Almanya’da bir sonraki genel seçim 2029’da ama ülkenin siyasi geleceği açısından çok yakında kritik bir sınav var.
Eylül 2026’da Almanya’nın üç önemli eyaletinde sandık kurulacak. Aynı ay içinde Sachsen-Anhalt, Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin seçmenleri oy kullanacak.
Ama bu seçimler yalnızca eyalet yönetimlerini belirlemeyecek.
Çünkü son kamuoyu araştırmaları, Almanya’da son yılların en büyük siyasi değişiminin yaşandığını gösteriyor: Aşırı sağcı AfD, birçok ankette ülkenin en güçlü partisi haline gelmiş durumda.
Ağustos ayında yayımlanan ARD-DeutschlandTrend araştırmasında AfD yüzde 28’e ulaşarak yeni rekorunu kırdı, iktidardaki CDU/CSU yüzde 21’de kaldı. SPD yüzde 12, Yeşiller yüzde 15 ve Sol Parti yüzde 11 seviyesinde bulunuyor.
2026’nın siyasi takviminin en önemli tarihleri şöyle:
6 Eylül: Sachsen-Anhalt eyalet seçimi
20 Eylül: Mecklenburg-Vorpommern eyalet seçimi
20 Eylül: Berlin eyalet seçimi
Bu üç seçim aynı siyasi Almanya’yı temsil etmiyor.
Sachsen-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern, eski Doğu Almanya’nın parçası olan eyaletler. AfD’nin en güçlü olduğu bölgeler de tam olarak burada. Başkent Berlin ise bambaşka bir siyasi laboratuvar.
Dolayısıyla eylül ayı sonunda ortaya çıkacak tablo, AfD’nin yalnızca doğudaki bir protesto partisi mi, yoksa Almanya’nın farklı siyasi ve toplumsal bölgelerine yayılan kalıcı bir güç mü olduğunu göstermesi bakımından hayati.
En kritik seçim 6 Eylül’de Sachsen-Anhalt’ta yapılacak.
Son anketlerde AfD’nin desteği yüzde 40’ın üzerine çıkmış durumda. Bazı araştırmalarda parti yüzde 41-42 seviyesinde gösteriliyor.
Bu, yalnızca bir seçim kazanma anlamına gelmeyebilir. AfD’nin çok yüksek bir sonuç alması halinde, Almanya’da savaş sonrası dönemde ilk kez aşırı sağdaki bir partinin bir eyalette iktidarın merkezine yerleşmesi ihtimali ciddi biçimde gündeme gelecek.
Fakat bu noktada Almanya siyasetinin en büyük paradoksu ortaya çıkıyor: AfD birinci parti olsa bile, diğer partilerin onunla koalisyon yapmayı reddetmesi nedeniyle hükümet kuramayabilir.
Alman siyasetinde buna “Brandmauer”, yani “güvenlik duvarı” deniyor.
CDU, SPD, Yeşiller ve diğer ana akım partiler uzun süredir AfD ile iş birliği yapmama politikası izliyor.
Ancak AfD’nin oyları büyüdükçe bu duvarı korumak da zorlaşıyor.
Çünkü diğer partiler, AfD’yi dışarıda tutabilmek için birbirleriyle ideolojik açıdan oldukça zor koalisyonlar kurmak zorunda kalabiliyor.
Siyasi gözlemcilere göre bu durum da AfD’nin işine yarıyor.
Parti hükümet sorumluluğu almadan sürekli muhalefette kalıyor ve seçmenlere “Herkes bize karşı birleşiyor” mesajı verebiliyor.
Mecklenburg-Vorpommern
Sachsen-Anhalt’tan iki hafta sonra gözler Mecklenburg-Vorpommern’a çevrilecek.
Burada da AfD anketlerde birinci sırada.
Son araştırmalardan birinde AfD yüzde 36, iktidardaki SPD ise yüzde 29 seviyesinde ölçüldü.
Bu sonuç, AfD’nin 2021 eyalet seçimlerinde aldığı yüzde 19,3’lük oyun neredeyse iki katına çıkması anlamına geliyor.
