Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Vedat Çalışkan, Gelibolu’da 1920-1923 yılları arasında yaşayan Beyaz Rusların hikâyesinin, Türkiye-Rusya ilişkileri açısından önemli bir tarihsel ve kültürel miras olduğunu söyledi.
Türkiye-Rusya İşbirliği Araştırma ve Uygulama Merkezi (TURUSIA) Müdürü de olan Çalışkan Medya Günlüğü’nün sorularını yanıtlarken, yaklaşık 20 yıldır “Gelibolulu Ruslar” üzerine araştırmalar yürüttüklerini belirtti.
Çalışkan, Gelibolu’nun yalnızca savaşlarla değil, insani dayanışma örnekleriyle de dünya tarihine geçmiş özel bir coğrafya olduğunu söyledi.
Bolşevik Devrimi sonrasında yaşanan iç savaşın ardından yaklaşık 200 bin Beyaz Rus’un Türkiye’ye sığındığını anlatan Çalışkan, “Bunların yaklaşık 30 bini 1920-1923 yılları arasında Gelibolu’da zorunlu bir gurbet yaşadı. Büyük bölümü Beyaz Ordu’nun Birinci Kolordusu mensupları ve aileleriydi” dedi.
General Vrangel komutasındaki Beyaz Ordu birliklerinin 1920 yılında Gelibolu’ya yerleştirildiğini belirten Çalışkan, o dönem kentin savaşların ve işgal yıllarının ağır izlerini taşıdığına dikkat çekerek, “Gelibolu hem 1912 Mürefte depremi hem de Çanakkale Savaşları nedeniyle büyük ölçüde harap olmuş durumdaydı. Buna rağmen Türk halkı Rus göçmenleri büyük bir hoşgörüyle karşıladı” diye konuştu.
Türk ailelerin evlerini Ruslara açtığını belirten Çalışkan, “Türk kadınları Rus kadınlar ve çocuklarla ilgilendi. Müftü de yerleşim sorununu çözmek için camileri kullanıma açtı. Türkler ve Ruslar arasında tarihte çok sayıda savaş yaşanmış olmasına rağmen Gelibolu’da son derece insani bir dayanışma ortaya çıktı” diye konuştu.

Araştırmalarının başlangıcının 2005 yılına dayandığını anlatan Çalışkan, Gelibolu’da yaptıkları saha çalışmalarında önemli tanıklıklara ulaştıklarını söyledi. Özellikle köylerde yaşayan yaşlıların anlattıklarının araştırmaya yön verdiğini belirten Çalışkan, “Cevizli köyünde yaşayan İsmail Özmen’in anlattıkları bizim için kırılma noktası oldu. ‘Varangele’nin askerlerini mi konuşuyorsunuz’ diyerek yanımıza yaklaştı. O andan sonra araştırma hızlandı” dedi.
Köylülerin bazı Rus subaylarını isimleriyle hatırladığını söyleyen Çalışkan, “Rus Muhittin, Rus Mecit ve Viktor isimleri halen hafızalarda yer etmişti. Bazı yaşlılar zaman zaman Rusça kelimeler de kullanıyordu. İlginç olan ise çocuklarının ve torunlarının bu hikâyeleri ilk kez bizden duymasıydı” ifadelerini kullandı.
Araştırmalar sırasında 1921 tarihli Yüzbaşı Bikov imzalı Gelibolu şehir planına ulaştıklarını söyleyen Prof. Dr. Çalışkan, “Bu harita sayesinde Rusların kullandığı yapıların yerlerini büyük ölçüde tespit edebildik. Ayrıca arşiv fotoğrafları da çalışmalarımıza önemli katkı sağladı” dedi.
Beyaz Rusların Gelibolu’da geçici olduklarını bilmelerine rağmen güçlü bir sosyal ve kültürel yaşam kurduklarını belirten Çalışkan, “Dekovil hattı, liman, fırın, mutfak inşa ettiler. Su şebekesini onardılar, okullar ve kütüphaneler açtılar. Tiyatro gösterileri düzenlediler, futbol takımları kurdular, hatta radyo istasyonu açtılar” diye konuştu.
Rusların Gelibolu’da üç ayrı mezarlık ve anıt bıraktığını belirten Çalışkan, bunların zamanla tamamen yok olduğunu söyledi. Yürütülen çalışmalar sayesinde mezarlıkların yerlerinin yeniden tespit edildiğini aktaran Çalışkan, “1921’de yapılan Büyük Rus Anıtı’nın yeniden inşa süreci Türkiye-Rusya ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oldu” dedi.

Çalışkan, anıtın yeniden yapım sürecinin Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın girişimleriyle başladığını söyledi ve “Andrey Pervozvannıy Vakfı’nın desteğiyle anıt aslına uygun şekilde yeniden inşa edildi ve 17 Mayıs 2008’de uluslararası katılımla açıldı” diye konuştu.
Her yıl 22 Kasım’da Beyaz Rusların Gelibolu’ya geliş yıl dönümünde anma törenleri düzenlendiğini belirten Çalışkan, “Dünyanın farklı ülkelerinden Gelibolulu Rusların torunları Gelibolu’ya geliyor. Bu törenler kültürel hafızanın yaşatılması açısından büyük önem taşıyor” dedi.
Gelibolu’nun dünya tarihindeki yerinin yalnızca Çanakkale Savaşları ile sınırlı olmadığını vurgulayan Çalışkan, “Beyaz Rusların Gelibolu’daki misafirliği de uluslararası ölçekte önemli bir tarihsel miras. Gelibolu’dan ayrılanlar dünyanın birçok ülkesine dağılsa da kendilerini her zaman ‘Gelibolulu’ olarak tanımladılar” diye konuştu.
Çalışkan, Gelibolu’daki bu ortak tarihsel mirasın geleceğe taşınmasının büyük önem taşıdığını belirterek, “ÇOMÜZE adıyla kurulacak Üniversite Müzesi’nde bu ortak geçmişe de yer vermeyi planlıyoruz. Çanakkale Boğazı’ndan Karadeniz’e uzanan bu kültürel köprüyü gelecek nesillere aktarmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
