Kim bu Cevheri Güven?-Barış Pehlivan (Cumhuriyet)
“Çetenin, TSK içinde üç tür faaliyet gösterdiği belirlendi:
1- Üç grup halinde hareket eden kadın satıcılarından fuhuş amaçlı yerli ve yabancı uyruklu kadınlar ayarlayarak, üst rütbeli komutanlara pazarlama.
2- Deniz Harp Okulu’ndan ayarladıkları ve tuzaklarına düşürdükleri kız öğrencileri fuhuş amaçlı kullanma, bu kız öğrencileri üst rütbeli komutanlara pazarlama, bunu Deniz Harp Okulları Komutanlığı’nda görevli kadın subay üzerinden gerçekleştirme.
3- TSK içinde değişik eğilimleri olan kişilerin tespit edilip swinger olarak adlandırılan, eş değiştirme partileri organize etme ve gaylerin tespiti.”
Rahatsız mı oldunuz okuduklarınızdan? Bu satırlar, 2013 yılında çıkan “Bal Tuzağı/Bel Altı İstihbarat” adlı kitapta yazıyor. Yazan ise tanıdık bir isim: Cevheri Güven. Okuru, Fethullahçıların TSK’yi tasfiye için kurguladığı kumpaslardan Askeri casusluk davasına bu alçakça yalanları öne sürerek inandırmaya çalışıyor.
Cevheri Güven’in fuhuşla ve üst rütbeli komutanlara pazarlanmakla suçladığı kız öğrenciler kim biliyor musunuz? Yanıtı, Cevheri Güven’in kitabında sık sık referans verdiği Zaman gazetesinden okuyalım: “Çetenin fuhuş elemanı olarak kullandığı 18 kadın askerden 13’ünün Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden (ÇYDD) burs aldığı tespit edildi. Albay İ.S’nin bilgisayarından çıkan bilgiler ise ÇYDD’li kızların özellikle seçildiğini ortaya koydu.”
Aiskhylos’un sevdiğim bir sözü var: “Acının ödülü deneyimdir.” Ama sanki, 2500 yıl önceden gelen bu dersin gereğini yapmıyor, yaşadığımız onca acının ödülünü heba ediyoruz.
Öyle ya, bugünkü hukuk katliamları, itibar suikastları ve medyanın bu çürümüşlükteki rolü bir anda olmadı. AKP’nin 24 yıllık iktidarında adım adım büyüyen, sonuç alınmış kirli yöntemlerin kural haline geldiği bir sistemdi bu. Haliyle, bugün AKP’nin devam eden hukuksuz düzenine, o düzeni yaratan çarklardan birinin sözde itirazı en azından mide bulandırmalı. Hele ki o itirazı yapanın asıl amacının yine bir başka hukuksuz düzen yaratmak olduğunu biliyorsanız, duyduğunuz bulantı hissi uyanık olmayı da beraberinde getirmeli.
Bugün Cevheri Güven videolarını izleyenleri gördüğümde bunlar aklıma geliyor. O Cevheri Güven ki Deniz Baykal’a yönelik kaset komplosunda da görev alan isimdi. Örgüt içindeki kod adı Bahadır’dı. Tanık olarak ifade veren Süleyman Özışık, 6 Mayıs 2010’da Cevheri Güven’in kendisine önemli bir video göndereceğini söylediğini açıklamış ve eklemişti: “Görüntüleri yayınlamayacağımı, etik olmadığını söyledim. Bana, ‘Bu görüntüler varan 1, varan 2 şeklinde devam edecek. CHP karışacak. Deniz Baykal ayrılmak zorunda kalacak’ dedi. Cevheri Güven yıllardır tanıdığım bir insan. Ergenekon döneminde şüphelilerle ilgili birçok ses kaydı ve görüntü gönderdi. Bunları sitemizde yayınlamıştık.”
