Ezber bozan şaşırtıcı anket-Can Ataklı (Nefes)
“Ortalık çok karışık, butlan sonrası CHP’liler hem çok öfkeli hem de şaşkın.
Sosyal medya yıkılıyor, muhalif medyada sadece CHP ve Özgür Özel/Kılıçdaroğlu konuşuluyor.
Yaygın inanış CHP’lilerin Kılıçdaroğlu’nun bir hukuk darbesiyle yeniden genel başkan olmasını hazmedemediği ve bu yüzden artık CHP’ye oy vermeyeceği yönünde.
Bu nedenle herkesin yeni bir parti kurulmasını istediği söyleniyor.
Ancak tam bu aşamada ORC şirketi bir araştırma yapmış.
Bu araştırma ne kadar doğru bilemiyorum, bir yönlendirme yapılıyor mu onu da bilemem.
Ama anketten çıkan çok çarpıcı iki sonuç var.
BİRİNCİSİ; CHP’li seçmenin yüzde 84.3’ü butlan kararı alınmasına rağmen oylarını yine CHP’ye vereceğini söylüyor. Başka partiye oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 6.7 kararsızlar ise yüzde 9 oranında.
İKİNCİSİ: Ankette katılımcılara, “Özgür Özel ve yönetimi ne yapmalı?” diye de soruldu. Ankete katılan partililerin sadece yüzde 7,8’i Özel ve ekibinin CHP’den ayrılıp parti kurması gerektiğini düşündüklerini belirtirken “Parti içinde mücadeleye devam etmeli” diyenlerin oranı yüzde 92,2 oldu.
Bu durum şu anda muhalif medyada ve sosyal medyada söylenenlerin tam aksini gösteriyor.
Açıkçası buna inanmak zor.
Eğer bu anket CHP baskınından önce yapılmışsa doğruluk payı daha yüksek olabilir.
Ama aradaki CHP baskınını ne yapacağız, işte bu nokta çok önemli.
Ama şunu da yazmalıyım; Oranlar böyle olmasa da CHP seçmeni şartlar ne olursa olsun partisinden kolay vazgeçmez.
Kılıçdaroğlu öfkesi CHP’li seçmeni duygusal olarak çok etkilese de sandık önüne geldiğinde CHP’yi reddedeceğini düşünmek bana fazla karamsarlık gibi geliyor.”
Bir kayyumun anıları-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“CHP’nin Çevre Sokak’taki CHP Genel Merkez binasına bir kısım demirbaş eşya ve birkaç dosyayı almak için gittiğimde ilginç bir manzara ile karşılaştım. Dondurucu bir kış gününde parti binası bekçisi Necip Utku yırtık paltosu içinde büzülmüş parti önündeki kulübede titreyerek bekliyordu. Tek isteği, o bina önünden ayrılmaya zorlanmaması idi. Bizden ve güvenlik kuvvetlerinden yalvararak bunu istiyordu. O yürekten gelen isteği unutmak mümkün mü?”
Kayyum tartışmaları yaşanırken kütüphanemden bir kitabı indirdim. Piyasada olmayan, eski basım mavi kaplı bir kitaptı. Cezmi Kartay anılarını anlatmıştı. Alıntıladığım satırlar o kitaptandı…
Cezmi Kartay eski valiydi, 12 Eylül darbesi döneminde CHP’ye kayyum olarak atanmıştı. Kitaptan öğrendim; Kartay, kayyum olarak atanacağını eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’ten önceden öğrenmişti.
Cezmi Kartay’ın CHP kayyumluğuna atanmasında mutabakat olduğunu, bunun için girişimde bulunacağını belirten Hasan Fehmi Güneş’in bir de ricası vardı: “Karar alınıncaya kadar gizli kalsın.” Sahi, bugünün CHP kayyumlarına kim önceden nasıl haber vermişti?
Darbe yönetimi önce siyasi partilerin faaliyetlerini yasaklamış, sonra liderlere siyasi yasak koymuş ve yerlerine kayyumlar görevlendirmişti. Nihayetinde Ecevit CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etse de Cumhuriyetin kurucu partisi de diğer siyasi partiler gibi kapatıldı. Dahası, CHP kapatılmakla ve malvarlığı Hazine’ye geçirilmekle de kalmayacak, Türkiye’nin tarihiyle eşdeğer olan arşivi de darbeciler tarafından yok edilecekti. Cezmi Kartay’ın anılarında o büyük kayıp şöyle aktarılıyordu:
“(…) Partilerin kapatılmasına ait yasa ile kayyımların da yetki ve görevlerine son verilmiş idi. Yasa gereği CHP’nin tüm mal varlığına el konuldu. Bir süre sonra taşınır malların götürüldüğünü biz de öğrendik. Aylar geçti, basında CHP’li iki parlamenterin taşınır mallar ile ilgili bir açıklaması yer aldı. Bu açıklamada; ‘Devir sırasında CHP tarihi arşivinin iki kamyon içinde SEKA’ya götürüldüğü ve yakıldığı iddia ediliyor. Kayyım olarak benim buna engel olmadığım’ belirtiliyordu. (…)
(…) Bu taşıma sırasında benim görevime de son verilmişti. Orada bulunmam ve bilgi sahibi olmam söz konusu değildi. Gidenlerin büyük kısmı daha önce de değindiğim gibi 10 Eylül 1980 gününde genel merkeze iki kamyon içinde gelen Genel Başkan Bülent Ecevit’in yazdığı tanıtma kitapları ile partinin yazışmaları, karar defterleri olmalıdır.“
Erdoğan’ın rüyası gerçek olurken-Mehmet Y. Yılmaz (T24)
“T24’ten Hasan Cemal ve Gökçer Tahincioğlu’na konuşan CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, “Artık iki CHP var. Atanmış CHP ve seçilmiş CHP” dedi.
