Salı, 20 Eki 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
ManşetSerbest Kürsü

Yeni güvenlik dönemi mi?

Mustafa Böğürcü
Son güncelleme: 19 Ekim 2026 19:22
Mustafa Böğürcü
Paylaş
Paylaş

Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan gelişmelere ayrı ayrı bakıldığında öğrenci protestoları, toplumsal olaylar, casusluk iddiaları, askerî açıklamalar ve bölgesel gerilimler öne çıkıyor.

Ancak bu gelişmeleri güvenlik, dış politika ve ekonomi perspektifinden birlikte değerlendirdiğimizde daha kapsamlı bir soru belirginleşiyor: Dünya, güvenliğin yalnızca askerî güç ve polisiye müdahaleyle sağlanamayacağı yeni bir döneme mi giriyor?

Fransa’daki öğrenci hareketlerinden Arnavutluk’taki sokak çatışmalarına, Azerbaycan’daki laiklik tartışmalarından İngiltere’nin güvenlik uyarılarına, Almanya’daki casusluk soruşturmasından Ukrayna-Rusya savaşına; İran, ABD ve İsrail arasındaki gerilimden Pakistan-Hindistan hattına ve Yemen-Suudi Arabistan eksenindeki mücadeleye kadar uzanan gelişmeler, güvenlik kavramının çok boyutlu ele alınmasını zorunlu kılıyor. Bu örneklerin ortak noktası, güvenlik sorunlarının siyasi meşruiyet, toplumsal rıza ve ekonomik dayanıklılıktan bağımsız gelişmemesidir. Fark ise tehditlerin niteliğinde ortaya çıkıyor: Bazı ülkelerde kriz sokakta ve kamu hizmetleri üzerinden görünür hale gelirken, bazılarında kimlik tartışmaları, istihbarat faaliyetleri veya doğrudan savaş biçimini alıyor.

Fransa ve Arnavutluk

Fransa’da eğitim sistemine yönelik tepkilerle başlayan öğrenci protestolarının hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin memnuniyetsizlikle birleşerek ülke çapında bir toplumsal krize dönüşmesi, dikkatle incelenmesi gereken bir gelişmedir. Reuters’ın 18 Ekim 2026 tarihli haberine göre gösteriler sırasında yüzlerce polis yaralanmış, yaklaşık 1.800 kişi gözaltına alınmış ve bir gösterici hayatını kaybetmiştir. Bu rakamlar, olayın şiddetini ortaya koysa da krizin arkasındaki ekonomik ve sosyal dinamiklerin daha derinlemesine değerlendirilmesini gerektirir.

Arnavutluk’ta ise öğrencilerin öncülük ettiği protestolar; yolsuzluk iddiaları, eğitim maliyetleri, işsizlik ve tartışmalı kıyı geliştirme projeleri etrafında büyümüştür. Başkent Tiran’da güvenlik güçleriyle göstericiler arasında yaşanan çatışmalar, siyasi yönetim ile toplum arasındaki güven sorununun ne kadar hızlı büyüyebileceğini göstermektedir.

Fransa ve Arnavutluk örnekleri, farklı ölçek ve siyasi koşullara rağmen ortak bir eğilime işaret ediyor: Ekonomik baskılar ve kamu yönetimine duyulan güvensizlik, birçok durumda siyasi itirazı güvenlik sorununa dönüştürebiliyor. Fransa’da hayat pahalılığı ve kamu hizmetleri, Arnavutluk’ta ise yolsuzluk, işsizlik ve tartışmalı yatırımlar öne çıkıyor. Dolayısıyla güvenlik güçlerinin karşılaştığı sonuç benzer olsa da krizin siyasi ve ekonomik kaynakları farklılaşıyor.

Burada güvenlik politikaları açısından temel soru şudur: Devlet, sokağa çıkan her vatandaşı bir güvenlik tehdidi olarak mı görecek, yoksa protestoların arkasındaki sosyal ve ekonomik nedenleri de araştıracak mı?

