Perşembe, 7 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Bugünkü köşe yazıları

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 7 Mayıs 2026 06:54
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Trump Hürmüz’e battı-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)

“ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nı açmak üzere başlattığı “Özgürlük Operasyonu”nu 24 saat sürmeden durdurduğunu açıkladı.

Uzun analizlere gerek yok. Trump’ın 24 saat dolmadan çark etmesinin nedeni, bu türden bir operasyonun başarı şansının olmamasıydı.

İran’ın Hürmüz’ü ABD ve İsrail gemilerine kapatmasından beri çare arayan Trump yönetimi, ne NATO müttefiklerinden yardım alabildi ne “ablukaya abluka” taktiğiyle sorunu çözebildi ve ne de sözde özgürlük operasyonuyla…

Daha vahimi de şu: 

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesindeki statüsüne dönmesini istiyoruz” dedi. Haliyle Amerikalılar soruyor: “O zaman savaşa neden girdik?”

Böylece bu sonuncusu da dahil, ABD yönetiminin açıkladığı hiçbir hedef gerçekleşmemiş oldu. Ne rejim değişikliği ne halk ayaklanması ne Kürtlerin harekete geçmesi ne füze kapasitesinin imhası ne Tahran’ın siyasi iradesinin kırılabilmesi…

Hepsi fiyasko, üstüne şimdi “Hürmüz’de savaş öncesi statüye dönme” hedefi ilan ediliyorlar. Ama ABD için acı tablo artık şudur: Yenildiler, Hürmüz’ü ele geçiremediler ve şimdi “Bari eskisi gibi kalsın” diyorlar.

ABD, Hürmüz Boğazı’nın savaştan önceki statüsüne razıysa da İran pek razı görünmüyor. Önceki yazımızda da işaret ettiğimiz gibi Tahran Hürmüz Boğazı’nın nasıl yönetileceğini kritik önemde görüyor.

İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad’a göre “Hürmüz’ün yönetim biçimi petrolün millileştirilmesi kadar önemli”, İran Meclisi Bayındırlık Komisyonu Başkanı Muhammed Rıza Rızai’ye göre “Hürmüz Boğazı’nı yönetmek, nükleer silah elde etmekten daha önemli”.

Eşref Bitlis’in düşen uçağındaki KARA KUTU incelensin-Aytunç Erkin (Nefes)

“Türkiye, 17 Şubat 1993’te Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in şüpheli ölümü ile sarsılmıştı…

Ankara’da havalandıktan kısa süre sonra düşen uçağın düşüş nedeni buzlanma olarak açıklandı.

Ancak 33 yıl önce yaşanan olaya ilişkin şüpheler bitmedi.

23 Haziran 2021’de kaybettiğimiz yakın çalışma arkadaşı Orgeneral Necati Özgen, o dönem çalıştığım SÖZCÜ Gazetesi’nde bana verdiği röportajda Bitlis ve ekibinin ABD’nin hedefinde olduğunun altını çizmiş ve olayı şöyle özetlemişti: “Genelkurmay açıklaması buzlanma, pilotaj hatası. Ama oğlu Tarık Bitlis ‘suikast’ dedi. Başka Türlü olamaz bence de. Hedefti Bitlis ve bizim ekip. ABD’nin planlarını bozmuştuk. (8 Eylül 2018)”

Eşref Bitlis Paşa “kazasıyla” ilgili önceki gün önemli bir gelişme yaşandı.

Eşref Bitlis’in damadı Rıza Şahin, müşteki olarak Adalet Bakanlığı’na başvuru yaptı. Tanık olarak da emekli binbaşı Mete Yarar’ı gösterdi. Yarar’ın, 27 Ekim 2013’te A Haber’de verdiği bilgileri şikayet dilekçesine koydu:

“Bilindiği üzere, Faili meçhul dosyaların çözümü amacıyla T.C. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde ‘Faili Meçhulleri Araştırma Daire Başkanlığı’ kurulmuştur. Sayın Adalet Bakanımız Akın Gürlek beyefendinin konu ile ilgili yaptığı açıklamada, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, 1993 yılının Türkiye açısından karanlık bir dönem olduğunu ifade edip bazı dosyaların zaman aşımına uğradığını, ancak ‘Yeni bilgi ve belgeler gelirse bunlarla ilgili çalışmalar yaparız ve sonuna kadar gideriz’ demiştir.”

