Eski MHP’li o davaya girseydi-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“Telefonuma bir mesaj düştü. Gençlik yıllarından beri Alparslan Türkeş’in yanında olan, MHP’nin eski yöneticilerinden Şevket Bülent Yahnici yazmıştı. Bugün 76 yaşında olan Yahnici, “Cüppe giyip davaya girseydim, bunları söyler, böyle savunma yapardım” diyordu. Sanık sandalyesinde Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun oturduğu ve bugün Ankara’da görülen bir davadan bahsediyordu.
Bilmeyenler ve unutanlar için yazmalıyım. Davanın özü şuydu: Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, 2017 yılında “ByLock kullanan AKP’lilerin listesi” başlığıyla bir sosyal medya paylaşımı yaptı. Listede 35’i bakan, 25’i milletvekili olan AKP’liler vardı. Soruşturma üstüne soruşturma açıldı, iddianame üstüne iddianame yazıldı. “Hakaret” ve “iftira” ile suçlanan Eminağaoğlu, soruşturma sürecine dair hukuksuzlukları HSK’ye şikâyet etti, ancak sonuç alamadı.
İddianamelerde “mağdur” olarak gösterilenler arasında dört AKP’li adalet bakanı da vardı, yani zamanında HSK’ye başkanlık da etmiş dört isim. Daha da çarpıcısı, Fethullahçı olduğunu kendisi bile gizlemeyen Hakan Şükür de “mağdur” olarak Eminağaoğlu’nu cezalandırmak için iddianameye yazılmıştı.
Gün geldi, davalar birleştirildi, Eminağaoğlu da yargılama sonunda beraat etti. Ama bitti mi, bitmedi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, esasa girmeden usulden bozma kararı verdi. Sonrasında, listedeki diğer kişiler hakkında iki ayrı iddianame ile iki ayrı dava daha açıldı. Sonuçta, beş iddianamenin birleştirildiği dava yerel mahkemede yeniden görülmeye başlandı. Davada usule yönelik işlemler sonuçlanmadan da savcı Eminağaoğlu’nun mahkûmiyetini istedi.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan Gürlek’e neden “sus” dedi?-Deniz Zeyrek (Nefes)
“Güne BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in NEFES’e gönderdiği mektubu okuyarak başladım.
Kendisi Sırma Halı işçilerinin eylemine destek verirken Sırma Halı’nın patronunun talebiyle gözaltına alınıp halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçlamasıyla tutuklanmıştı.
Türkmen dokuz gündür yaşamak zorunda kaldığı ortamı şöyle anlatıyor:
“25 kişilik koğuşta 63 kişi kalıyoruz. Mutfak kısmından tuvaletin ağzına kadar serilen yerlerdeki yataklarda yatıyoruz. Haftada sadece 2 gün sıcak su var ve 1 gün duş sırası geliyor. O da 10 dakika. 63 kişi tek bir tuvalet ile tek bir banyoyu kullanıyor. Tek yatakta iki kişi uyuyoruz. Çarşaflar leş gibi. Oturacak yer yok. Hem çok soğuk hem hijyen koşulları çok kötü. Geçici koğuştan gelenlerin hepsi yara bere içinde, çünkü tahta kurusu var.”
Peki bizim adalet sistemimizin başına, üstelik Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın büyük desteğini alarak gelen Akın Gürlek’in gündemi ne?
– 9 milyona taksitle alınıp bir yıl sonra 13 milyona peşin satılan rezidans,
– Tapu kayıtlarına bakan memurun ifadeleri,
– Muhittin Böcek’le CHP lideri Özgür Özel Manisa’da buluştu mu buluşmadı mı?
– Özel’e tazminat davası
– Özel’in dokunulmazlıkları kalksın mı kalkmasın mı?
– Özel’le ve CHP’li belediye başkanlarıyla siyasi mücadele (Şamil Tayyar’a “Cumhurbaşkanı’nın sus talimatı olmasa ben hakimim ve Özel’le çok sağlam mücadele veririm” demiş.)
– Ünlü isimlere uyuşturucu operasyonları. (İlk söyleşilerinden birinde dikkat çektiği uyuşturucuyla mücadele gündemini destekliyorum. Sadece ünlülere odaklanılması konusundaki ihtiyat payımı bir kenara not ederek, uyuşturucuyla ciddi anlamda yapılan her türlü mücadeleyi desteklemek zorundayız.)”
Emniyet’te “liste savaşları” başladı-Tolga Şardan (T24)
“Bu coğrafyada, iktidar aynı olsa da her bakanın değişikliği, bakanlık kadrolarında her zaman değişim beklentisi yaratır ve bu değişim de her zaman gerçekleşir. Hiç şaşmaz.
İçişleri Bakanlığı’nda Mustafa Çiftçi’nin bakan olmasıyla yine geçmişe benzer süreç yaşanıyor bir süredir.
