Salı, 18 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
EditörGünlük

Bugünkü köşe yazılarından

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 11 Ağustos 2026 19:37
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Çerçeve yasa: 62 günde ne değişti?-Murat Ağırel (Cumhuriyet)

Çerçeve yasa ile çözüm sürecini konuştuğumuz günlere geldik.

Terör sorununu yasal bir düzenlemeyle çözebileceğimizi sanıyoruz. Fakat bu, hukuki bir sorun değil. Bunun bir ekonomi-politik sorun olduğunu görmezden geliyoruz.

İktidar, MHP ve DEM Parti istiyor ki önce hukuku düzenleyelim, arkasından toplumsal çözüm gelsin.

Hâlbuki tam tersi…

Refahı ve demokratik anlayışı yükseltmeden istediğiniz kadar hukuki düzenleme yapın; Kürt sorunu biter, başka bir vatandaşımızın sorunu başlar.

Bu kadar seçilmiş insan hapse atılmışken, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere muhalefetin belediye başkanlarına yapılanlar ortadayken demokratik bir çözüm beklemek anlamsız.

Ana akım siyasi partiler, CHP ve Yeni Parti de dâhil, olmayacak duaya âmin diyor. Hele Yeni Parti, Atatürkçü ideolojiyi de bir kenara bırakıp “stratejik” davranayım derken statükoya teslim oluyor.

Bakın, bir ülkenin hafızası yoksa aynı hataları tekrar tekrar yaşar.

Tarih: 22 Nisan 2024…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti hakkında kapatma davası açılmasını ve bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istedi.

Aradan dört ay geçti.

Tarih: 21 Ağustos 2024…

Bahçeli bu defa DEM Parti’ye yapılan Hazine yardımının kesilmesini istiyordu. Açıklamasında, “Devlete ve millete ihanet eden kenelerin ayıklanması” gerektiğini söylüyordu.

Tarih: 22 Ekim 2024…

Bu kez aynı Devlet Bahçeli, kürsüden terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan için:

“Gelsin, TBMM DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşsun” dedi.

Üstelik bununla da kalmadı. PKK’nin sona erdiğini ve örgütün lağvedildiğini açıklaması hâlinde, Öcalan açısından “umut hakkı” konusunda yasal düzenleme yapılmasının önünün açılabileceğini söyledi.

21 Ağustos ile 22 Ekim arasında tam 62 gün var.

22 Nisan’da kapatılması istenen parti…

21 Ağustos’ta Hazine yardımının kesilmesi istenen siyasi hareket…

22 Ekim’de Türkiye’nin yaklaşık kırk yıllık terör sorununu bitirecek siyasal mekanizmanın muhataplarından biri hâline nasıl geldi?

Ve daha önemlisi:

Bu, yalnızca Devlet Bahçeli’nin siyasi düşüncesindeki bir değişiklik miydi?

Diyarbakır Cezaevi’nden bu yana devam eden bir terörizm sorunu, ne oldu da böyle alelacele bir sürecin içine sokulmaya çalışıldı?”

Özel, Gül, Gramsci ve Çerçeve Yasa-Deniz Zeyrek (Nefes)

“Tahmin edeceğiniz üzere dün TBMM’de mesai yaptık.

Milletvekilleri, gazeteciler, TBMM çalışanları rutinin aksine sabah erken saatlerden itibaren TBMM koridorlarını doldurmuştu.

En çok merak edilen şey YENİ Parti’nin PKK’lıların (örgütü tamamen feshedip silahlarını teslim ettikten sonra) topluma kazandırılması sürecini düzenleyen Çerçeve Yasaya ilişkin tavrıydı. Genel Başkan Özgür Özel “evet” diyeceklerini açıklamıştı ama YENİ Parti’ye destek veren çok sayıda vatandaş da sosyal medyada “Hayır deyin” çağrısı yapıyordu. Bu çağrılar YENİ Partili milletvekillerinin kafasını karıştırmaya yetmişti.

AK Partili milletvekillerinin de kafası karışıktı. Onlar da “Seçmenlere anlatmakta zorlanıyoruz” ile “Bizim seçmen şikayetçi değil” arasında değişen görüşler dile getiriyordu. Ancak YENİ Partililerden farkları, hepsinin “Reis istedi biz de evet dedik” diyerek işin içinden çıkabilme lüksüydü.

