Beyrut Limanı’nın dibinde yeni bir “kurtarılmış bölge” mi kuruluyor?
Hizbullah’ın kendi başına aldığı savaş kararı sonrası sokaklarda kalan ve çadırlarda yaşam mücadelesi veren çoğu güneyli sığınmacılar üzerinden Lübnan’da yeni bir oyun kurgulanıyor: Liman Bölgesi Sığınma Merkezi Projesi.
Beyrut’un kalbi Eşrefiye ve Karantina bölgesinde yaşayan halk, bu projenin sadece insani bir yardım olmadığını, başkentin stratejik noktalarını kuşatmayı ve demografik yapıyı kalıcı olarak değiştirmeyi hedefleyen bir “demografik mühendislik” hamlesi olduğunu düşünüyor.
Hizbullah’ın Lübnan’ı sürüklediği savaşın bedelini, evlerinden olan binlerce sığınmacı ödüyor. Ancak bugün, bu insani trajedi üzerinden Lübnan’ın ekonomik can damarı olan Beyrut Limanı’na adeta bir “el koyma” operasyonu yürütülüyor. 4 Ağustos patlamasının yaralarını hâlâ saramamış olan liman bölgesi, şimdi 5.000 kişilik bir sığınma merkeziyle yeni bir güvenlik ve kimlik tehdidiyle karşı karşıya.
Bu girişimin, “insani yardım” maskesi altında Beyrut’un egemen mahallelerini kuşatma ve bölgeyi devlet kontrolü dışındaki bir “güvenlik karesine” (mürabba emni) dönüştürme çabası olduğu görülüyor.
Lübnan Güçleri Dış İlişkiler Sorumlusu Richard Kuyumciyan, projeye karşı en sert tepkiyi gösteren isimlerin başında geliyor. Kuyumciyan, bu girişimin bölge halkı için yeni bir “saatli bomba” olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Karantina-Liman bölgesinin güvenliğimizi ve istikrarımızı tehdit eden bir saatli bombaya dönüşmesini reddediyoruz. Sığınma merkezlerinin yasa dışı silahlarla donatılmış, hukukun işlemediği güvenlik karelerine dönüşmesini kabul etmiyoruz. Sığınma bahanesiyle yapılan kalıcı demografik değişim projelerine geçit vermeyeceğiz.”
Kuyumciyan ayrıca, limanda silah veya tehlikeli madde depolanması riskinin halkta büyük bir korku yarattığını vurgulayarak, Beyrut’un egemenliğinin korunması için her türlü siyasi ve toplumsal aracın kullanılacağını belirtti.
Lübnanlı siyasilerin ve halkın bu projeye karşı çıkarken kullandığı en korkunç örnek: Ouzai. Türk okuyucusu için yabancı olan bu isim, Lübnan hafızasında “geçici” diye başlayıp devletin bir daha adım atamadığı, tamamen Hizbullah kontrolünde olan devasa bir kaçak yapılaşma ve kaos bölgesini temsil ediyor. Bugün Beyrut Limanı’nın yanına 5.000 kişilik kamp kurma ısrarı, halkta şu korkuyu tetikliyor:
“Limanın dibine bir gecekondu mahallesi kuracaklar, orayı silahlandıracaklar ve bir daha asla gitmeyecekler. Devlet egemenliğini boşa çıkararak limanı da kontrol etmiş olacaklar.”
Sadece siyasi çevreler değil, Beyrut Limanı Kamyon Sahipleri Sendikası da bu karara isyan etmiş durumda. Liman sahasının içine veya hemen bitişiğine kurulacak devasa bir sığınmacı kampının yaratacağı riskler dehşet verici:
1-Lojistik çöküş: Kamyon güzergahlarının ve konteyner terminallerinin ortasına kurulacak bir kamp, limanın işleyişini durma noktasına getirecektir.
2-Güvenlik riski: Stratejik bir tesisin dibinde bu kadar büyük bir insan trafiği, hem sığınmacılar hem de liman çalışanları için ciddi bir güvenlik açığıdır.
3-Kalıcı gecekondu korkusu: Bölge halkı, geçmişte geçici olarak başlayıp devasa bir kaçak yapılaşma ve kaos merkezine dönüşen “Ouzai” örneğinin Beyrut Limanı’nın kapısında tekrarlanmasından endişe ediyor.
Sığınmacılara onurlu bir barınma sağlamanın yolu, ülkenin en hassas stratejik tesislerini ve demografik dengelerini tehlikeye atmaktan geçmiyor. Gereksiz savaşlara girmeyerek Lübnan’ı savaşların merkezi yapmamaktan geçiyor. Hizbullah’ın kendi tabanı üstünden kurguladığı bu oyun insani bir adımdan ziyade Beyrut’un kimliğini hedef alan bilinçli bir kuşatma planı. Ancak Hizbullah’ın ülkede kendisi dışında bir işe yaramayan tabanı dışındaki Lübnan halkı, kendi limanında sığınmacıların bir “güvenlik kalkanı” veya “nüfus kozu” olarak kullanılmasına izin vermeyecek gibi görünüyor.
Hizbullah dışı kesimlerin haykırışı ise belli: Beyrut bizimdir, liman bizimdir ve tek seçenek devletin egemenliğidir.
Fotoğraf: middleeasteye.net
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