Nihayetinde olumsuz yanıt alan Cevheri Güven, bu sefer devreye Akit’in internet sitesini soktu ve Baykal görüntülerini orada yayınlattı. Çilingircisinden polisine birçok ismin itirafıyla, Baykal’a düzenlenen komplonun Fethullahçıların operasyonu olduğu bugün artık biliniyor. Ama Cevheri Güven, tipik bir Fethullahçı taktiğiyle kendi yaptıklarını “Ergenekon’a” yüklüyor ve “Bal Tuzağı” adlı kitabında şöyle yazıyordu:
“Kaseti çekenler, servis biçimini özenle seçmişti. Bütün barutlarını tek seferde tüketmiyor, Baykal gidene kadar komployu devam ettireceklerini gösteriyorlardı. Kasette görüntülerin tamamı verilmiyordu. Özenle kesilmiş ve montajlanmıştı. Kasetin ismi VARAN 1 olarak konmuştu. VARAN 2’nin çok yakında yayınlanacağı belirtiliyordu.”
Özgür Özel’in elinde başka bilgiler mi var?-Deniz Zeyrek (Nefes)
“Bizim için bir salı klasiğidir TBMM mesaisi. Önce MHP lideri Devlet Bahçeli’nin konuştuğu MHP TBMM Grup toplantısı olur. Ardından DEM Parti grubu. Öğleden sonra da CHP grubu.
CHP lideri Özgür Özel geçen hafta Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığıyla ilgili basın toplantısını CHP Genel Merkezi’nde yaptığı için CHP Grubu toplanmamıştı.
Özel’in bu haftaki adresi yine TBMM’ydi.
Gürlek’le polemiği merak konusu olduğundan grup toplantısına ilgi büyük olan Özel, herkesin can kulağıyla kendisini dinlediğinin farkında olsa gerek, önce çok önemli olmasına karşın iktidarın ve ülkenin gündemine gelemeyen konulara dikkat çekti.
Bu konuların ilki tarım ve hayvancılığın durumuyla, İran savaşının bu alandaki olumsuz etkileriydi. Özel, çiftçiye mazot ve gübre desteği talep ederken, iktidara ciddi uyarılar yaptı.
Özel’in diğer önemli konusu da önceki yazımda “Tehlikenin farkında mıyız” dediğim konuydu. Etrafımızda balistik füzeler uçuşurken bizim hava savunmamızda hangardan çıkarılamayan S-400 savunma sistemi dışında ciddi bir hava savunma altyapısı bulunmuyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bölgesel krizi ve İran savaşını kastederek “Biz bunlarla uğraşırken muhalefet selden kütük topluyor” yorumunu yapmıştı.
Erdoğan’a “Biz selden kütük toplamıyoruz ama bu kütükler niye sele kapılmış onu soruyoruz” karşılığını veren Özel, “Bunu sormaya da hakkımız var” diye devam ediyordu.
Evet, Özel’in son seçimde 18 milyona yakın oy alarak birinci olan CHP’nin genel başkanı olarak hepimiz adına bunları sormaya hakkı vardı.
Propagandası yerli ve milli söylemlerine dayanan, S-400 güzellemeleri yapan bir iktidarın yönettiği Türkiye’nin bugün neden NATO Patriot bataryalarına muhtaç kaldığını anlamamız gerekiyor.
Üçüncü konu ise İBB duruşmasında yaşananlardı.
Silivri’de 9 Mart’tan bu yana görülen duruşmalarda ortaya çıkan çelişkili ifadeleri ve rakamları tek tek aktaran Özel, ardından merakla beklenen Gürlek bölümüne geçti.
Bilmeyenler için anımsatayım, Gürlek ve ekibi tapu iddialarına karşı Özel aleyhine iki konu ortaya atmıştı.
– Birincisi bizzat Gürlek tarafından dile getirilmişti:
“Özgür Özel seçim öncesi Manisa’da Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ile buluştu ve kendisini aday yapmak için para aldı. Böcek Manisa’ya gitti, benzinlikte buluştular, HTS kayıtları var.”
Gürlek’in “itirafçı olacak” dediği Böcek zaten bu iddiayı yalanlamıştı. Özel de İçişleri Bakanlığı’nın kendisine tahsis ettiği koruma ekibinin günlük programlarına dikkat çekerek Böcek’le buluştukları söylenen gün Ankara’da olduğuna dikkat çekti.
– İkincisi ise Özel’in Beşiktaş’taki evi hakkındaydı.
İktidar yanlısı medya, Özel’in yıkım kararı olan bir evi ucuza satın alıp kentsel dönüşüm sonrasında servet sahibi olduğunu iddia etmişti.
Söz konusu evi 2021’de alan Özel, beş yıldır her mal beyanında o eve yer vermenin rahatlığındaydı ve iddiaları tek tek çürüttü.