Dilekçede, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 4 Ekim 2010’da Başbakan olarak görev yapığı sırada Turgut Özal ve Eşref Bitlis’in ölümüyle ilgili hiçbir şeyin gizli kalmaması gerektiğini söylediğine dikkat çekildi ve Erdoğan’ın şu cümlelerine yer verildi: “Konuyla ilgili benim daha önce bir açıklamam oldu. Bütün bu medyaya sızmış olanlar aslında bana göre suç duyurusu niteliğindedir. Bu suç duyurusu noktasında yargının devreye girmesi gerekir.”

Soylu’nun açıklamaları ve “İşkence 101”-Gökçer Tahincioğlu (T24)

“Türkiye’de tarihsel olarak işkencenin “münferit” olduğunu söyleyenler, münferit olmadığını en iyi bilenlerdir.

Hatta bu kesim, “Suç mu işlesinler, diyelim ki bomba konuldu ve başka çareniz yok, öğrenmek için ne yaparsınız?” gibi müthiş sorularla işkencenin meşrulaştırılması, toplum tarafından normalleştirilmesi için de büyük çaba göstermiştir.

“Manisalı gençler” gibi, “Metin Göktepe” gibi, “Birtan Altınbaş” gibi işkence örnekleri ortaya çıktığında ise aynı kesim sessizliğe bürünür, sonrasında işkencenin münferit olduğunu iddia etmeye devam ederler.

Türü ve yöntemleri günden güne değişiyor elbette işkencenin… Kimi zaman karanlık koridorlarda, kamerasız odalarda kendini gösterir, kimi zaman gözaltı merkezlerinin dışında… Kimi zaman biri gözaltına alınmadan hemen önce, kimi zaman baskı ve tehdit gibi yöntemlerle…

Ama bununla ilgili ne söylenirse söylensin, inanmayın…

İşkence bir insanlık suçudur.

Ve işkence yöntemleri ile öğrenebileceğiniz tek hakikat, duymak istediklerinizdir.

Bir suçla ilgisiz insanlar suçu üstlenir. O da yetmiyorsa ilgisiz ama ilgi kurulmak istenen insanların isimlerini verir. O da yetmediyse ilgisiz yerler gösterir.

İşkence doğruya ulaşabilmenin bir yöntemi değildir.

Ve bütün ayak izlerinin kusursuz biçimde takip edilebildiği bu çağda, iyiden iyiye acizliktir.

Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Gülistan Doku soruşturmasında ne kadar da kusursuz biçimde görev yaptığını anlatmak isterken, faillerden biriyle ilgili şu cümleleri kurdu:

 “Zaynal Abakarov ayın 9’unda yurt dışına çıkıyor. Aile bize diyor ki, ‘Bu şüpheli yurt dışına çıktı, biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz, burada bir gariplik var, geri getirin.’ Abarakov hakkında o dönem yurt dışı yasağı verilmemiş. Konu bana gelince bir tek şüpheli var ve onun da yurt dışında olduğunu anlayınca tedirgin oldum devlet töhmet altında kalacak diye… ‘Eğer gelmezse babası polis memuru ihraç ederim, annesi de Dağıstanlı, geri gönderme merkezine (GGM) alırım ve bunun da hesabını sorarım’ dedim. ‘Gelsin ve devlet töhmet altından kurtulsun, soruşturma devam etsin, nereye gitmek isterse oraya götürürüz’ dedim. Abakarov gelir gelmez yurt dışı çıkış yasağı koyulması yönünde, OHAL yetkisi dahilinde, arkadaşlarıma talimat verdim. Babaya da yurt dışı çıkış yasağı koyduk.”

Özellikle 12 Eylül’den itibaren insanlar, bu ve benzeri yöntemlerle psikolojik işkenceye uğradıklarını kanıtlamak için ömür harcadılar.

