Uyan hocam!-Hilmi Türkay (Cumhuriyet)
“Dünya Kupası’na kötü başladık. Gruptan rahat çıkacağımız yönünde konuşmalar yapılırken şimdi kalemi kağıdı önümüze alıp matematik hesaplarına giriştik. Dereyi görmeden paçayı sıvamak olmaz.
Montella maç sonunda “Rakibimizi iyi analiz etmiştik, öncelikli savunma ve beraberinde kontratak oyun oynayacaklarını biliyorduk” diyor. Hocam, biliyordun madem o zaman 2 metrelik rakip stoperlerin içine 1.73’lük Kerem Aktürkoğlu’nu neden attın? Çocuk aralarında kayboldu gitti. 5 yıldır Türkiye’desin. Dolaşmadığın yer kalmadı. Bir santrfor bulamadın mı? Bazı futbolculardaki ısrarın ayrı tartışma konusu. Hiç kimse vazgeçilmez değildir. İyi olan formayı alır. Senin B, C planın yok mu? Sanırım hâlâ nerede olduğunun farkında değilsin, rüyadasın! Uyan hocam uyan.”
Top bizdeydi, oyun onlarda-Emre Sarı (Milliyet)
“Türkiye, Dünya Kupası’ndaki ilk ciddi sınavında Avustralya karşısında sahadan 2-0 mağlup ayrıldı. Skor elbette can sıkıcı. Ancak beni sonuçtan çok sahada gördüğümüz tablo düşündürdü.
Avustralya kağıt üzerinde üçlü savunmayla gözükse de işin aslı farklıydı. Savunma anında beşliye dönen, orta sahada da dört oyuncuyla alanları kapatan tam anlamıyla 5-4-1 oynayan bir takım vardı karşımızda. Fizik gücü yüksek, disiplinli ve ne yapmak istediğini bilen bir rakip.
Böyle takımlara karşı üstünlük kurmanın yolu fizik yarışına girmek değildir. Kalitenizi ön plana çıkarmaktır.
Topu yere indirmeniz, pas hızını yükseltmeniz, rakibin savunma hattını yerinden oynatmanız gerekir. Savunmacıları konfor alanlarından çıkarmadan böyle blokları açamazsınız. Türkiye ise topa sahip olmasına rağmen bunların çok azını yapabildi.
İşin ilginç tarafı top çoğu zaman bizdeydi ama oyunun kontrolü hiçbir zaman bizde değildi.
Avustralya’nın planı baştan sona işledi. Topu Türkiye’ye bıraktılar, alanları kapattılar ve geçiş anlarını beklediler. Biz ise rakibin istediği oyunu oynadık.
Vincenzo Montella’yı göreve geldiğinden beri birçok konuda övdük. Ancak bugün eleştirinin de hakkını vermek gerekiyor. Sahaya çıkan plan, yapılan hamleler ve oyuncu değişiklikleri maçın hiçbir bölümünde Türkiye’yi çözüme yaklaştırmadı. Hatta zaman zaman Avustralya’nın işini kolaylaştırdı. Maç boyunca rakibin güçlü yönlerine değil, kendi alışkanlıklarımıza oynadık.
Dünya Kupaları bazen size ikinci şans verir ama ilk hatanızı da pahalıya ödetir.”
Bildiğimiz sorulardan kaldık-Ergin Aslan (Yeni Şafak)
“Avustralya maçına çıkmadan önce maçı kazanmıştık! Kamuoyundaki ekseri görüş böyleydi. Ancak Avustralya’yı biraz analiz edenler, maçın ne kadar zorlu geçeceğini, bize ne kadar ters geleceğini görebilirdi. Maç önü analizlerimde tedirginliğimi defaatle dile getirdim. Biz dünya sıralamasında 22’nciyiz, Avustralya 27’nci. Rakip teknik adam Popovic’in serüvenine, eleme maçlarına, oyun anlayışına baktığınız zaman, tam da bu maçta yaptığını yapacağına emin olabilirdiniz. Yani kartları açık bir teknik adam. Resmi maçlarda ve elemelerde hiç kaybetmedi. Bırakın kaybetmeyi, onun takımına 2 gol atan bir rakibi bulmak dahi zor.