Özel, Akın Gürlek’le ilgili belgeleri biraz daha detaylandırarak tekrar gündeme getirirken ilginç bir noktaya dikkat çekti ve şöyle dedi:
“Bunları bir genel başkana götürmek istiyorsanız bana değil AK Parti Genel Başkanı’na götürün.”
Ben bu sözlerden, Özel’in eline başka bilgilerin de geçtiği sonucunu çıkardım.”
TBMM’ye ve Erdoğan’a rağmen: İsmail Arı’nın garip tutuklanması-Yalçın Doğan (T24)
“Gözyaşları içinde Tayyip Erdoğan’ı dinliyorum.
Kendisine toz kondurmayan, her koşulda kendisini canla başla destekleyen, itinayla seçilmiş gazetecilere iftar veriyor. Oradaki konuşmasında:
“Televizyon ekranları, gazete köşeleri ve dergiler on yıllar boyunca tek tipçi, tek sesli ve üstenci bir zihniyetin tahakkümüne mahkum olmuştur. Geçmişte öyle günler yaşadık ki, farklı sesler susturuldu, halkın haber alma hakkı engellendi.
Medya organları toplum ve siyaset mühendisliğinin aparatı olarak hoyratça kullanıldı.
Ama, şimdi bunların hepsi mazide kaldı”.
Güzel sözlere hasret kalmışız, devam ediyor Erdoğan:
“Sizler kaleminizle, sözünüzle bu toplumun düşünce iklimine önemli katkılar yapıyorsunuz.
Gerektiğinde eleştirerek, gerektiğinde sorgulayarak, gerektiğinde ise, takdir ve teşvik ederek, hayati bir kamu hizmetini yerine getiriyorsunuz.
(…)Gazetecilik toplum için adeta pusula hizmeti görür.
(…)Farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği, hakikatin merkeze yerleştiği güçlü bir medya hepimiz için hayati önemdedir”.
Son yıllarda haber ya da yorumlarından dolayı hapse atılan gazetecileri, onlara açılan davaları, işsiz bırakılan gazetecileri düşününce, bu sözler ferahlık veriyor.”
Bizim İsmail çok tehlikeli bir adam-Berkant Gültekin (BirGün)
“Çok tehlikeli bir adam bizim İsmail. Haberle yatar, haberle kalkar. Boş durmayı sevmez, yorulmak nedir bilmez. Arada yatıp uyur tabii ama rüyasında bile haber yazar. “Herkesin işini elinden alacak” dedikleri yapay zekâ, bizim İsmail’in anca getir götürünü yapar.
Çok tehlikeli bir adam bizim İsmail. Hayatını gazeteciliğe adamıştır. Gerçeklerin halka ulaşması için elinden geleni ardına koymaz. Tehditlere boyun eğmez, hiçbir engel ve zorluktan gözü korkmaz. Ona bu cesaret ve azim, gerçeğin gücünden gelir. Haberi dedikoduyla değil, belgeyle yazar.
Çok tehlikeli bir adam bizim İsmail. Sırtını BirGün’den başkasına dayamaz. Arkasında karanlık odaklar, holdingler, çeteler, hırsızlar, kara paracılar değil halkın desteği vardır. Tertemizdir, güvenilirdir. Onu karalamaya kimsenin gücü yetmez; hakkındaki yalanlar, söyleyenlerin diline yapışır.
Çok tehlikeli bir adam bizim İsmail. Kendisine sahip çıkanı mahcup etmez ve herkes bunu bilir. Kimsenin başını öne eğdirmez. Çünkü onun peşinden koştuğu tek çıkar, halkın çıkarıdır. Kendini halkına, yurduna karşı borçlu ve sorumlu hisseder. Yazdığı her cümleyi bu bilinçle yoğurur. İsmail için habercilik, bir memleket meselesidir.
Evet, bizim İsmail çok tehlikeli bir adam ama halk için değil… Yolsuzluğa batanlar için, kamunun parasını cebe indirenler için, insanlara mezar olan konutları inşa edenler için, afet zamanında çadır satanlar için, istismarcılar için, kadın düşmanları için, memleketi karanlığa hapsetmek isteyen tarikatlar için, çetelerle iş tutanlar, onlara yol verenler için çok tehlikeli bir adamdır İsmail. Henüz 30’unda değildir ama 30 yıl konuşulacak skandalları ortaya çıkarmıştır.”