İçişleri Bakanlığı koltuğunda yaşanan değişim sonrasında bakanlık kadrolarında başlayan “atama” beklentisi, Bakan Mustafa Çiftçi’nin geçen günlerdeki “ihtiyaç olan alanlarda çalışma arkadaşlarımız arasında bayrak değişimi olabilir” açıklamasıyla had safhaya çıktı doğal olarak.
Üstelik Çiftçi’nin bu değerlendirmeyi, Cumhur İttifakı çerçevesinde gerek emniyet gerekse mülki idare kadrolarında “güçlü” konumdaki MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’yi ziyaretinden kısa süre sonra yaptığını hatırlatayım.
Sürece bakıldığında sadece Bahçeli’yi ziyarette MHP’nin genel tavrının öğrenilmesi değil, bilhassa AKP’li siyasetçi ve üst düzey bürokratlarının Çiftçi’yi “hayırlı olsun” ziyaretlerindeki “atama talepleri”, yeni İçişleri Bakanı’nın atamalar konusunda hareketli günler geçirmesine neden oluyor.
Aldığım bilgiye göre, Bakan Çiftçi kendisine iletilen “selamlar”dan bunalmış durumda! Çiftçi, aracılarla “kendisine ulaştırılan selamlar”ın Bakan Yardımcısı Ali Çelik’te toplanmasını istedi.
Doğrusunu isterseniz; önceki Bakan Ali Yerlikaya’nın atamalarında MHP’li kadrolar, yansıtıldığı gibi büyük tasfiye yaşamadı. Hatta Yerlikaya döneminde özellikle emniyet içinde MHP’ye yakın isimlerin göreve getirilmesi oransal bakımdan hemen hemen eskiye yakındı.
Kaldı ki, FETÖ’cülerin tasfiyesiyle birlikte İçişleri Bakanlığı özelinde AKP’nin kendi kadrolarının sayıca az olması, zaten MHP’ye yakın isimlerin her zaman görev başında olmasının önünü açtı. Görevden alınan MHP’liyse yerine verilen de büyük oranda MHP’ye yakındı.
Buradaki asıl mesele, Yerlikaya’nın Soylu’nun ekibini tasfiyesiydi.
Yerlikaya, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ekibine yönelik görevden almaları gerçekleştirdi. Dolayısıyla görevden alınanların MHP Genel Merkezi nezdinde başlattıkları, “MHP’li emniyet müdürleri tasfiye ediliyor” feveranı, Bahçeli’nin Yerlikaya’ya mesafe koymasına neden oldu.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in geçen hafta bakanlık merkez teşkilatındaki atamaları ve bazı başsavcılıklardaki acil değişime imza atması, İçişleri Bakanlığı’ndaki beklentileri artırdı kuşkusuz.
Mülki idaredeki beklentiler biraz daha ağırdan gidiyor. Özellikle bazı valilerin değişeceği ifade edilmekle birlikte atamalar sistemi rahatsız etmeyecek yaklaşım içinde gerçekleşecek.
Bakanlığın ağır toplarından jandarmadaki atamalar ise, geçmişten bu yana sistematik ve planlı şekilde gerçekleştiğinden yaza kadar teşkilat kadrolarında değişim beklentisi yok denecek seviyede.
Bakanlık kadrolarında yaşanması beklenen atamaların elbette en önemli adresi emniyet teşkilatı. Teşkilat, bugünlerde tamamen “üst düzey yönetici” atamalarına odaklanmış durumda. Bu nedenle merkez teşkilatındaki kulisler epeyce hareketli. Taşradakiler de gözlerini Ankara’ya çevirmiş halde gelişmeleri yakından takip etmeye çalışıyorlar.
Emniyet Genel Müdür Yardımcıları Ömer Urhal ve Caner Tayfur ile özellikle Ankara Emniyet Müdürü Engin Dinç’in yaş haddinden emekliye ayrılmalarının yanında, Emniyet Genel Müdürü Mahmut Demirtaş’ın görevden alınması yönündeki kulislere düşen bilgiler, teşkilatta deyim yerindeyse “liste savaşları”nı gündeme taşıdı bir süredir.
Emniyet’te şimdilerde iki ana grup yeni dönemde görev alma ve gücü elinde bulundurma mücadelesine girişmiş durumda.”
Kimse “kaybettik” demeyecek-Uğur Ergan (halktv.com.tr)
“Tüm ileri askeri teknolojiye rağmen, ABD-İsrail haydutluğunun İran’a kayıtsız şartsız diz çöktürdüğü söylenemez.
ABD-İsrail ikilisi İran’da rejimin önde gelen isimlerini ortadan kaldırmış olsa da, ABD Başkanı Trump’ın birbiriyle çelişen açıklamaları savaş öncesi yapılan planlamalardaki hedefe ulaşılamadığının göstergesi.