Saray yargısının CHP’nin başına tayin ettiği Kemal Kılıçdaroğlu ise zamanında elleriyle seçtiği Parti Meclisi ile Disiplin Kurulu üyelerinin göreve başlatılması için İcra Dairesi’ne ricacı oldu.
Talebi ikiletilmedi: Böylece CHP’nin önemli iki organı da tıpkı genel başkanı gibi bir önceki kurultayı kaybeden ekip tarafından temsil edilecek.
Öyle görünüyor ki Özgür Özel gibi Kemal Kılıçdaroğlu da “partiyi bırakmama” konusunda kararlı.
Kılıçdaroğlu’nun partiyi hızla kurultaya götürerek bu kargaşayı bitireceğini düşünenlerin yanıldıklarını şimdiden söyleyebilirim.
Kılıçdaroğlu gidici değil; tam tersine partide kalıcı olmak için Saray’da tezgâhlanan yargı darbesinin içinde yer almakta tereddüt etmedi.
Onun için de normal şartlarda kaybedecekleri bir kurultayı toplamayacakları şimdiden söylenebilir.
Kurultay, il örgütleri değişip, delegeler “garantili isimlerden” belirlenene ve yeniden seçileceklerini garanti eden bir kurultay atmosferi oluşana kadar toplanmayacaktır.
Bunları söylerken tereddüt etmiyorum çünkü Kılıçdaroğlu ve hempaları, böyle düşünmüyor olsalardı, bu işin en başından siyasi intiharları anlamına gelecek bu darbenin içinde yer almazlardı.
Niyetleri partiyi bir kez daha kaybetmelerine neden olacak bir kurultayı toplamak değil.
Öte yandan Saray darbesiyle devrilen seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel de T24’e, “Partiyi bırakmayacağız. Bırakırsak, biz yokuz dersek yüzde 5, yüzde 3’ün altında oy alabilir bunlar. Baskın seçimden de kimse endişe etmesin, adayımızı gösterir yüzde 60 oyla seçiliriz. Ama biz gidersek CHP tarihi, logosu, markası sarayın atadığı bir yönetimin elinde kalır, nasıl bırakalım” diyor.
Özel ve ekibi, Kılıçdaroğlu’nu kurultayı bir an önce toplamaya zorlamaya çabalayacaklar ancak yukarıda saydığım nedenlerle bu pek mümkün görünmüyor.
Bu süreçte işin içine yine yargının girmesi de gerekebilir ki o yargının ne yönde karar vereceğini tahmin etmek de zor değil.
CHP’deki partiye sahip çıkma kavgasının seçime kadar sürmesi ise kuşkusuz ki Recep Tayyip Erdoğan’ın rüyalarını süslüyor olmalı.
Saray’ın, yargıyı da kullanarak bu oyunu kurmasının nedeni buydu zaten: İç kavgalarıyla felç olmuş, miting yapamayan, aday belirleme konusunda sıkıntılar yaşayacak bir CHP!
Erdoğan karşıtı muhalefeti birleştirebilecek bir CHP’nin olmaması, Erdoğan’ın bir dönem daha seçilmesi için önemli bir engelin ortadan kalkmış olması demek.
Onun için partiyi darbecilerden geri almak için atılacak her adımda bir yargı engelinin çıkacağını da şimdiden söyleyebilirim.”
Kavgayı CHP’nin bahçesinde istiyor: Yeni bir yol var yürümek lazım-Yaşar Aydın (BirGün)
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla yeniden CHP’nin başına getirilmesi sadece CHP içi bir mesele değil.
Adalet Bakanı Gürlek, bu yargı müdahalesinin “ne kadar doğru olduğunu” anlatmak için hızla TV ekranlarına koşarken; Ömer Çelik, doğrudan CHP lideri Özgür Özel’i hedef alarak iktidarın süreçteki rolünü belli etti.