Özel, yasa teklifinin genel kurul görüşmeleri öncesinde TBMM Grubunu basına kapalı şekilde topladı. Toplantıda milletvekilleri “hayır” isteyen seçmenlerin mesajlarının çokluğuna dikkat çekti. Mahmut Tanal referandum yapılmasını, kararın halka sorulmasını önerdi. Yasaya “evet” oyu verilmesi gerektiğine inanan milletvekilleri sessiz kaldı. Bir milletvekili “Genel Başkan ‘evet’ diyorsa YENİ Parti ‘evet’ demiş sayılır. O zaman hepimiz ‘evet’ diyelim, topyekûn hareket etmiş olalım” önerisinde bulundu.

Toplantı sonunda Özel kararı milletvekillerine şöyle tebliğ etti: “Partinin Grup yöneticileri, MYK üyeleri ‘evet’ oyu kullansın. Diğer arkadaşlar, seçim bölgesindeki seçmenlerin talebini dikkate alarak oy kullansın. Ancak en az 35 ‘evet’ oyu olursa iyi olur.”

Özel, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada da kendisinin ve parti yöneticilerinin neden “evet” oyu kullanacağını şöyle açıkladı:

“Partisine butlan atanan, cumhurbaşkanı adayı tutuklanan biziz. Bu teklife hayır dememiz için binlerce tepki alan biziz. Bize ‘O masada neden oturuyorsunuz?’ dediler. Bize yapılanları en çok biz biliyoruz. Bu yasaya hayır deme hakkına en çok biz sahibiz. Ama bu hakkı milletin barış hakkının önüne koymayan bizleriz. O masa Erdoğan’ın değil barış umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız. Barışın önünde durmayacağız. Bir daha ölüm olmasın diye bu sorumluluğu alacağız. Bir anne daha evladının tabutuna sarılmamalı. Esas olan şehit ailelerinin, gazilerin, tüm güvenlik güçlerimizin ve tüm milletimizin yüzüne bakamayacak duruma düşmemektir.

Bu sözler son derece ikna ediciydi.”

‘Evet-Hayır’a sıkışan çözüm-Yaşar Aydın (BirGün)

“Çerçeve Yasa TBMM’de görüşülerek kabul edildi. Bu yasal düzenleme iktidar ve DEM Parti tarafından Terörsüz Türkiye ya da Çözüm Süreci’nin ‘çerçevesi’ veya ‘kökü’ kabul edildi. Her iki taraf da dün alınan kararı biten değil devam edecek bir süreç olarak değerlendirdi. Yani ‘işin başındayız’ dediler. Devam edeceği noktasında anlaşmakla birlikte nasıl devam edeceği konusunda farklı cümleler kurdular. Neredeyse iki farklı yol tarif ediliyor.

Yaklaşık iki yıl önce başlayıp çeşitli etaplardan geçerek dün Meclis’e gelen sürecin gerçek sahibi kim? Bu sürecin muhatapları konunun ne kadar içinde? İktidar için bu süreç ne ifade ediyor, Kürt siyaseti için ne ifade ediyor? Türkiye halkları neden sürecin dışında tutuluyor? Bu soruları çoğaltmak mümkün. Ama neredeyse hepsinin tek bir yanıtı var: Saray bu süreçten çözüm değil, iktidar istiyor ve bu soruların hepsi onlar için anlamsız.

İktidar daha sürecin başında, Kürt sorununun ülkenin demokrasi meselesi olduğunu inkâr ederek başladı. Onlar için esas mesele terör meselesiydi ve onun çözülmesi gerekliydi. Bu yüzden tüm aşamalar dört beş ismin istişaresiyle yürütüldü. Bu isimler karar alma mekanizması içinde yer aldı. Bir tarafta Erdoğan-Bahçeli, diğer tarafta Öcalan’ın olduğu bir zeminde ilerledi.

Ülkede kurulan masanın paralelinde ilerletilen Ortadoğu ve ABD ayağı da sürecin dış aktörü oldu. Suriye ve Irak’ta eş zamanlı yaşanan gelişmelerin sürecin ilerleyişinde etkisi olmasının nedeni de budur. O yüzden Colani ile Abdi’nin görüşmesi İmralı ziyareti kadar yakından takip edildi. Meclis’ten ve toplumdan kaçırılarak ilerletilen süreci en çok bilenin ABD elçisi olması tam da bu nedenle tesadüf değil.