Kamu düzenini korumak devletin görevidir. Şiddet, yağma ve kamuya yönelik saldırılar hukukun sınırları içinde engellenmelidir. Ancak barışçıl protesto ile şiddet eylemini birbirinden ayıramayan bir güvenlik yaklaşımı, kısa vadede sokakları kontrol etse bile uzun vadede toplumsal güveni zedeleyebilir. Güvenlik, yalnızca olay çıktıktan sonra müdahale etmek değil, o olayın neden ortaya çıktığını önceden görebilmektir.

Azerbaycan

Azerbaycan’da okul kıyafetleri ve başörtüsü konusundaki tartışmalar, laik devlet düzeni ile din ve vicdan özgürlüğünün sınırlarının nasıl belirleneceği sorusunu yeniden gündeme taşımıştır. Reuters’ın 13 Ekim tarihli haberinde, okul üniformalarına ilişkin kuralların başörtüsü konusunda protestolara yol açtığı ve Bakü yönetiminin laiklik uygulamalarını savunduğu aktarılmıştır.

Bu mesele yalnızca bir kıyafet düzenlemesi olarak ele alınmamalıdır. Devletin laiklik anlayışı, bireylerin inanç özgürlüğü, eğitim politikaları ve toplumsal barış arasındaki denge önemlidir. Azerbaycan örneği, Fransa ve Arnavutluk’taki ekonomik temelli protestolardan farklı olarak, güvenlik riskinin kimlik ve değerler üzerinden şekillenebileceğini gösteriyor. Ancak ortak nokta benzerdir: Devletin siyasi tercihleri toplumun bir kesimi tarafından dışlayıcı veya adaletsiz algılandığında, düzenleme ekonomik bir maliyet doğurmasa bile siyasi gerilim ve güvenlik baskısı yaratabilir. Eğitim politikası burada yalnızca kültürel değil, aynı zamanda devlet-toplum ilişkisini belirleyen siyasi bir araç haline gelir.

Güvenlik perspektifinden bakıldığında, kimlik ve inanç temelli tartışmaların siyasi kutuplaşmaya dönüşmesi önlenmelidir.

İngiltere ve Almanya

İngiltere’de güvenlik kurumlarının açıklamaları, çağımızın tehditlerinin yalnızca geleneksel askerî saldırılardan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. İngiliz iç istihbarat servisi MI5’in başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de yaptığı açıklamada İran kaynaklı olduğu ileri sürülen tehditlere ve Rusya’nın hibrit faaliyetlerine dikkat çekmiştir. İngiliz makamları, RAF Fairford hava üssü çevresindeki şüpheli bir olayla ilgili İran bağlantısı bulunduğunu ileri sürerken, Tahran bu tür suçlamaları reddetmektedir. Bu iddiaların hukuki ve istihbarî değerlendirmelerle kesinleştirilmesi önemlidir; henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet veya yargı kararı söz konusu değildir.

Burada karşımıza çıkan yeni güvenlik anlayışı; casusluk, siber saldırı, sabotaj, dezenformasyon, kritik altyapılara yönelik tehditler ve devletler adına hareket ettiği ileri sürülen ağları aynı çerçevede değerlendirmeyi gerektiriyor.

Almanya’da eski dış istihbarat kurumu BND’nin eski başkanı August Hanning hakkında gündeme gelen casusluk soruşturması da istihbarat faaliyetlerinin denetimi ve devlet sırlarının korunması konularını öne çıkarmıştır. Soruşturma ve suçlamaların, kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmediği unutulmamalıdır.