Powell’ın bağımsızlık savaşı-Prof. Dr. Selva Demiralp (Dünya)
“ABD Merkez Bankası Fed, tarihinde belki de ilk defa bu denli ciddi bir bağımsızlık savaşı veriyor. Merkez bankaları ile siyasetçiler arasında gerilim her zaman vardır, çünkü siyasetin doğası kısa vadeli sonuçlar üretmeyi gerektirir. Daha düşük faiz, daha çok büyüme, daha çok istihdam gibi.
Ancak bir ekonomide kısa vadede iyi olan her zaman uzun vadede de iyi değildir. Eskilerin dediği gibi, “can isteği bedene şifa” değildir. Can isteğiyle yediğiniz tatlı uzun vadede obezite ve beraberindeki sağlık problemlerini getirir. “Can isteğiyle” talebi şişirmek de uzun vadede enflasyon, hayat pahalılığı ve gelir dağılımında bozulma getirir. İşte bu sebeple siyasetçilerin kısa vadeli hedeflerini ekonomide uzun vadeli fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme çizgisine çekmek amacıyla merkez bankalarına siyasi baskılardan bağımsız karar alma güvencesi verilir. Bu amaçla başkan ve başkan yardımcılarının görev süreleri kanunla 14 yıllık bir koruma altına alınır.
Trump’ın birinci döneminde de Fed üzerinde “faizleri indir, ekonomiyi canlandır” baskısı vardı. Ancak o dönemde baskı söylem düzeyinde kaldı, Fed’in kararlarına somut bir yansıması olmadı. Yaptığımız uluslararası bir karşılaştırmada, siyasi baskının özellikle popülist liderler arasında yaygın olduğunu ama kurumsal yapının güçlü olduğu ülkelerde bu baskının Merkez Bankası kararlarını etkilemediğini gösterdik. 2010–2020 dönemini kapsayan o çalışma, birinci Trump döneminden hareketle ABD ile Türkiye arasında bir karşılaştırma imkânı sunuyordu. Elde ettiğimiz bulgular, yoğun baskıya rağmen kurumsal bağımsızlığın Fed’i ve dolayısı ile ABD’deki fiyat istikrarını koruduğunu ortaya koyuyordu.
İkinci dönem ise bambaşka bir kulvarda ilerliyor. Bu sefer sadece söylem yok, kurumsal yapıyı zayıflatıp başkanın gücünü artırmaya yönelik somut adımlar var. Önce Fed binasının renovasyonunda aşırı harcama yapıldığı ve bunun Kongre’den saklandığı gerekçesiyle Powell’a yönelik eleştiriler ve bir itibarsızlaştırma hareketi başladı. Sonrasında bu eleştiriler çok daha ağır bir seviyeye çekilerek Powell hakkında cezai soruşturma açıldı. Daha önce yine FOMC üyelerinden Lisa Cook, bir konut kredisi yolsuzluk iddiasıyla mahkemeye taşınmış ancak Yüksek Mahkeme görevden alınma talebini reddetmişti. Cook’tan sonra el yükseltilerek doğrudan Fed Başkanı’nın hedef alınması, küresel finansal piyasaların kalbinde bulunan Fed bağımsızlığına açık bir saldırı niteliği taşıyor.
İşte tam bu noktada, o zamana kadar sessiz kalan ve para politikasına siyaset bulaştırmamak bir yana, maliye politikası üzerine bile yorum yapmaktan kaçınan Powell’ın 11 Ocak Pazar günü kısa bir video yayımlayıp Fed’in YouTube sayfasında paylaştığını gördük. Powell videoda soruşturmanın asıl amacının faiz kararını başkanlık tercihlerine göre şekillendirmek olduğunu, bunun Fed üzerinde baskı kurmak için bir bahane olduğunu açıkça söyledi. Fed Başkanı dahil kimsenin kanunun üstünde olmadığını vurgulayan Powell, bu çıkışıyla kişisel bir itibar mücadelesi değil kurumsal bir direniş başlatıyordu. Powell’ın bu direnişini kişisel bir savaş olarak okumak saflık olur. Bunu, kurumsal bağımsızlığı saldırıya uğramış gelişmiş bir ülke Merkez Bankasının direnişi olarak okumak lazım.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