Ne olduğu tam olarak anlaşılamayan, her kesimin farklı tanımladığı ama rotasını iktidarın belirlediği süreç, dün itibarıyla muhalefetin ne oy vereceğine dayandı. Bu kadar önemli bir konuya dair konuşan kim varsa ‘evet ya da hayır’ parantezi içine alındı. Mesele o kadar ileriye taşındı ki YENİ Parti’nin ne oy vereceği düzenlemenin içeriğinden daha çok konuşuldu.

Meclis’ten geçen “af” kararı önemli ve pozitif bir gelişme. Ama son derece özensiz hazırlanan, nasıl ilerleyeceği belli olmayan düzenlemenin yıllardır Türkiye’nin ana gündemi olan Kürt sorununun çözümünün tek yolu olarak sunulması da fazla iddialı.

Bir kez daha ifade etmek gerekir ki meseleyi halktan, halkın taleplerinden kopararak teknik bir noktaya indirgeyen zihniyet, değil Kürt sorununu hiçbir sorunu çözemez, nitekim çözemedi.

İki yıldır Saray rejimi tutarlı bir şekilde süreci yönetiyor. Bahçeli’nin startıyla başlatılan süreç içinde iktidar, önceden belirlediği iki üç başlık etrafında bir siyaset organize etti:

ABD eliyle Ortadoğu’da yeniden inşa edilen düzene uyumlu bir iç cephe olmalı. Rejimin yeni yüzü Ortadoğu’da hedeflenen sisteme uygun hâle getirilmeli.

Muhalefet güçleri bölünmeli, Kürt siyaseti en kötü ihtimalle tarafsız noktaya itilmeli.

Kürt sorununun çözümü değil, silahsızlanma başat olarak ele alınmalı.

Sürecin rotası demokratik taleplerle kesişmemeli.

Dün Meclis’te yaşanan oylama dâhil her gelişme bu temel yaklaşıma güç verecek şekilde tasarlandı. Bugüne kadar da bunda başarılı olduğu açık. İktidar şimdi ikinci faza geçmeyi planlıyor. Yeni süreçte temel hedef olarak belirlenen ‘bir kez daha seçimi kazanacak koşulları oluşturma’ çabası daha da belirgin bir hâl alacak. Çok açık ki “af” için oluşturulan onca kurul boşa değil. Her bir adım böyle bir pazarlığın kozu olarak kullanılacak.”

Sanayide yapısal fren riski: Çarklar dönmekte zorlanıyor-Naki Bakır (Dünya)

“Türk sanayisi, yılın ilk yarısında ana loko­motifi olan imalat sektöründe çarkların yavaş­lamasına bağlı olarak, geçici bir durgunluğun ötesinde ya­pısal kaynaklı bir patinaj dö­neminin sinyalini verdi. Son bir yılda büyümeden küçül­meye doğru dönüşüm, sana­yide ivme kaybının derinleş­tiğini gösteriyor.

Türkiye İs­tatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı veriler, küresel ekonomi için sıkıntılı ge­çen ilk yarıda sanayideki iv­me kaybını net şekilde orta­ya koydu. Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmış ve­ride önceki aya göre sadece yüzde 0,1 artışla yerinde sa­yan toplam sanayi üretimi, mevsim etkisinden arındı­rılmış veride geçen yılın ay­nı ayına kıyasla yüzde 1,4 dü­şüş kaydetti.

Sektörler ba­zında bakıldığında, üretim, istihdam, ihracat ve teknolo­jik dönüşümün ana omurga­sını oluşturması dolayısıy­la sanayinin lokomotifi olan imalat sektörünün neredey­se durma noktasına geldiği, genel olarak sanayi alanının sert bir daralma döngüsüne girdiği görülüyor. Sektörel dağılım, ana sanayi grupla­rı ve teknoloji yoğunluk gös­tergeleriyle incelenen veri­ler, sanayide geçici bir yavaş­lamadan öte, derin bir yapısal ivme kaybına işaret ediyor.

Toplam üretimde yüzde 86 dolayındaki payı ile ekono­minin ve sanayinin kalbi ko­numundaki imalat sanayii, haziranda en zayıf dönemle­rinden birini yaşadı. Toplam sanayi üretimini içerisinde­ki ağırlığıyla büyümeyi sırt­layan imalat sektörü, mevsim etkisinden arındırılmış veri­ye göre aylık bazda “sıfır” (0) büyüme kaydetti.

