Salı, 2 Haz 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 2 Haziran 2026 05:57
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Kuşoğlu diye bir KK ve RTE aklı ve millete örülen koza-Orhan Bursalı (Cumhuriyet)

Devlet aklı imiş… Şaşırmadım. Devlet aklı diye bir şey varmış, o bizim için ülke için iyi şeyler planlıyormuş, ona teslim olmalıymışız; dünya değişmiş, hiçbir kural yokmuş, ülkenin önünde yeni fırsatlar varmış…

Beğendiniz mi, CHP’nin ve hepimizin başına gelenlerin net açıklamasını okuduk.

Hep KK’ye yönelik söylenen ve karşı çıktığımız “Yahu sosyal sigorta memurundan politikacı mı olur” söyleminden gerçek bir kimlik çıktı.

KK en yakın arkadaşı ve kafadaşı Bülent Kuşoğlu’nu müdürken kendisi, yardımcı olarak seçti; sonra, sağ partilerde epey dolaşan ama ikbal bulamayan arkadaşını CHP’ye taşıdı, 12 yıl milletvekili seçtirdi, parti meclisine soktu, genel başkan yardımcısı yaptı. Partiye taşıdığında yoğun eleştiriler aldı KK. Ama hiç tınmadı. 

O da arkadaşı Abdüllatif Şener’i CHP’ye soktu. Şener milletvekili adayı seçilmeyince partiye küfrederek istifa etti. Ama Kuşoğlu hep önemli görevlerde olduğu için Şener’in yolundan gitmek kendisine kısmet olmadı. FETÖ’cülerin amiral gazetesi Zaman gazetesine verdiği röportajda “tekke ve zaviyelerin kapatılmasının toplumu yozlaştırdığını ve tekrar açılması gerektiğini” söyledi. 2023’te KK seçilirse bakan olma hayalleriyle milletvekili olmadı.

Cansu Çamlıbel’e konuştu. Devlet aklı bir şeyler planlıyor, dedi.

Devlet dediğin bürokrasidir. Bir siyasi iktidarın ülkeyi yöneten kollarıdır, yaptırım ve uygulama aracıdır. Aslında gerçek cumhuriyetlerde/ demokrasilerde, mesela devletin adalet/yargı sistemi denge denetleme mekanizması sayesinde bağımsızlığını epey korur. Gerektiğinde siyasi iktidar mensuplarının yolsuzluklarını soruşturur, yargı konusu yapar. Oralarda “devlet aklı” siyasi iktidarın seçilemediği zamanlarda yasalara uygun olarak ülkeyi yönetir, teamüllere uygun davranır, bunun en iyi örneği aylar boyunca yıllara yayılan hükümetsizlik dönemindeki devletin sanki hükümet varmış gibi ülkeyi yönetmesidir.

Türkiye’de “devlet aklı”, iktidarın kendisidir, bizzat hükümetin başı, cumhurbaşkanıdır.”

Özel-Kılıçdaroğlu buluşabilir mi?-Aytunç Erkin (Nefes)

“Diyelim ki CHP yüzde 10 aldı, yeni kurulacak parti de 20. Bu kimin işine yarayacak? Buradan kimin çıkarı olacak?”

CHP’de etkin, Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın ama süreci son günlerde uzaktan izleyen etkin bir isimle sohbet ederken kurduğu ilk cümle buydu.

Sonra benim 27 Mayıs günü sosyal medya paylaşımımı hatırlattı.

Ben o gün şu cümleleri kurmuştum: “Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında yaşananlar ideolojik değil. Özel döneminin kadroları Kılıçdaroğlu döneminde de vardı. Kimse ‘sol, sosyal demokrat, Kemalist’ mücadele veriyoruz sloganının arkasına sığınmasın.”