Beklendiği üzere yandaş medya Kılıçdaroğlu’nu aniden “yeniden keşfederken”, Bahçeli ve ekibi ısrarla “CHP’de iki tarafın uzlaşması gerektiği” yönündeki söylemlerini sürdürüyor. İşin ilginci, tarafsızlık kisvesi altında benzer okumalar yapan yorumculara ve akademisyenlere rastlamak da mümkün.
Tam da bu yüzden, olan biteni doğru anlamak için zihin berraklığına ve bazı temel başlıklarda mutabık kalmaya ihtiyacımız var.
İşe şu tespitlerle başlayalım:,
Rejimin Yeni Muhalefet Dizaynı: “Mutlak butlan” meselesi, yalnızca CHP’yi dizayn etmek veya yaklaşan seçimi kazanmak için kurgulanmadı. Bu hamle, kurulmak istenen yeni rejimde muhalefete biçilen “yeni vazifeyi” gösteriyor. Kısacası Kılıçdaroğlu CHP’si, hem bugün hem de yarın Saray rejiminin işlevsel bir aparatı olmak üzere tasarlandı.
Kurultay Beklentisinin İmkânsızlığı: Parti merkezine “mutlak butlan” kararı ve polis eşliğinde giren Kılıçdaroğlu’nun, rızasıyla bir kurultay toplaması beklenemez. Nitekim geçtiğimiz pazar günü yaptığı açıklamalar, niyetini açıkça ortaya koydu. Kılıçdaroğlu da tıpkı Bahçeli’nin MHP’de yaptığı gibi, tabanın demokratik taleplerine göre değil, dâhil olduğu sistemin ihtiyaçlarına göre konum alıyor. Hedef net: Cumhurbaşkanlığı seçiminde partiyi yönetmek, adayı ve vekilleri bizzat belirlemek.
İç Çatışma Stratejisi: Yargı kararıyla CHP yönetimine atananların ana siyaseti, iktidarla mücadele etmek yerine, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nu yıpratmak üzerine kurgulanacaktır. Bu yapı, mesaisini iktidar cenahına argüman toplayarak geçirecek bir “iç muhalefet” işlevi görecektir.
İktidarın Sınır Tanımazlığı: Muhalefet blokunun vereceği tepkinin cılız kalması halinde, iktidar dokunulmazlıkların kaldırılması dâhil çok daha sert hamleler deneyebilir. Zira Türkiye’de artık “Bu kadarı da olmaz” diyebileceğimiz hiçbir eşik kalmadı.”
İthal tüketimde tarihi fren-Naki Bakır (Dünya)
“Tüketim malı ithalatı nisanda, yüzde 6,8’le son 48 ayın yıllık bazda en sert düşüşünü kaydetti. Savaş öncesi gerilimin arttığı, fiili çatışmanın yaşandığı ve ateşkese rağmen belirsizliğin sürdüğü ilk dört ayda tüketim malı ithalatı yüzde 5,1 azaldı.
Parasal sıkılaştırma önlemleri ile soğutulmaya çalışılan ithal tüketim, ABD/İsrail-İran savaşı kaynaklı belirsizlik ve enerji şokuyla sert fren yaptı. Savaş öncesi gerilimle ocakta itibaren düşmeye devam eden tüketim malı ithalatı, ateşkese rağmen gerilimin ve savaşın olumsuz etkilerinin devam ettiği nisanda yüzde 6,8’le son 48 ayın en sert düşüşünü kaydetti.
İran-İsrail Savaşı ve bölgesel gerilim sonrası özellikle, enerji fiyatı oynaklığı, Hürmüz Boğazı riski, navlun/sigorta maliyetleri, kur ve rezerv endişesi ve jeopolitik risk priminin belirgin biçimde artması bu düşüşte etkili oldu. Uzmanlara göre jeopolitik şok dönemlerinde tüketim ithalatı ilk vazgeçilen kalem oluyor. Sanayiciler üretimini sürdürebilmek için gerekli hammadde/ara malını ithal etmeye devam ederken, elektronik, tekstil, perakende, dayanıklı tüketim, lüks ürün siparişlerini azaltabiliyor. İran savaşıyla birlikte petrol şoku riski, kur sıçraması korkusu, finansmana erişim sorunu, talep daralması endişesi gibi faktörlerin bir arada ortaya çıktığına işaret eden uzmanlar, ithalatçıların “elimi küçülteyim, bekleyeyim” moduna geçtiği, bunun da tüketim mallarındaki sert düşüşte etkili olduğu görüşünde.
İthal tüketimdeki düşüşte tüketici psikolojisinin de etkisi bulunuyor. Bölgede büyük savaş algısının tüketicileri döviz tutmaya, altına ve harcamalarını ertelemeye yönelttiği belirtiliyor. İthal tüketimdeki frende, İran savaşının tek etmen olmadığı ancak, mevcut sıkı para politikasının üzerine eklenen güçlü bir hızlandırıcı etki yarattığı belirtiliyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
