Operasyonun dış ayağı-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
Bu kaçıncı! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, onca analize rağmen, hâlâ operasyonun dış ayağını anlamayarak (!) Atlantik dünyasından medet ummaya devam ediyor.
Son olarak Özgür Özel Newsweek’e yazdığı makalede “Yürüttüğümüz demokratik mücadele, yalnızca Türkiye’nin demokratik geleceğini değil, aynı zamanda bölgemizin de şekillendirecektir” dedi.
13 Aralık 2025’te, İmamoğlu’nun CFR’nin dergisi Foreign Affairs’te yazdığı makale üzerine, bu köşede “ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?” başlığıyla bu konuya değinmiştim.
Ağır bir başlık seçmiştim, çünkü…
Öncesinde Özel ve İmamoğlu defalarca Batı’ya “AKP’nin bize yaptığı hukuksuzluğa karşı çıkın” mesajı vermişti, sayısız kere “Bizi yalnız bırakmayın” çağrısı yapmıştı.
Karşılığında “Biz AKP’den daha Batıcıyız, daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” teminatı vermişlerdi.
Ama anlaşılmadığı görülüyor ki hâlâ aynı çizgiyi sürdürüyorlar.
Bakınız mesele şu ismin şu isimden daha Atlantikçi olup olmaması meselesi değildir. Zira hepsi Atlantikçidir. Kılıçdaroğlu örneğin, Özel ve İmamoğlu’ndan daha az Atlantikçi değildir. Üçünün toplamı, cari değeri bakımından Erdoğan’ın Atlantikçiliği kadar değerli değildir.
AKP’nin kuruculularının “Biz ABD’nin desteğiyle iktidar olduk” itirafları arşivlerde duruyor. Dahası Erdoğan’ın “CHP’nin ABD karşıtı olması talihsizlik” mesajı başta birçok açıklaması da arşivlerde duruyor.
Sonuçta AKP de CHP de Atlantikçidir çünkü sistemin partileridirler.
Sorun şurada: Özel ve İmamoğlu, kendilerine yönelik kapsamlı operasyonun asıl sahibinin ABD olduğunu görmeyerek operasyona karşı ABD’den medet ummaktadır. Asıl talihsizlik budur.
Milyonlar, “Mesele Özel/ İmamoğlu meselesi değildir”, “Mesele CHP meselesi bile değildir”, “Mesele Cumhuriyete darbe ve Türkiye’nin dönüştürülmesi meselesidir” diyerek konumlanırken Özel ve İmamoğlu’nun operasyonun sahibinden operasyona karşı medet umabilmesi, Türkiye’nin talihsizliğidir.”
Bahçeli’nin çağrısını doğru okumak-Memduh Bayraktaroğlu (Nefes)
“Devlet Bahçeli, CHP’de kaos ve belirsizlik yaratan “Mutlak Butlan” kararıyla ilgili:
“Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay konunun hassasiyetine binaen itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir… Geldiğimiz noktada bölünmüş CHP’nin meşrulaştırılmaya çalışıldığına şahitlik edilmektedir” dedi.
Kimi CHP’liler bu açıklaya dudak büküp, “kararın Yargıtay’da onaylanacağından öylesine emin ki, bunun için böyle konuşuyor” diyeceklerdir…
Oysa bu açıklamaya niyet okuyarak değil, devlet insanı sorumluluğu penceresinden bakmanın daha doğru olacağı kanaatindeyim…
Eğer bir ülkede, bir siyasi partinin iç meselesi gerçekten yargı kararlarıyla şekilleniyorsa…
En kötü senaryo, kararın ne olduğu kadar, belirsizliğin sürmesidir…
Çünkü belirsizlik, dedikodu üretir… Dedikodu, kutuplaşmayı büyütür…
Kutuplaşma ise siyaseti rasyonel zeminden uzaklaştırır…
Ancak burada ayrı bir tartışma var: Bir kesim “Yargıtay bir an önce karar versin” çağrısını hukuki netlik isteği olarak görürken… Başka bir kesim ise: “Siyasi süreçlere yargının fazla müdahil olması” endişesi taşıyabilir…
Türkiye’de son yıllardaki tecrübeler nedeniyle, bu ikinci görüşü savunanların da ciddi gerekçeleri olduğunu kabul etmek gerekir…
Bahçeli bunu bilmeyecek biri mi?..