Bu noktada bana hak verdiğini ve ideolojik mücadelenin belki yıllar sonra olabileceğini ama iki ismin “ayrıştığı” noktaların “belediye operasyonları” olduğunun altını çizdi. Yani… Kılıçdaroğlu’nun geçen cumartesi günü CHP Genel Merkezi’nde kurduğu şu cümlelere atıf yaptı: “Bir partinin yönetimi ahlaki meşruiyet sorunu yaşarsa, o partinin Türkiye’de demokrasi vaat etmesi de imkansız hale gelir. Soruyorum size; biz bu partiyi mahkeme salonlarında itibarımız çiğnensin diye mi büyüttük? Ata’mızın emaneti partimizi kimler pavyon masalarına meze etmeye çalıştı? Yok arkadaşlar. Şimdi bana soruyorlar; ‘Ne yapacaksın?’ Benim ne yapacağım bellidir. Ben hesap soracağım, hesap. Herkes bunu bilsin.” Özgür Özel cenahınınsa “Bu hukuki değil siyasi hesaplaşmadır” vurgusu yaptığının altını çizdi. Peki kim haklı? İki tarafın da “haklılık” payının olduğunu söyleyen CHP’li dostum “Bütün bunlara rağmen bir masa etrafında neden buluşulamadı? Bunun sorgulanması lazım. Şu anda Özel ve arkadaşlarının tabanla buluştuğu ve bir dalgayı yakaladıkları görülüyor. Ancak mücadele CHP içinde olmalı” dedi.

Araya girdim ve Kılıçdaroğlu’nun üstü kapalı ya da üstü açık “Özel ve ekibine FETÖ iması yaptığını” söyledim.

Diğer tarafın da “Hain Kemal” sloganı attığını ve “FETÖ ve hainlik” kelimelerinin doğru olmadığını ifade etti.

Buna rağmen “masada” buluşabilirler mi?

Mesele “koltuk kavgası” değilse buluşmak zorunda olduklarını söyledi ama şu ana kadar partinin akil isimlerinin, ağır ağabeylerin “topa girmediğine” şaşırdığını da ekledi.

Geçen hafta izindeydim ve olan biteni uzaktan izleme fırsatım oldu. Bu arada “izindeydim” ama ağır isimlerden bazılarıyla sohbet ettim. Birisi dedi ki: “Şu anda sessiz kalanlara bile tepki var. Yapay mı gerçek mi bilmediğimiz bir dalga yaşanıyor. Örneğin; polis zoruyla genel merkeze girilmesini açıklamak zor. Yani bu süreci planlayanlar Özgür Özel ve arkadaşlarına verilecek desteği hesap etmedi mi anlayamadım?”

Mutlak, patlak… Sokak, halk-Umur Talu (T24)

“Madem “halk, sokak” diyorsunuz, oradan yürüyeceksiniz!

Özgür Özel ve yol arkadaşlarının önünde sayısız örnek var: Macaristan’da “asla gitmez” denen ve zaten gitmemek için bir “baskı, yolsuzluk, hukuksuzluk, korku rejimi” kuran Orban’ın gidişi gibi…

New York’ta partisinde ön seçimi kazandığı halde karşısına iki parti ağalarının da desteklediği “maybetmiş aday”ın çıkarılmasına rağmen Mamdani’nin seçilişi gibi…

İrlanda’da bağımsız Catherine Connolly’nin, sokaklardan bir koalisyon oluşturarak Cumhurbaşkanı seçilmesi gibi…

Hatta daha yakından, Erdoğan ve partisinin, bir zamanlar Özal’ın yükselişi gibi de! 70’lerin Ecevit’i bile.

Madem kopartarak, dağıtarak eritmek, güçsüzleştirmek, süründürmek istiyorlar… “Yeniden doğuş” gibi. 

Bunun en sağlam formülü, sadece mitingler değil; medya yoksa sosyal medyanın ve yüz yüze gelmelerin , örgüt paralize ediliyorsa gönüllüler ordusu kurmanın, mitingler yetmeyecekse hane hane kapı kapı dolaşmanın nice örneği var.

Bu örneklerin hepsinde, yerliler dahil, kapsayıcılık meselesi var. “Sağ yalanlar”la da becerilmiş bu kapsayıcılığın “sol samimiyet”ye yapılmabilmesi de var.

New York Times’da N. Gessen “Bu Orban’ı alt eden formül… Trump’ı da alt edebilir” başlıklı bir makalede “Macar formülü”nü yazdı. “Dünyanın Tozunu Atalım!” başlıklı kısa kitabımda, Mamdani, Connolly ve birçok örneği sıraladım. Yeni ve canlı örnekler ortada.

Madem “Cumhuriyet Halk Partisi” bölünmek, muğlaklaştırılmak, flulaştırılmak, şaşkınlaştırılmak, çaresizleştirilmek için KK’yla bezendi; bir nevi “Cumhuriyet Halk Hareketi” olabilmek var.

