Lübnan’da bir markete girip Coca-Cola istediğinizde olmadığını söylerler. Aldığınız olumsuz cevap ülkeyi vuran derin ekonomik krizin gündelik hayatı nasıl yerle bir ettiğinin en çarpıcı özeti.
Bir zamanlar serinletici bir seçenek olan bu içeceği artık raflarda bulmak imkânsız. Toplumun yaşanan bu süreçte Coca-Cola’dan ziyade krizlerin olmadığı günlere susuzluğu ise daha da derinleşmiş durumda. Peki yaşanan bu olay basit bir tedarik sorunu mu? Hayır. Mesele Lübnan’ın feodal yapısının, Orta Doğu’daki meşhur Arap boykotunun yıllara yayılan ticari diplomasi savaşı.
Uluslararası ilişkiler dinamikleri ve bölge tarihi göz önüne alındığında, jeopolitik fay hatlarının bir şişe gazlı içecek üzerinden nasıl okunduğunu görmek oldukça ufuk açıcı.
Bu destansı çekişmenin temelleri 1952 yılına uzanır. Pepsi, Lübnan pazarına Toufic Assaf ve Assaf ailesinin kurduğu Société Moderne Libanaise pour le Commerce şirketi aracılığıyla adım attı.
Hazmieh bölgesinde kurulan fabrika, markayı kısa sürede Levant bölgesinin tartışmasız lideri konumuna taşıdı. O dönem yayımlanan Beirut Daily Star gazetesi, bu büyük değişimi “Kutsal Lübnan topraklarını Pepsi kültürü istila etti” manşetiyle duyurarak ülkenin yaşadığı modernleşme sancılarını tarihe not düşmüştü. Tüketici talebi o kadar akıl almaz bir boyuttaydı ki, dağıtım kamyonları daha bakkallara ulaşamadan yollarda halk tarafından durduruluyordu. Kasalar markete varmadan anında tükeniyordu. Üstelik Toufic Assaf, yaptığı bu devasa yatırımın maliyetini sadece on sekiz ay gibi rekor bir sürede karşılamayı başarmıştı.
Coca-Cola bölgeye 1945 yılında Kahire üzerinden giriş yapmasına rağmen, Lübnan’da her zaman Pepsi’nin gölgesinde kalmaya mahkûm oldu. Asıl büyük diplomatik darbe ise 1960’ların sonunda yaşandı. Coca-Cola’nın İsrail’de bir şişeleme fabrikası açma kararı alması, Arap Birliği’nin acil bir boykot listesine eklemesiyle sonuçlandı. Bu keskin siyasi manevra, Coca-Cola’yı Lübnan dahil birçok Arap ülkesinden silip atarken, Pepsi’ye bölgede yirmi ile otuz yıl sürecek mutlak ve sarsılmaz bir tekel olma fırsatı sundu.
Lübnan iç savaşının en şiddetli ve karanlık günleri olan 1980’lerde, Assaf ailesi geri adım atmak yerine cesur bir hamleyle üretim kapasitesini genişleterek Choueifat sanayi bölgesine devasa bir tesis inşa etti. Bu stratejik adım, Lübnan ekonomisi için her şeye rağmen “buradayız ve ayaktayız” mesajı taşıyordu. Toufic Assaf’ın yalnızca bir iş insanı değil, aynı zamanda güçlü siyasi bağlara sahip bir bakan olması, bu hayatta kalışın temeliydi. Bu nüfuz sayesinde fabrika, milislerin kontrolündeki hatları aşarak çatışmalar sürerken bile üretimini sürdürebildi.
Kırmızı logodan boş raflara
Doksanlı yıllarda boykot rüzgarının dinmesiyle birlikte Coca-Cola, National Beverage Company çatısı altında Lübnan pazarına iddialı bir dönüş yaptı. Ne var ki 2019 sonbaharında patlak veren ve giderek derinleşen büyük ekonomik kriz, bu dönüşün hazin sonunu hazırladı. Ulusal İçecekler Şirketi, ülkenin kötüleşen ekonomik koşullarının ithalatı ve yurt dışı banka transferlerini felç ettiğini belirterek Mayıs 2020 itibarıyla üretimi durdurduğunu açıkladı. Ham madde ithalatı için gereken dövizin bulunamaması ve bankacılık sisteminin çökmesi, fabrikaların tamamen kapanmasına ve bu dramatik vedaya yol açtı. Coca-Cola’nın Lübnan’dan çekilişi, yalnızca bir markanın gidişi olarak kalmadı. Dışa bağımlı, kırılgan ekonominin ve halkın çaresizliğinin çarpıcı bir simgesine dönüştü.
Bugün gelinen noktada Assaf ailesinin yürüttüğü Pepsi üretimi hâlâ ayakta kalmaya çalışsa da, bu artık bir başarı hikâyesi değil. Çöken bir ekonomide verilen son nefes mücadelesi. Bir zamanlar kamyonları karşılayan kalabalıkların yerini ise, bugün bankalarda kendi parasını arayan ve suya ulaşmak için mücadele eden insanlar aldı.
Bir markette Coca-Cola sorduğunuzda duyduğunuz “yok” cevabı, bir dönemin, bir hayat tarzının ve bir ülkenin çöküşünün ilanı. 2020’deki Coca-Cola’nın o sessiz çekilişi Beyrut’un modernleşme hayallerine indirilen son darbeydi.
Bugün o kırmızı tabelalar serinliği değil, kaybedilmiş bir geçmişi hatırlatıyor. Toufic Assaf’ın “altın çağından”, insanların temiz suya bile ulaşamadığı bir karanlığa gelindi. Beyrut’ta güneş hâlâ yakıyor, insanlar hâlâ susuz.
Ama bu susuzluk artık bir içecekle giderilecek türden değil, adalete, sisteme ve geleceğe duyulan derin bir susuzluk.
Benzer yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