Suç işlemiş olsun ya da olmasın, insanlar, yakınlarının gözaltı merkezlerine getirildiğini, burada onlar üzerinden tehdit edildiklerini anlatmaya çalıştılar.

Kimileri, gözaltına bile alınmamış olmalarına rağmen, bir tenhada, telefonda, aracılarla yakınları üzerinden tehdit edildiklerini söyledi, kimse dinlemedi.

Zira bunun kabul edilmesi, işkencenin varlığının da kabul edilmesi, münferit değil sistematik olduğunun kabulü demekti.”

İçeride şiddete dışarıda ABD’ye sarıldı: Halk terk etti, Trump’a mecbur-Yaşar Aydın (BirGün)

“Gazeteciler, belediye başkanları, sendikacılar tutuklanıyor. CHP’nin başından mutlak butlan ve kongre davaları eksik olmuyor. Meclis’in günlük rutini; sosyal medya başta olmak üzere iletişim organlarına dair yeni baskı yasaları çıkarmak oldu. AKP-MHP iktidarı, ülkeyi darbe dönemlerine rahmet okutacak bir anlayışla yönetiyor. İktidar, araya sıkıştırdığı “Terörsüz Türkiye ve yeni anayasa” tartışmasını bile muhalefet üzerindeki baskı tabakasını genişletmek üzerine kurguluyor. Erdoğan’dan gelen AB çıkışı ve demokratik alanı genişletme sözlerine, sipariş yazı yazan birkaç iliştirilmiş gazeteci dışında hiç kimse itibar edip tartışmıyor bile.

AKP-MHP bloku kendi başına ayakta durma yeteneğini çoktan yitirdi. Halkla bağını yitiren iktidar, “kâğıttan kaplan” olduğu anlaşılmasın diye tüm gücüyle muhalefetin üzerine hücum ediyor. Üstelik bu durum yeni de değil.

Cumhur İttifakı, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden bu yana adım adım eriyor. Üstelik bu erime suistimal ve hile tartışmaların gündemden hiç düşmediği atmosferde yaşanmadı. İttire kaktıra buraya kadar gelindi ama artık deniz bitti. Önce büyük kentler Cumhur İttifakı’nı terk etti; sonra dayandığı toplumsal kesimler birer ikişer Erdoğan’a veda etti. Geriye rantiye, tarikat-cemaat, patron ve mafya ittifakı kaldı. Tüm bunlara rağmen Saray ittifakının bir konuda hakkını yememek lazım. Bu kadar marjinal grubu yan yana getirip %20-30 bandında bir destek bulmak başarıydı.

Başarıydı çünkü son günlerde yayınlanan kamuoyu yoklamaları, bu “çelik çekirdekte” de aşınmaların başladığını gösteriyor. Erime ve çözülme oralara kadar ilerledi.

Son dört yıl içinde yapılan tüm önemli kamuoyu yoklamaları ve araştırmalar incelendiğinde, iktidar için çok iç açıcı olmayan bir tablo ortaya çıkıyor.

Yaklaşık 2020’den bu yana gençlerin siyasal eğilimleriyle ilgili yapılan araştırmalarda birkaç ortak nokta var. Birincisi tüm araştırmaların ortak noktası AKP’nin ciddi bir oy kaybına uğradığıdır. Diğer çıkan bir sonuç ise AKP’nin dayandığı muhafazakar-İslamcı siyasal söylemin giderek zayıfladığı oldu. Üçüncü ortak sonuç AKP’nin en zayıf olduğu toplumsal kesimin 18-25 yaş aralığındaki gençler olması. AKP iktidarı döneminde doğmuş ve tüm eğitimini bu sürede almış gençler, AKP’den uzak duruyor. Bu kesimde “AKP’ye oy veririm” diyenlerin oranı hiçbir ankette %20’yi geçememesi de bu durumun göstergesi. Ankete katılan ve kendilerini milliyetçi olarak tanımlayan gençlerin tercihi ise MHP’den çok Zafer Partisi ve İYİ Parti oldu. Bu da Cumhur’u biraz daha zayıflattı.