Ve bugün ülkede baskı rejimi nereye kadar giderse gitsin, net mesajlarla “kapsayıcı” olabilmenin şartları da epeyce var.

Sadece sivil toplum örgütleriyle dayanışma değil, bizzat halkın yanında, karşısında, nefesinde, sesinde olabilmek için zemin ve iklim var. Buna yıllarca AKP’ye oy vermiş insanlar da dahil.

Macar sosyolog Balint Magyar, Orban’ın baskı rejiminin çizdiği duvar gibi hattın yarılmasında “Otokratik Yarma” benzeri bir terim kullanmış: Yani artık değişimin imkansız sayılacağı bir hat ve onun yeni bir hareketle, sokaklardan, halkın içinden yarılması, aşılması.

“Devrim” de böyle bir şeydir ama onu bekleyemeyeceğimize göre, “ana muhalefet”ten “ana muhaliflik”e geçiş de siyasette bir devrim olabilir.

Kapsayıcılığın kaba formülü şöyle bir şey olmalı: Halkın tüm acılarını, tüm dertlerini ve ne kadar kalmışsa tüm umutlarını kardeş kılabilmek. “Ahlaksız ve vicdansız bir rejim ve hempaları”na karşı, bir ahlak ve vicdan dili” bulabilmek.”

Erdoğanizm yolunda tam yol ileri: Mutlak butlanın monarşiyle ilgisi ne?-Yaşar Aydın (BirGün)

“Türkiye bir haftayı aşkın bir süredir CHP’deki mutlak butlan atamasını konuşuyor. Mutlak butlan kararı ile CHP’ye yeniden genel başkan olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu parti merkezine polis eşliğinde girdi.

Kılıçdaroğlu ve ekibi yaklaşık 10 gündür neredeyse tek bir kalemden çıkmış biçimde parti içi arınma/temizlik cümleleri kuruyor. Kılıçdaroğlu’nun FETÖ ve ardından Bülent Kuşoğlu’nun butlan operasyonunda “devlet parmağı” vurgusu, benzer şekilde Saray’ın önündeki hendeği tahkim etmeye dönük tutum alışın ifadesi.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin son iki yıldır yaptığı çıkışlar; “devlet aklı”, “siyasetin ombudsmanı” gibi sıfatlarla anıldı. Çözüm sürecini başlatan Meclis’teki DEM tokalaşması, PKK’nın kurucu önderi Öcalan çıkışı, umut hakkı ve son olarak da CHP’de yaşanan mutlak butlan vakasına dahil olma biçimiyle atak bir Bahçeli portresiyle karşı karşıyayız.

Hiç kuşkusuz Bahçeli’yi atak hale getiren, ABD’nin Suriye üzerinden Ortadoğu’ya yaptığı müdahale ve ardından Cumhur İttifakı’nın “iç cepheyi güçlendirelim” çağrısı oldu. İç cephe tartışmasının arkasında, Ortadoğu’da ABD eliyle başlayan müdahale döneminin domino etkisiyle Türkiye’ye uzanacağı varsayımı vardı. Bu yeni dönem ülkeler için rejim değişiklikleri de öneriyordu. Cumhur İttifakı, ABD projesini iktidarını kurtarmanın yolu olarak gördü ve dört elle sarıldı.

Tam da burada Bahçeli’nin sunuculuk görevi başladı. Söylemleri zaman zaman “Erdoğan’a ayar verdi”, “Trump’a çizgi çekti” gibi kavramlarla tariflense de ortada ne farklı bir görüş ne de ABD projesine karşı duruş vardı. Sadece Cumhur İttifakı içinde verilen görevi yerine getiriyordu. Bu haliyle ombudsmandan çok, fikri kamuoyuna duyuran bir spiker ya da senaryodaki rolünü iyi oynayan bir aktör olarak tanımlanabilir. Devlet Bahçeli’nin Terörsüz Türkiye adını verdiği sürece de CHP’deki butlan tartışmasına da dahil olma biçimi, yine ona verilen görev çerçevesinde oldu.

