Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Akbelen Ormanı son yıllarda Türkiye’de çevre mücadelesinin en çok konuşulan sembollerinden biri haline geldi.
Konuya aşina olmayanlar için, mesele aslında oldukça basit bir soruyla başlıyor: Bir orman ile enerji üretimi arasında tercih yapılması gerektiğinde kimin sözü geçer?
Akbelen’de yaşanan tartışma, Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş’nin (YK Enerji) Termik Santrali’ne kömür sağlamak amacıyla ormanın bir bölümünün 2023’ün yaz aylarında kesilmesiyle başladı. Bölgede faaliyet gösteren kömür madeni sahasının genişletilmesi planlanınca, genişlemenin doğrudan ormanlık alana ulaşacağı ortaya çıktı. Resmi gerekçe enerji ihtiyacıydı. Ancak köylüler için mesele yalnızca ağaç değildi. Çünkü o orman aynı zamanda tarım alanlarını koruyan doğal bir bariyer, yeraltı su kaynaklarını besleyen ekosistem, arıcılık ve zeytincilik için hayati alan ve köyün parçası olduğu bir yaşam çevresiydi.
Bu nedenle köylüler, “orman giderse yalnız ağaçlar değil, bizim yaşamımız da gider” diyordu.
Direnişin en dikkat çekici tarafı ise, protestoyu yürütenlerin büyük kısmının kentli aktivistler değil, doğrudan bölge halkı olmasıydı. Özellikle kadınlar, yaşlı köylüler ve çiftçiler nöbet çadırları kurarak ormanın girişinde günlerce bekledi. Bazıları tarlalarından getirdikleri sandalyelerde sabahladı. Amaçları güvenlik güçleriyle çatışmak değildi, tek çabaları kesim makinelerinin ormana girmesini engellemekti.
Bu nedenle Akbelen’deki görüntüler birçok insanı etkiledi. Bir tarafta kasklı güvenlik güçleri, iş makineleri ve şirket temsilcileri; diğer tarafta ise elinde bastonuyla bekleyen köylüler, “toprağımı vermem” diyen çiftçiler, çocuklarının geleceğini savunduğunu söyleyen anneler vardı.
Direnişin sembol haline gelmesinin nedeni biraz da buydu: Mesele yalnız çevre değil, yerel halk ile büyük ekonomik çıkarların karşı karşıya gelmesi olarak görüldü.
Köylülerin temel itirazı şuydu: Devlet ve şirketler enerji ihtiyacını savunurken, o bölgede yaşayan insanların yaşam hakkı ikinci plana itiliyordu. Çünkü madencilik genişledikçe zeytinliklerin zarar göreceği, hava kirliliğinin artacağı, su kaynaklarının azalacağı, tarımın zorlaşacağı düşünülüyordu.
Yani köylüler için sorun yalnız bugünü değil, gelecek nesilleri de ilgilendiriyordu, “Bu toprak bize atalarımızdan kalmadı; çocuklarımızdan ödünç aldık” diye düşünüyorlardı.
Akbelen zamanla yalnız Muğla’nın değil, Türkiye’de çevre hakkı tartışmalarının simgelerinden biri oldu. Çünkü burada sorulan soru sadece bir ormanın kesilip kesilmemesi değildi. Bir bölgede yaşayan insanlar, kendi yaşam alanları hakkında söz sahibi olabilecekler miydi.
Bu yüzden Akbelen’deki köylü direnişi, pek çok kişi tarafından yalnız bir çevre protestosu değil; kırsaldaki insanların kendi toprağını, suyunu ve yaşam biçimini savunma mücadelesi olarak görülüyor.
“Acele kamulaştırma”
Medyascope’a göre, bölgede tapulu arazilerin “acele kamulaştırma” kararıyla satın alınması süreci devam ediyor. 10 Ocak 2026 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlananan karar, Çakıralan, Bağdamları, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç ve Karacahisar mahallelerini kapsıyor. Bu da toplamda yaklaşık 6,2 milyon metrekarelik alan ve 679 parselin kamulaştırılması anlamına geliyor.
İkizköy direnişinin öncülerinden Nejla Işık’ın kızı Esra Işık (fotoğrafta sağda), geçen ay sonunda düzenlenen protestolar sırasında “kamu görevlisine hakaret ve tehdit” iddiasıyla gözaltına alındı ve ardından tutuklanarak İzmir Şakran Cezaevi’ne gönderildi. 27 Nisan 2026’da suçlamasıyla hakim karşısına çıkması beklenen Işık’ın tutukluluğuna yapılan itiraz bugün (salı) reddedildi.
Esra Işık aynı zamanda İkizköy’de yaşayan, elinde bastonuyla eylemlerin en önünde yer alan ve kesilmek istenen asırlık çam ağaçlarına sarıldığı fotoğraflarıyla tanınan Zehra ninenin (Yıldırım) akrabası. Yıldırım (fotoğrafta solda) Eylül 2025’te 90 yaşında kanser nedeniyle hayatını kaybetti.
Fotoğraf: yesilisplatformu.com
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