İngiltere ve Almanya örnekleri, sokak protestolarından farklı olarak güvenlik krizinin çoğu zaman görünmeyen kurumlar ve ağlar üzerinden geliştiğini gösteriyor. İngiltere’de dış kaynaklı tehdit ve hibrit faaliyet iddiaları öne çıkarken, Almanya’da devlet kurumlarının iç denetimi ve bilgi güvenliği tartışılıyor. Ortak eğilim, güvenliğin artık yalnızca sınırların korunmasıyla değil, devlet kapasitesinin ve kurumsal güvenilirliğin korunmasıyla da ölçüldüğüdür. Bir ülkenin güvenliği yalnızca sınırlarını, askerî üslerini ve hava sahasını korumasıyla ölçülemez. Kurumlarının güvenilirliği, istihbarat kapasitesi, siber savunması ve kritik bilgilerini koruma becerisi de aynı derecede önemlidir.

Ukrayna-Rusya savaşı

Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş, Avrupa güvenlik mimarisinin en önemli sınamalarından biri olmaya devam ediyor. Enerji altyapısına yönelik saldırılar, savunma harcamaları, yaptırımlar ve Avrupa’nın Ukrayna’ya desteği, savaşın yalnızca cephedeki askerî dengelerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Ekim ayında enerji tesislerine yönelik yeni saldırılar da ateşkes ve müzakere girişimlerinin kırılganlığını ortaya koymuştur.

Savaşın ekonomik etkileri, enerji fiyatlarından kamu bütçelerine, savunma sanayisinden gıda ve lojistik maliyetlerine kadar uzanıyor. Savunmaya ayrılan kaynakların artması, diğer kamu harcamaları üzerindeki baskıyı da büyütebiliyor.

Ukrayna-Rusya savaşı, önceki örneklerden farklı olarak güvenlik, siyaset ve ekonominin doğrudan askerî çatışma içinde birleştiği bir tablo sunuyor.

Askerî kazanımlar ile kalıcı güvenlik aynı şey değildir. Bir cephede kazanım sağlamak, karşılıklı güveni, diplomatik çözümü ve ekonomik istikrarı kendiliğinden getirmiyor. Savaşın uzaması yalnızca iki ülkenin değil, Avrupa’nın ve küresel ekonominin de maliyetlerini artırıyor. Bu nedenle diplomasi, caydırıcılık ve savunma kapasitesi birbirinin alternatifi değil; kalıcı bir çözüm arayışının birbirini tamamlayan unsurlarıdır.

Yemen-Suudi Arabistan hattı

Yemen’deki Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki gerilim, bölgesel güvenlik sorunlarının nasıl sınırları aşabildiğini gösteren önemli örneklerden biridir. Yemen’deki iç savaşın bölgesel aktörlerin müdahaleleriyle uluslararası bir güvenlik krizine dönüşmesi; füze ve insansız hava aracı saldırıları, deniz ticaret yollarına yönelik tehditler ve enerji altyapısının güvenliği gibi başlıkları öne çıkarmıştır.

Husilerin saldırıları yalnızca Suudi Arabistan’ın güvenliğini değil, Kızıldeniz ve Aden Körfezi üzerinden yürütülen küresel ticareti de etkileyebilecek niteliktedir. Buna karşılık Suudi Arabistan öncülüğündeki askerî müdahaleler, Yemen’deki insani krizi derinleştirmiş ve çatışmanın siyasi çözümünü zorlaştırmıştır.

Bu tablo, askerî üstünlüğün tek başına istikrar üretmediğini ortaya koyuyor. Yemen’de kalıcı güvenlik için ateşkes, insani yardım, kapsayıcı siyasi müzakere ve bölgesel aktörler arasında güven artırıcı adımların birlikte yürütülmesi gerekmektedir. Aksi halde vekâlet savaşı biçimindeki çatışmalar, yeni silahlı grupların ortaya çıkmasına ve radikalleşmenin güçlenmesine zemin hazırlayabilir.

Pakistan-Hindistan gerilimi

Pakistan ile Hindistan arasındaki gerilim, Güney Asya’da güvenlik dengelerinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. Keşmir sorunu, sınır çatışmaları, terör saldırıları ve karşılıklı askerî açıklamalar, iki nükleer güç arasındaki rekabetin kısa sürede bölgesel bir krize dönüşebileceğini gösteriyor.