Benim açımdan mesele kişilere indirgenmeden şöyle özetlenebilir:
Geciken adaletin adalet olmadığı gerçeği asla unutulmamalı ve…
Davalar en kısa sürede bitirilmelidir…
Siyasi partilerin de meşruiyet kaynağının öncelikle üyeleri ve delegeleri olduğu görmezden gelinmemelidir…
Bahçeli bunu ve yargı kararları ne kadar hızlı verilirse verilsin, toplumun önemli bir bölümünün ikna olmayacağını ve siyasi tartışmanın bitmeyeceğini bilir…
Ve bu nedenle tartışmaların sokağı tahrik edeceğinin farkındadır…”
Demirtaş’ın fotoğrafı-Mine Söğüt (T24)
“Selahattin Demirtaş’ın son halini gösteren o fotoğrafa çoğumuz dikkatlice baktık.
Peki ne gördük?
Rehin alınmış bir lider?
Hakkı yenmiş bir politikacı?
Kandırılmış halklar?
Kırılmış umutlar?
Kaybolmuş bir demokrasi?
Çalınmış bir hayat?
Haksızlıklar silsilesi?
Peki o fotoğrafa bakarken, onu on yıldır hapisten çıkartmayı, iktidarın elinden çekip almayı beceremeyen kalabalıkları da gördük mü?
Hukuksuzluğun önüne geçemeyen, adaletsizliği alaşağı edemeyen, anayasasına sahip çıkamayan, kötü niyeti deşifre edemeyen yığınları gördük mü?
Yargıyı siyasi emelleri için kullanan bir iktidarı bir türlü alaşağı edemeyen ülke gerçeklerini gördük mü?
Öğrenilmiş bir çaresizlikle başına gelen her şeyi kabullenen ve umudu arayacağı yeri bir türlü belirleyemediği için devamlı vakit ve kan kaybeden irili ufaklı tüm muhalefeti gördük mü?
Demirtaş’ın fotoğrafına bakıp düşündüklerimizi bir kenara koyalım ve ülkenin on yıl öncesini düşünelim.
Terör eylemlerinin ardı ardına ülkeyi kana buladığı… 15 Temmuz garabetinin patlak verdiği ve ardından Demirtaş’ın ve HDP milletvekillerinin tutuklandığı tarihi… Türkiye’nin siyasi ekseninin temelinden değiştiği o yılı…
2016’yı düşünelim.
Çok yakında muktedirler, ülkeyi olağanüstü hâl dönemine sokacaklar ve kanun hükmünde kararnamelerle yönetmeye başlayacaklar. Tüm devlet kurumlarını kendilerine göre yeniden yapılandıracaklar. Siyasetin merkezine “güvenlik” ve “beka” söylemleri yerleştirecekler. Ordu, yargı ve bürokrasiyi şahsi niyetleri doğruldusunda şekillendirecekler.
Henüz bilmiyoruz.
Artık kimse özgürlükten bahsedemez hale gelecek. Siyaset tehditler üzerinden yürütülecek.”
Mutlak butlan bir son mu, başlangıç mı?-Berkant Gültekin (BirGün)
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na yönelik “mutlak butlan” kararı, siyaseti başka bir evreye taşıdı. Bu hamle, 24 yıla yaklaşan AKP iktidarı boyunca CHP’ye yapılan müdahalelerin en radikali oldu. YSK boşa düşürülerek ve seçim hukuku yok sayılarak atılan bu adım, rejim açısından muhalefeti biçimlendirmenin ne kadar hayati bir mesele olduğunu da ortaya koydu.
Erdoğan bugünlere sadece kendi siyasetini kurgulayarak gelmedi, aynı zamanda dışarıda kalanların pozisyonlarını da dizayn ederek yol aldı. Her kritik dönemeçte kendine farklı dayanaklar buldu. Güçlü olduğu anlarda da zayıf olduğu süreçlerde de bundan vazgeçmedi. Yargı da her zaman iktidarın işini kolaylaştıran bir işlev üstlendi. İktidarının ilk yıllarında Batı’dan aldığı büyük destek, Fetullahçılarla olan ittifakı, liberallerle kurduğu işbirliği ve 2010 anayasa referandumunda “yetmez ama evet” ile “boykot” cephesinin katkıları, devlet kontrolünde önemli aşamaları geçmesini sağladı. Fetullahçı çeteyle yolların ayrılmasının ardından bu kez yanına MHP’yi ve geçmişte FETÖ ile birlikte hırpaladığı bir grup ulusalcıyı aldı.