Benzer bir sonuç çalışan kadınların siyasal tercihlerinde de ortaya çıktı. Tam ya da yarı zamanlı çalışan kadınlarda AKP-MHP tercihi %30’lar civarında seyrediyor. Ev kadınlarında ise iktidara destek rakamı biraz daha yükselerek 40’lara dayanıyor.

En ilginç gelişmelerden biri çiftçiler ve emeklilerde yaşandı. Uzun yıllar boyunca AKP’nin oy deposu olarak görülen bu kesimlerde ciddi bir aşınma yaşandı. On yıl öncesinde %60’lara dayanan emekli desteği bugünlerde %40’ın çok altına düştü. Benzer bir tablo çiftçiler için de geçerli. Tüm bunlar gösteriyor ki hem ülkenin geleceği hem üretici güçleri hem de bugüne kadar iktidarı ayakta tutan kesimler Saray rejiminden umudunu kesmiş durumda.”

Türkiye bu kadar uzun tatillere hazır mı?-Özgür Erdursun (Dünya)

“Türkiye, 2025 Mayıs ayında yine uzun tatil ma­ratonlarından birine hazırlanıyor. 1 Ma­yıs Emek ve Daya­nışma Günü, 19 Ma­yıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bay­ramı ve Kurban Bay­ramı tatilinin 9 güne çıkarılmasıyla bir­likte milyonlarca kişi için din­lenme fırsatı doğarken, iş dün­yasında ise farklı bir tartışma gündeme geliyor:

Ekonominin bu kadar zorlan­dığı bir dönemde Türkiye uzun tatillere gerçekten hazır mı?

Özellikle küçük esnaf, KO­Bİ’ler, üretici işletmeler ve hiz­met sektörü açısından bakıldı­ğında bu sorunun cevabı sanıl­dığı kadar kolay değil.

Resmî tatiller toplum açısın­dan sosyal ihtiyaç olabilir. İn­sanların dinlenmesi, aileleriyle zaman geçirmesi, seyahat etme­si elbette önemlidir. Ancak eko­nomik gerçeklikler de göz ardı edilemez.

Türkiye’de bugün:

-Yüksek enflasyon,

-Düşen alım gücü,

-Artan kira giderleri,

-Yükselen SGK primleri,

-Finansmana erişim zorluk­ları,

-Kredi maliyetleri,

-Tahsilat problemleri, nede­niyle özellikle küçük ve orta öl­çekli işletmeler ciddi baskı al­tında faaliyet gösteriyor.

Böyle bir dönemde işyerleri­nin uzun süre kapanması, bir­çok işletme için sadece “tatil” anlamına gelmiyor.

Aynı zamanda:

-Ciro kaybı,

-Nakit akışının durması,

-Tahsilatların gecikmesi,

-Maaş ödeme baskısı,

-Vergi ve prim yükünün de­vam etmesi anlamına geliyor.

Çünkü işletmeler tatilde olsa bile:

-Kira işlemeye devam ediyor,

-SGK primleri devam ediyor,

-Personel maaşları devam ediyor,

-Kredi taksitleri devam edi­yor,

-Çek ve senet ödemeleri de­vam ediyor.

Yani işletmenin geliri du­rurken giderleri durmuyor.

Özellikle perakende dışında­ki sektörlerde “9 günlük tatil” fi­ilen 12-13 günlük ekonomik ya­vaşlama anlamına gelebiliyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Erivan zirvesi, Paşinyan’ın zaferi, Ankara’nın ‘stratejik miyopluğu’
Sonraki Makale Cumhuriyet gazetesi 102 yaşında

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Dünyanın bütün robotları birleşin!

M. Hakkı Yazıcı
7 Mayıs 2026
GünlükManşet

Cumhuriyet gazetesi 102 yaşında

Medya Günlüğü
7 Mayıs 2026
EditörGünlük

CNN’in kurucusu Turner hayatını kaybetti

Medya Günlüğü
7 Mayıs 2026
GünlükManşet

Enflasyonun 50 yıllık serüveni

Medya Günlüğü
7 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?