Bu gerilimin en tehlikeli yönü, tarafların askerî kapasitesinin yüksek olmasına rağmen siyasi iletişim kanallarının zaman zaman zayıflamasıdır. Nükleer silahların varlığı doğrudan savaşı caydırabilir; ancak yanlış hesaplama, iletişim kazaları veya sınırlı bir saldırının kontrolden çıkması riskini tamamen ortadan kaldırmaz.

Pakistan-Hindistan hattında güvenlik yalnızca sınırların korunmasıyla sağlanamaz. Kriz iletişim mekanizmalarının açık tutulması, karşılıklı güven artırıcı önlemler, terörle mücadelede şeffaflık ve Keşmir meselesinde siyasi diyalog büyük önem taşımaktadır.

Sonuç

Tüm örnekler birlikte değerlendirildiğinde ortak sonuç şudur: Güvenlik krizleri, siyasi meşruiyet ve ekonomik dayanıklılık zayıfladığında derinleşme eğilimi gösteriyor; yalnızca askerî veya polisiye araçlarla yönetildiğinde ise kalıcı çözüm üretmekte zorlanıyor.

Bu tablo, devletlerin aynı anda üç kapasiteyi güçlendirmesi gerektiğini gösteriyor:

Tehditleri önleme kapasitesi (erken uyarı, istihbarat ve siber savunma),

Krizleri yönetme kapasitesi (hukuk çerçevesinde müdahale ve diplomasi),

Toplumun güvenini koruma kapasitesi (ekonomik adalet, şeffaf yönetişim ve siyasi meşruiyet).

Güvenlik politikaları; hukuk, demokrasi, ekonomik adalet, diplomasi ve toplumsal dayanıklılıkla birlikte ele alınmadığında kısa vadeli başarılar sağlasa bile uzun vadeli istikrar üretmekte güçlük çekebilir. Yeni dönemde güçlü devlet, yalnızca daha fazla silaha sahip olan değil; krizleri ortaya çıkmadan görebilen, farklı toplumsal kesimleri dinleyebilen, kurumlarını denetleyebilen ve çatışmaları diplomasi yoluyla sınırlayabilen devlettir.

Dünya, güvenliğin yalnızca sınırların ve toprakların korunması değil; toplumların huzurunun, ekonomilerin dayanıklılığının, kurumların güvenilirliğinin ve uluslararası düzenin birlikte korunması anlamına geldiği bir döneme giriyor. Kalıcı güvenlik, korkuyu büyütmekle değil; adaleti, dayanıklılığı ve diyaloğu güçlendirmekle mümkündür.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiEkonomiJeopolitikRusya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanMustafa Böğürcü
Takip et:
Kamu yönetimi, güvenlik politikaları, hukuk devleti ve toplumsal güvenlik konularında çalışmalar yapıyor. "PARALEL POLİSLER" kitabının yazarı. Uzun yıllar kamu kurumlarında yöneticilik yapmış; kamu düzeni ve kriz yönetimi alanlarında görev almıştır. Yazılarında ve çıktığı televizyon yayınlarında güvenlik ve özgürlük dengesi, güvenlik ve suç araştırmaları, devletin sorumluluğu ve hukukun üstünlüğü konularına odaklanmaktadır.
Önceki Makale KKTC’de “enerjik” vaatler
Sonraki Makale Dijital çağın görünmez yalnızlığı

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Murat Ağırel tutuklandı

Medya Günlüğü
19 Ekim 2026
ManşetSerbest Kürsü

Dijital çağın görünmez yalnızlığı

Yıldırım Aktuğan
19 Ekim 2026
ManşetSerbest Kürsü

KKTC’de “enerjik” vaatler

Alper Eliçin
19 Ekim 2026
GünlükManşet

Öğrencilerin “40 para” isyanı

Medya Günlüğü
19 Ekim 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?