Bugün yaşananlar da benzer bir kurgunun parçaları. Bir önceki dönemin muhalif aktörü Kürt siyasal hareketi yeni “çözüm süreci” ile sınırlandırılıp etkisizleştirilirken Özgür Özel’in genel başkan seçildiği Kasım 2023’teki değişim kurultayının ardından tehlikeli bir rakip haline gelen CHP ise “fabrika ayarlarına” döndürülüyor. Paraşütle partinin tepesine indirilen Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler, ihaneti “arınma” söylemiyle perdelemeye çalışsalar da onları bu göreve getiren aklın tek amacı partiyi içeriden sabote edebilecek küçük ve işbirlikçi bir klik bulmaktı. “Devlet aklı” denen işte budur. Şimdi rejim, bir anlamda Kılıçdaroğlu’nu başa getirme yoluyla CHP’yi fiilen kapatarak, partiye kendi ihtiyaçları doğrultusunda biçim veriyor. CHP’nin kabuğunu kırmasını ve 2024 yerel seçiminin gösterdiği üzere geniş kesimlere açılıp iddiasını büyüten bir aktör haline gelmesini sağlayan başarı trendinin önüne, “mutlak butlan” adı verilen bir mahkeme kararıyla geçiyor.”
Borsa son 3 yıldır haziran ayını seviyor-Ufuk Korcan (Dünya)
“Borsa İstanbul, önceki gün bankacılık hisselerinin önderliğinde 14 bin 100 puanın üzerinde kapanış yaparak haziran ayına hızlı başladı. Borsanın geçmiş performanslarına bakıldığında, endeksin son 3 yılın haziran aylarını yükselişle tamamladığı görülüyor. Son 15 yılın en hızlı haziran yükselişi yüzde 16.49 ile 2023 yılında yaşandı.
Borsa İstanbul, Kurban Bayramı tatili dönüşü haziran ayına hızlı bir başlangıç yaptı. Tatil süresince küresel piyasalara hakim olan olumlu hava, Borsa İstanbul’a pozitif yansıdı.
ABD ile İran arasında barış görüşmelerinin sonuna gelindiği yönünde haberler gelirken tersi yönde gelen açıklamaları piyasaların dikkate almadığı görülüyor. Haftanın ilk işlem günü yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme rakamları açıklandı.
Türkiye ekonomisi ilk çeyrek yüzde 2.5 ile beklentilerin çok az altında büyüdü. Piyasaların beklentisi ekonominin yüzde 2.7 büyüyeceği yönündeydi. Büyüme rakamlarının piyasalarda fiyatlamalar üzerinde bir etkisi olmadı. Cuma günü açıklanacak mayıs ayı enflasyon rakamları yakından izlenecek. Genel beklenti enflasyonun mayıs ayında yüzde 1.5-1.6 artacağı şeklinde.
Hem ABD-İran cephesinden gelecek haber akışları, hem de enflasyon verileri kısa vadede takip edilecek önemli iki gündem maddesi olarak öne çıkıyor.
Merkez Bankası’nın 11 Haziran’da yapacağı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında alacağı faiz kararına yönelik tahminler yine bu iki gündem maddesindeki gelişmelere göre şekillenecek. Geçtiğimiz haftalarda Merkez Bankası’nın bu ayki toplantısında faiz artırımına gidebileceğine yönelik görüşler ifade edilirken ekonomistlerin büyük bölümü politika faizinde bir değişikliğe gidilmesini beklemiyor.
Önceki gün özellikle bankacılık hisselerinin desteğiyle 14 bin 100 puan direncinin üzerinde kapanış yapan BIST 100 Endeksi’nde yükselişin devamı için 14 bin 100 puanın üzerinde kalınması gerektiği ifade ediliyor. Bu seviyenin altında 13 bin 900 ve 13 bin 500 puan seviyeleri sıralı destek bölgeleri. Özellikle 13 bin 500 puanın kritik bir bölge olduğu ve altına inilmesi halinde morallerin bozulabileceği söyleniyor.
Borsa İstanbul’un son yıllarda haziran ayı performanslarına bakıldığında, karışık bir seyrin hakim olduğu görülüyor. Ancak son 3 yıla bakıldığında, Borsa İstanbul’un haziran aylarını yükselişle kapattığı dikkat çekiyor. Geçen yıl haziran ayında yüzde 6.77 yükselen endeks 2024 Haziran ayında da yüzde 1.90 değer kazandı.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