AfD’nin eyaletteki hedefi oldukça iddialı. Parti, yalnızca seçimden birinci çıkmayı değil, uzun vadede tek başına hükümet kurabilecek bir güce ulaşmayı hedefliyor.
Ancak Sachsen-Anhalt’ta olduğu gibi burada da temel soru aynı:
AfD kazanırsa, onunla kim hükümet kuracak?
Şimdilik ana akım partilerin büyük bölümü AfD ile koalisyona kapıyı kapatmış durumda.
Bu nedenle Almanya’nın doğusunda ilginç bir siyasi tablo ortaya çıkabilir: Yani sandıktan birinci çıkan bir parti, siyasi izolasyon nedeniyle hükümetin dışında kalabilir.
Bu durum ise AfD’nin hem en büyük siyasi zaferi hem de en büyük sınavı olacak.
Gerçek sınav
20 Eylül’de Berlin’de de sandık kurulacak.
Başkentteki seçim, doğudaki iki eyaletten farklı bir tablo ortaya koyabilir.
AfD Berlin’de yükseliyor olsa da Sachsen-Anhalt veya Mecklenburg-Vorpommern’daki kadar güçlü değil.
Berlin’de seçim kampanyasının merkezinde daha çok konut krizi, kiralar, güvenlik, göç ve kent yaşamı bulunuyor.
Bu nedenle Berlin seçimi, AfD açısından farklı bir test olacak.
Doğu Almanya’daki ekonomik ve sosyal hoşnutsuzluk üzerinden güçlenen parti, ülkenin en kozmopolit ve siyasi olarak en karmaşık kentlerinden birinde ne kadar destek bulabilecek?
Berlin’de güçlü bir sonuç alması, AfD’nin yükselişinin yalnızca doğuya özgü olmadığını gösterecek.
Performansının zayıf kalması ise partinin hâlâ belirli bölgelerde yoğunlaşmış bir siyasi güç olduğunu ortaya koyabilir.
AfD sadece doğunun partisi mi?
Bu sorunun cevabı giderek daha karmaşık hale geliyor.
AfD’nin en güçlü olduğu bölgeler hâlâ Almanya’nın doğusu. Uzmanlar bunu eski Doğu Almanya’da yıllardır devam eden nüfus kaybı, düşük ücretler, yaşlanan nüfus, iş imkânlarının sınırlılığı ve birleşmeden sonra ikinci sınıf muamele gördüğü yönündeki algıyla ilişkilendiriyor.
Reuters’ın aktardığı araştırmalar, AfD’nin özellikle doğuda yalnızca göç karşıtlığı üzerinden değil, ekonomik ve siyasi sistemden duyulan daha genel bir hoşnutsuzluk üzerinden destek topladığını gösteriyor.
Ancak ulusal anketler, partinin artık yalnızca doğuya sıkışmadığını da ortaya koyuyor.
Farklı araştırmalarda AfD yüzde 27-28 bandında ölçülürken CDU/CSU yüzde 20-23 arasında kalıyor. Bu, 2025 federal seçiminde yüzde 20,8 oy alan AfD’nin kısa sürede ciddi bir sıçrama yaptığı anlamına geliyor.
Alarm zilleri
AfD’nin yükselişi, Şansölye Friedrich Merz liderliğindeki hükümet için de ciddi bir sorun.
ARD’nin ağustos araştırmasına göre hükümetin çalışmalarını olumlu değerlendirenlerin oranı yalnızca yüzde 13.
Merz’den memnun olanların oranı ise yüzde 14 seviyesinde.
Aynı araştırmada halkın yüzde 85’i hükümetin çalışmasından memnun olmadığını belirtiyor.
Bu tablo, eylül seçimlerini yalnızca eyalet hükümetleri açısından değil, Berlin’deki hükümet açısından da bir güven oylamasına dönüştürüyor.
CDU’nun doğudaki iki seçimde ağır kayıplar yaşaması halinde, Merz üzerindeki baskının daha da artması kaçınılmaz olacak.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