Girdiğimiz sınavda sorular beklediğimiz yerden çıktı ancak sınav öncesi hoca nereden soracağını söylese de bizim cevaplara çalışmadığımızı gördük. Teknik direktör Montella açısından çok kötü bir performanstı. Hem oyun hem oyuncu tercihleri, çok acemiceydi. Avustralya savunmasında Souttar 1.98, Burgess 1.94, Circati 1.90 cm. boyunda. Bu cenderenin ortasına 1.73’lük Kerem’i atarsan toplar duvar gibi döner. 26 ortayı nereye yaptık!!! Kenarda Barış, getirdiği topları en iyi ihtimalle 18’in üzerine çıkarttı ve bolca şut denedik. Çünkü, başka çaremiz yoktu. Avustralya bizi buna itti. Hücum ederken hedef oyuncumuz kimdi? Oysa ceza sahası içine bu kadar top sokmuşken, o bölgede Deniz, Can, Kenan’ı en baştan kullanmayı planlayabilirdik.”
Milli takımı Karabüklü ‘Socceraoos’ çarptı- Gürel Yurttaş (halktv.com.tr)
24 yıl sonra katıldığımız ilk Dünya Kupası bu. İlk maçımıza çıktık. Maç taaa Kanada’daydı ama sanki bizim sahada oynanıyordu. Binlerce Türk vatandaşımızın desteği inanılmazdı. Biz de görüntüde üstün başladık maça. Sanırım hemen herkesdeki “Biz bu Avustralya’yı nasıl olsa yeneriz” düşüncesi millilerde de vardı. Öyle ya! Avustralya denince ne geliyor önce akla? Kangrular! Onlar futboldan ne anlar! Oysa… Avustralya eski Avustralya değildi; bunu çözemedik. Futbolda her geçen gün aşama yaptıklarını bilemedik. Hadlerini bilerek sağlam oynadıklarını gözardı ettik. Ne demişti maçtan önce teknik direktör Tony Popovic maçtan bir gün önce; “Rakibinizin kim olduğu fark etmeksizin, her zaman iyi başlamak istersiniz. Yarın oldukça güçlü bir rakiple karşılaşacağız, biz hazırız. Tabii ki kazanmak istiyoruz, hedefimiz bu. Türkiye’ye karşı nerede avantajlı olduğumuzu biliyoruz, bunu şimdi söylemeyeyim. Gruptaki tüm takımlar bizi yeneceklerini iddia edecektir, önemli olan bizim hazır olmamız ve elimizden geleni yapmamız. Uzun süredir bu maça çalışıyoruz. Maç saatine hazır olacağız.” Bu açıklamanın şifresini bile çözemedik!
Maç başlayınca anladık ancak ne demek istediğini. Adam ezberlemiş meğer bizim takımı. Uzun boylu bir takım. Savunmadakiler kaleci de dahil selvi boylu! Kanatları da bir güzel kapattı. Ona rağmen kenardan ortalarla oynamaya çalıştık, bir hava topu bile alamadık. Bizim “Kendimizi favori gördüğümüz için” yükleneceğimizi biliyordu. Kalabalık kurdu savunmayı. Yetenekli futbolcularımıza boş alan bırakmadı. Arda ya da Hakan ya da diğerleri… Topu her aldıklarında başlarında en az 2 kişiyi buldular. Ancak uzaktan kaleyi yoklayabilirdik. Yokladık da. O da olmadı işte. Bir top direkten döndü, diğerleri 1.90’lık kaleciden. Ben futbolu Montella’dan daha iyi bilecek değilim; böyle bir iddiada bulunamam. Yalnız bu oyun uzun boylu, güçlü bir santrforu çağırıyordu; kusura bakmazsa hocamız bunu belirtmeden de geçemeyeceğim. Kerem’in fiziğinin o savunma arasında daha ilk yarıda bile kaybolduğunu gördük. Yerine 1.92’lik Deniz Gül’ü almak için neden 85 dakika bekledi; vardı herhalde bir bildiği! Oyunculara tek tek girmeyeceğim. Barış’ın yerine Kenan’ın girmesinden sonra o kanadımızın biraz daha hareketli olduğunu gördüm sadece; onu söyleyeceğim. Baskılı gibi görünsek de 2 hızlı kontrataktan 2 gol yedik. Ve yenilgiyle başladık Dünya Kupası’na. Ve son olarak da şunları söyleyeceğim. Avustralya teknik direktörü Popovic resmen mat etti Montella’yı.”
Bir musibet-Serkan Akcan-(Fanatik)
“Bir musibet bin nasihatten evladır derler… Ne kadar doğru. Fizikli uzun ve sahanın her yerinde her daim kalabalık olan Avustralya’ya karşı yapmamamız gereken ne varsa yaptığımız, duvara karşı hücum ettiğimiz bir maçla Dünya Kupası’na kötü başladık.
