat 12.25 civarında geminin ön kısmı su almaya başlıyor.
Bundan sonrası ise yalnızca bir deniz kazasının değil, acil durum yönetiminin ve yolcu güvenliği sisteminin de sorgulanması gereken bir tabloyu ortaya koyuyor.
Çünkü anlatılanlara göre yolculara can yeleğinin nasıl bağlanacağı dahi anlatılmamış.
İlk etapta yolcuların yeterince uyarılmadığı söyleniyor.
Geminin ön tarafında bulunan bazı yolcular arka kapıya ulaşamıyor.
Üstelik geminin hareketiyle birlikte çanta ve valizler yolcuların üzerine devriliyor.
Ayakta durmak, yürümek, çıkışa ulaşmak bile zorlaşıyor.
Bir başka çarpıcı iddia ise kurtarma botuyla ilgili.
Kurtarma botunun zamanında salınamadığı ve ipinin kesilememesi nedeniyle geminin altında kaldığı, bu sırada insanların hayatını kaybettiği anlatılıyor.Bu noktada artık yalnızca “Gemi neden battı?” sorusunu sormak yetmez.
“Gemi batmaya başladığında yolcuların hayatta kalabilmesi için gereken sistemler gerçekten çalışıyor muydu?”
Asıl soru budur. Çünkü deniz kazalarında insanların ölümüne yalnızca geminin batması neden olmaz.
Yanlış tahliye, geciken uyarı, çalışmayan veya zamanında kullanılamayan kurtarma ekipmanı, eğitimsiz personel, yolcuların ne yapacağını bilmemesi, çıkış yollarının kapanması, valizlerin tahliyeyi engellemesi…
Bazen kazanın kendisinden daha büyük sonuçlar doğurabilir.
Uçaklarda var
Bugün bir uçağa bindiğinizde, uçak henüz havalanmadan önce size acil çıkışlar gösterilir.
Can yeleğinin nerede olduğu anlatılır.
Nasıl kullanılacağı gösterilir.
Acil durumda kabin ekibinin yönlendirmelerine uyulması istenir.
Yolcuların güvenliği için belirlenmiş prosedürler vardır.
Çünkü herkes bilir: Acil durumda insanların ne yapacağını önceden bilmesi, hayatta kalma ihtimalini artırır.
Peki açık denizde saatlerce seyahat eden gemilerde neden aynı hassasiyet gösterilmesin?
Neden yolcu gemilerinde de uçaklarda olduğu gibi standart, anlaşılır ve zorunlu bir acil durum bilgilendirmesi yapılmasın?
Neden her yolcuya can yeleğinin nasıl takılacağı gösterilmesin?
Neden acil çıkışlar ve toplanma alanları yolculuk başlamadan önce açıkça anlatılmasın?
Neden düzenli tahliye simülasyonları yapılmasın?
İnsan hayatı önceliktir
Bir başka mesele de valizler. Normal şartlarda yolcunun eşyası değerlidir. Ama acil durumda bir valizin insanın üzerine devrilmesi, geçiş yolunu kapatması veya tahliyeyi engellemesi kabul edilebilir bir risk olmamalıdır.
Deniz ulaşımında da yolcuların eşyaları için güvenli ve tahliyeyi engellemeyecek alanlar oluşturulması gerekir.
Acil durumda kimsenin bavulunu almak için geri dönmemesi gerektiği de açıkça anlatılmalıdır.
Çünkü birkaç saniyelik gecikme, denizde çok ağır bir bedel ödetebilir.
Mürettebatın görevleri
Bir gemi personelinin görevi yalnızca gemiyi limandan limana götürmek değildir.Onların en önemli sorumluluğu, olağanüstü durumda yolcuların güvenliğini sağlamaktır.
Bu nedenle mürettebatın sadece teknik yeterliliği değil, kriz ve tahliye yönetimi konusunda da sürekli eğitilmesi ve tatbikat yapması gerekir.
Hangi personel hangi kapıyı açacak?
Hangi personel hangi yolcu grubunu yönlendirecek?
Kurtarma botları ne kadar sürede hazır hale gelecek?
Can yelekleri nasıl ve ne kadar sürede dağıtılacak?
Gemi su aldığında hangi bölümler öncelikli olarak boşaltılacak?
Panik yaşandığında yolcular nasıl yönlendirilecek?
Bunların cevabı kaza sırasında düşünülmemeli.
Önceden defalarca uygulanmış olmalı.
Kurtarma meselesi
Kazazedenin anlatımında belki de en dikkat çekici cümlelerden biri şu: “Bizi çevreden yetişen siviller kurtardı.” Bu cümle üzerinde özellikle düşünmek gerekiyor.
Elbette olay yerine ulaşan sivillerin gösterdiği çaba takdir edilmelidir.
Fakat modern bir deniz ulaşım sisteminde temel kurtarma planı, tesadüfen yetişen insanların yardımına bırakılmamalıdır. Kurtarma sistemi profesyonel, hızlı, koordineli ve önceden test edilmiş olmalıdır.
Yapılması gereken
Bu olayın ardından yalnızca sorumluları aramak yetmez. Elbette varsa ihmal, kusur veya mevzuata aykırı uygulamalar bağımsız ve şeffaf biçimde araştırılmalıdır.
Ancak bundan daha önemlisi, aynı olayın başka bir gemide tekrar yaşanmamasıdır. Bunun için açık deniz ve ada ulaşımında; zorunlu yolcu güvenliği bilgilendirmesi, can yeleği uygulamalı eğitimi, acil çıkış ve toplanma noktalarının gösterilmesi, düzenli tahliye tatbikatları, kurtarma botlarının gerçek koşullarda test edilmesi, valizlerin tahliyeyi engellemeyecek şekilde muhafaza edilmesi ve mürettebatın kriz yönetimi eğitimlerinin sıkı şekilde denetlenmesi artık bir tercih değil, zorunluluk olmalıdır.
Çünkü denizin ortasında panik başladığında kimsenin “Şimdi ne yapacağız?” diye düşünmeye zamanı yoktur.
O anda herkesin ne yapacağını bilmesi gerekir.
Bu nedenle bu kazadan çıkarılması gereken en önemli ders şudur: Gemilerin yalnızca denize çıkıp çıkamayacağı değil, acil durumda yolcularını nasıl kurtaracağı da denetlenmelidir.
Yaklaşık 500 metre derinliğe sürüklenen bir geminin ardından geriye sadece enkaz kalmaz. Geriye ailelerin acısı, cevap bekleyen sorular ve alınması gereken dersler kalır.
Ve eğer bu dersler alınmazsa, deniz bize aynı soruyu bir gün yeniden sorabilir:
“Bu kez önlem aldınız mı?”
Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