Bahçeli’nin diğer bir işlevi de siyaseti soğutma. İktidara karşı partilerin, örgütlerin ve halkın taleplerini zamana yayarak sönümlendirme görevini başarıyla yürütüyor. Kürsüden emeklinin haline tepki gösterirken iktidarın bu meseleyle ilgili adım atmayacağını biliyor. Kürt siyasetinin çözüm için önerilerini destekler görünse de ne Meclis’te ne sokakta bunlarla ilgili tek hamle yapmaz. Kılıçdaroğlu’na laf eder gibi görünerek aslında Özel’in devre dışı kalmasını sağlar. Her defasında beklenti yaratır, “şimdi olacak” duygusunun yeniden yeşermesini sağlar. Siyaseti soğutur, iktidarın istediği çizgide tutar. Ya da tutmaya çalışır.”

İlk çeyrekte itidalli büyüme-Naki Bakır (Dünya)

“Türkiye ekonomisi, böl­gede jeopolitik gerilimin zirveye çıktığı ve fiilen sıcak savaşın yaşandığı yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,5 oranında itidalli bir büyüme kaydetti.

Bü­yüme oranı yüzde 2,7’lik düşük piyasa beklentisinin de altında kaldı. TÜİK’in yılın ilk çeyreği­ne ait GSYH gerçekleşmeleri­ni açıkladı. Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tahmi­ni, 2026 yılının birinci çeyre­ğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 35,7 artarak 16 trilyon 999 mil­yar 977 milyon TL oldu.

GSY­H’nin birinci çeyrek değeri ca­ri fiyatlarla ABD doları bazında 389 milyar 598 milyon olarak gerçekleşti. Birinci çeyrek ilk tahminine göre GSYH’nin zin­cirlenmiş hacim endeksi olarak, geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,5 artması ile kesintisiz büyüme süreci 23 çeyreğe ulaş­tı. Milli gelir yıllıklandırılmış olarak 1 trilyon 639 milyar do­lara ulaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.

İlk çeyrek büyüme verileri ilk bakışta pozitif ancak zayıf bir tabloya işaret etti. Türkiye eko­nomisi yılın ilk çeyreğinde bü­yüme trendini korurken, çey­reklik veriye göre ise durgunlu­ğa oldukça yakın bir performans sergiledi. Mevsim ve takvim et­kilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi bir önceki çeyreğe göre sadece yüz­de 0,1 arttı. Bu da ekonominin neredeyse durgunluk sınırın­da ilerlediği anlamına ge­liyor. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincir­lenmiş hacim endeksi ise geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,6 arttı.

Uygulanan yüksek faiz ve kredi sıkılaşmasının etkileri bu yıl ilk çeyrek itibarıyla GSYH verilerine daha güçlü yansımaya başladı. Tüketim hâlâ dirençli olduğu için ekonomi büyümeye devam ediyor; ancak sanayi ve ihracat tarafındaki zayıflık büyümenin giderek daha kırılgan hale geldiğini gösteriyor.

İlk çeyrekteki büyüme performansı, önceki dönemlerdeki yüzde 5-6’lık hızlı büyüme temposundan daha düşük, ancak ekonomiyi resesyona da sokmayan bir tempoda. Bu tabloya göre, kredi genişlemesi yavaşlıyor, tüketim ivme kaybediyor, sanayi baskılanıyor, ancak ekonomi tamamen küçülmüyor.

Bu tabloyu “kontrollü soğuma” olarak okumak mümkün. İkinci çeyrekte tüketimde de belirgin yavaşlama olursa, 2026’nın tamamında yüzde 2-3 bandında bir büyüme patikasına doğru gidilebileceği görülüyor. Sonraki çeyreklerde de dış talep zayıf kalırsa çeyreklik büyüme oranlarının yüzde 2’nin altına sarkma olasılığı bulunuyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Demokrasiye sahip çıkılmalı…
Sonraki Makale Türk-Rus gaz pazarlığı

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Türk-Rus gaz pazarlığı

Medya Günlüğü
2 Haziran 2026
ManşetSerbest Kürsü

Çocuğunuz dün gece kiminle konuştu?

Mustafa Böğürcü
2 Haziran 2026
ManşetSerbest Kürsü

Tarihten iki güçlü mesaj

Alper Eliçin
2 Haziran 2026
Köşe YazılarıManşet

Şiirin “mücevher ustası”

Orhan Alpdündar
2 Haziran 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?