Mevsim etkilerinden arın­dırılmış veriye göre sektörün yıllık performansı ise yüzde 1,5 daralma olarak kayıtlara geçti. Madencilik ve taş ocak­çılığı sektörünün aylık bazda yüzde 0,5 gerileyen üretimi, yıllık bazda da yüzde 1,6 da­ralarak negatif trendini sür­dürdü. Elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme ise sanayide haziranda ayının tek olumlu ayrışan alanı oldu; sektörün üretimi aylık yüzde 1,5, yıllık bazda yüzde 1,1 artış göstere­rek genel performansa pozitif katkı yaptı.”

Mesele marul değil, güven-Servet Yıldırım (ekonomim.com)

“ABD’de cyclospora adı verilen, suyoluyla bulaşan bir parazitin neden olduğu salgında en az 10 bin kişi hastalanmış. ABD’de iceberg marulla başlayan gıda güvenliği krizi, tüketici güveninin kaybolduğunda yalnızca bir ürünü değil, bütün bir sektörü sarsabileceğini gösterdi. Türkiye açısından da önemli dersler barındıran kriz, tarımdan sofraya kadar izlenebilirlik, üretim standartları ve etkin denetimin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

Bugünlerde Amerika’yı en çok meşgul eden konu ne İran ile devam eden savaş, ne istasyonlardaki benzinin pompa fiyatı, ne de SpaceX hisseleri. En çok konuşulan konu iceberg marullar.

Konu Amerikalıları olduğu kadar bizi de ilgilendiriyor. Çünkü gıda güvenliği bizde de netameli bir konu. 

Bundan bir süre önce Vahap Munyar ile birlikte Tüm Gıda İşletmeleri Derneği Başkanı Yunus Emre Akkor’un konuğu olmuştuk. Akkor , “Aklı olan dışarıda yemek yemez,” demişti. İlk duyduğunuzda biraz ürkütücüydü. Sektörün içinden gelen birinin bunu söylemesi insanı ister istemez düşündürüyor. Oysa Akkor’un derdi dışarıda yemek yemek değil, ne yediğini bilmeden yemek ve yemeklerde kullanılan malzemelerin niteliğiydi.

Amerika’dan gelen iceberg marul haberleri de aslında bunu anlatıyor.

ABD’de cyclospora adı verilen, suyoluyla bulaşan bir parazitin neden olduğu salgında en az 10 bin kişi hastalanmış. Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), salgının muhtemel kaynağını Meksika’daki bir tesiste işlenen iceberg marullar olarak göstermiş. Ürünler geri çağrılmış.

Haberlerden gördüğüm kadarıyla mesele burada kapanmamış, asıl bundan sonra her alana yayılmış. Tüketicileri ürkütmüş; yatırımcıları soğutmuş, şirketleri sarsmış, hisseleri aşağı çekmiş.

Hafta sonu CNBC’de yer alan haberlere göre Amerikalılar yalnızca iceberg maruldan değil, neredeyse bütün salatalardan uzaklaşmaya başladı. Chopt restoranlarının trafiği FDA’nın açıklamasının hemen ardından yüzde 24 düştü. Salata zinciri Sweetgreen, salgın endişesinin temmuz satışlarını yaklaşık 6 puan aşağı çektiğini açıkladı ve yıl geneli beklentisini düşürdü. Marketlerde paketlenmiş salata satışları yüzde 14 geriledi.

Salad and Go ise zaten yaşadığı ticari sorunların üzerine salgın korkusunun da eklenmesiyle iflas korumasına başvurdu ve bütün restoranlarını kapattı.

Üstelik mesele yalnızca salata satan işletmelerle sınırlı kalmadı. Menüde iceberg marul kullanan Taco Bell’in satışları da ilk aşamada geriledi. Marul ve taze kişniş kullanan Chipotle’da da temmuzun ikinci yarısında yaklaşık 2 puanlık yavaşlama görüldü.

Buradaki asıl ders maruldan çok daha büyük. Gıda sektöründe güven kaybının ekonomik maliyeti, ürünün kendisinin maliyetinden çok daha büyük olabiliyor. Çünkü tüketici riskin tam olarak nerede olduğunu bilemediğinde kategorinin tamamından uzaklaşıyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Sahne arkasından zirveye
Sonraki Makale Dijital vatandaşlık

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

“NATO savaşa hazırlanıyor!”

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
GünlükManşet

Türker Ertürk kimdir?

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
GünlükManşet

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
EditörGünlük

Aleksey Batrakov’un portresi

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?