Montella, Dünya Kupası’na geliş sürecinde doğru yaptığı ne varsa inkar edercesine bir maç çıkardı. Turnuvanın en fizikli savunmasına karşı gerçek bir santrforla oynamamız gerekiyordu. Zaten bu maça gelene kadar Kuzey Makedonya ve Venezuella ile hazırlık maçı yapmamızın sebebi bu değil miydi? O zaman biz bu iki hazırlık maçının ana planını neden Deniz Gül’ün santrforluğunda kurguladık, Can Uzun ile hücumu organize ettik. Provaları bu kadar doğru yapıp, turnuvada bunları inkar etmek çok şaşırtıcıydı doğrusu.
Üç dev stoperle oynayan Avustralya’ya karşı Kerem’i santrfor başlatmak bir plan hatasıydı. Başından sonuna yanlış kurgulayıp, yanlış yönetti maçı Montella. Beşli bir savunmayla iyice geriye yaslanan blokların arasına, bırakın futbolcuyu hava bile sızdırmayan, Avustralya’ya karşı kötü geçen ilk yarının ardından devre arasında doğru müdahale gelir diye bekledik. Kenan girdi, Barış çıktı. Teşhis kısmen doğruydu, tedavi yarım kaldı. Böylesi bir fizikli ve kapanan savunmaya karşı Barış’ı soldan merkeze kaydırmak, Kerem’i dışarı almak daha mantıklı bir seçenek olabilirdi. Deniz Gül’ü daha erken sokmak, Can Uzun’u ise tereddütsüz oyuna atmak gerekirdi.
İfrat ile tefrit arasında bir millet-Eray Özer (T24)
“Kerem’in Avustralya maçı sonrası röportajını izliyorum. Yedikleri golü anlatırken tam olarak şöyle söylüyor: “Biz gol kaçırdık. O ara gole ‘ah vah’ derken hazırlıksız yakalandık.”
Ne kadar “biz” değil mi?
Her işini duygularıyla halleden bir halk. Kerem ve arkadaşlarının kaçırdığı golün ardından birkaç saniyelik bir “üzülme” hakkı olmasın mı?
Ama yok işte. Futbol, daha doğrusu genel olarak spor, hatta belki hayatta da aynı şey geçerli: Duygularına teslim olmadan o an yapman gerekeni yapmaya devam edeceksin. Makineyi birkaç saniye stop edip kaçırdığıma üzüleyim dersen cezası kesiliyor.
Rakip/hayat seni beklemiyor zira. Topu aldığı gibi atağa geçiyor.
Sonra şöyle devam ediyor Kerem: “İyi oynarken, top bizdeyken bu şekilde gol yemek insanı demoralize ediyor.”
Bu da yine “aynı biz” bir başka cümle: “Top bende, demek ki iyi oynuyorum” diye düşünüyor belli ki Kerem.
Gerçekte böyle mi peki? Önce futboldan cevap vereyim: Tabii ki değil. Topu bilerek rakibe bırakan, rakibi üstüne çekip az ama iyi planlanmış ataklarla sonuca giden pek çok takım var. (Bu kontratak futbolunu küçümsememiz de ayrı bir mesele. 1980’lerde, 90’larda güçlü rakipler karşısında aynısını biz yapıyorduk yahu.) Galatasaray geride kalan sezonun başında Frankfurt’tan tam olarak bu şekilde beş gol yedi.
Peki hayatta durum farklı mı? Bu çağ her şeyiyle bize sadece topa sahip olmaya odaklanmamızı söylemiyor mu? Para, güç, şöhret… Sahip ol ve asla bırakma. Tırnaklarını geçir. Ancak böyle kazanabilirsin.
Oysa topun sahibi olmakla oyuna yön vermek ve sonuca gitmek farklı şeyler. Top senin ayağındayken birileri oyunu yönlendiriyor olabilir. Sen güç elimde diye düşünürken birilerinin oyununda sana biçilen görevi yerine getiriyorsundur belki de.
Teşbihte hata olmaz, bugünlerde çokça örneğini gördüğümüz, duyduğumuz bir örnek vereyim. Hayatta “yırtmak” için her şeyi göze almış garibanın birini bulup, onun adına bir şirket kuruyorlar. Kara paraları o şirket üzerinden aklıyorlar. Gariban birden ünlü iş insanı diye ortalıkta gezmeye başlıyor. Paranın asıl sahipleri asla ortalığa çıkmıyor tabii.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