Trump yönetiminin, İran’ın Körfez ülkelerini hedef alarak savaşı bölgeye yayacağını ve Hürmüz kartını devreye sokarak dünya ekonomisini felce uğratabileceğini hesap etmediği anlaşılıyor.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan sıkıntı tüm dünyada enerji tedariki alarmı verdirince, Trump yelkenleri indirmek zorunda kalmış gibi.
Zaten sona erse bile savaşın bir süre daha dünyaya ağır maliyetinin olacağı aşikar.
Enerji açığının büyümesiyle iş artık öyle bir noktaya geldi ki, taraflar ister istemez savaş ortamından çıkış yolunu aramaya başladılar.
Trump, yalan söylemlerin ağır bastığı saçma sapan konuşmalarıyla daha şimdiden kendisini savaşın kazanını göstermeye çalışsa da, ABD’deki komuoyu yoklamaları Trump yönetimine duyulan güvenin ciddi şekilde düşmeye başladığını ortaya koyuyor.
Trump’ın görev performansını onaylamayanların oranının yüzde 60’a yükselmesi, alarm zillerinin çaldığını gösteriyor.
Amerikalıların yüzde 55’i de Trump’ın ülkeyi belirsizliğe götürdüğünü düşünüyor.
Anket verileri, ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin ağır bir yenilgi alabileceğinin işareti olarak değerlendiriliyor.
Seçim sonrası Cumhuriyetçiler eğer Kongre’de çoğunluğu kaybederlerse, başkanlık seçimlerine iki yıl kala Trump ABD’yi yönetmede ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalabilir.
Bu durumda Trump’ın iki yıl öncesinden “Topal Ördek” durumuna düşeceğini söyleyenlerin sayısı az değil.
Bu tehlikeyi gördüğü için de Trump “Biz kazandık, rejimi değiştirdik” yalanlarıyla savaşı sona erdirme arayışına girmiş olabilir.”
Türkiye’den 14,7 milyar dolar sıcak para çıktı-Naki Bakır (Dünya)
“ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş üzerine baş gösteren ve ilk üç haftada 15 milyar dolara yaklaşan Türkiye’den sermaye kaçışının, savaşın uzaması ve risk algısının kalıcılaşmasına bağlı olarak hızlanması halinde bunun, Haziran 2023’ten beri parasal sıkılaştırma programı uygulayan ve Aralık 2024’ten bu yana faiz indiren ekonomi yönetimini proaktif hamlelerle hareket etme olasılığı belirdi.
Küresel ticaret, finans ve ekonomik ilişkilerde ortaya çıkan olağan dışı olumsuz tablo dolayısıyla yaşanabilecek riskler, enflasyonla mücadelede önemli yol alınan parasal sıkılaştırma programın uygulamasına karşıt güçlü bir faktör olarak ortaya çıktı.
Yeni koşulların yol açacağı risklere karşı alınacak önlemler ise ekonomik programın gidişatını doğrudan ilgilendiriyor. Uzmanlar, bu sürecin, kısa vadeli sıcak parayı tutmak için politika setinde koordineli bir yaklaşımı zorunlu kılabileceği ve faizden kur istikrarına, likidite yönetiminden makro ihtiyati tedbirlere kadar bir dizi yeni adımı beraberinde getirebileceği görüşünde. Savaşla birlikte ağırlaşan durum, Türkiye’nin uzun süredir dış kaynak ihtiyacını kalıcı doğrudan yabancı sermaye yerine sıcak para ile ikame etmesinin riskini de ortaya koydu.
Yaklaşık bir aydır süren savaşın ilk üç haftasına denk gelen 27 Şubat–20 Mart dönemine ilişkin finansal göstergeler, Türkiye’de kısa vadeli sermaye hareketlerinde belirgin bir çıkışa işaret etti. Merkez Bankası verileri ve bankacılık sistemi göstergelerine dayanan analizlere göre, bu dönemde Türkiye’den 14,7 milyar dolar dolayında bir sıcak para çıkışı yaşandı.
Analizler, çıkışın büyük bölümünün carry trade pozisyonlarının çözülmesinden kaynaklandığını, ilk haftada yoğunlaşan hareketin ikinci ve üçüncü haftada ise yavaşladığını gösteriyor. Veriler, ilk haftadaki 11 milyar doların üstündeki sert hareketin büyük ölçüde carry trade pozisyonlarının çözülmesiyle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle 13-20 Mart arasındaki haftada çıkış 2,8 milyar dolara düştü.
Yüksek faiz ortamında swap kanalıyla TL’ye erişen kısa vadeli yabancı fonların, risk algısındaki değişim ve getiri beklentilerindeki dönüşle birlikte pozisyonlarını kapattığı değerlendiriliyor. Geçmiş deneyimler, gelişmekte olan piyasalarda kısa vadeli sermaye akımlarının ne kadar hızlı yön değiştirebildiğini ve bu değişimlerin hem rezervler hem de döviz likiditesi üzerinde doğrudan ve belirgin etkiler oluşturabildiğini gösteriyor.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
