Başlıktaki soru kulağa basit geliyor ama aslında insanın bütün hayatını içine alıyor.
Yarın… Henüz gelmemiş olan o zaman. Ama garip bir şekilde bugünümüzü en çok yöneten şey. Belki de bugünümüzü en çok tüketen şey demeliyim. Fiziksel olarak bugünde olmak ama zihinsel olarak gelecekte, yarında olmak. Tersi de olabilir. Bedensel olarak bugünde ama zihinsel olarak dünde yaşamak. Bir parçalanma değilse nedir bu? Neden beden/zihin bütünlüğümüzü sağlayamıyoruz bir türlü? Neden bir’leyemiyoruz kendimizi? Neden ikiyi bir yapamıyoruz?
Büyük derttir. İnsanlığın en büyük derdi budur belki de. Zira kendinde birliği sağlayamayan insanın hayatla ve varlıkla birlik içinde olabilmesi mümkün değildir. Öyle olduğu içindir ki hep eksiklidir insan. Hep eksiktir.
Mutsuzdur, tatminsizdir, kendinden hoşnut değildir. Derinini bilmediği için, kendi parçalanmışlığının farkına varamaz. Varamadığı için bu mutsuzluğunun nedenini hep dışarıda arar. Arar ve bulur. Kötü insanlar yüzünden mutsuzdur, hükümet yüzünden, sistem yüzünden, trafik yüzünden, çocuğun öğretmeni, işyerindeki biri, müşteri, Instagram’a harika resimler koyan arkadaşıdır suçlu olan. Kadınsa kocası batar gözüne, kocaysa karısı. İkisine birden çocukları batar. Onlar yüzünden hayatlarını askıya almışlardır. Onlar yüzünden dersane, özel okul, iş ve ev cenderesinde dayak üstüne dayak yemektedirler. Bunca fedakarlığın bir ödülü olmalıdır. O çocuk mutlaka sınavı geçmelidir, mutlaka başarılı olmalıdır. Çocuk kendine rağmen başarılı olmalıdır. Çocukluğu kurbandır. Çocuk da.
Oysa kendi de hiç çocuk olmadığı, olamadığı, oldurulmadığı için çocuk olmanın ne demek olduğunu bilmeyen yetişkinlerdendir. O da bir kurbandır ve kurbanlar kendi kurbanlarına hiç acımazlar.
Oysa ne diyordu şair şiirinde…
“Biz küçükken çok büyüktük.
Mesela kollarımızı bir açardık, dünyayı kucaklardık.
Güzeldik biz küçükken.
Biz küçükken bir gülerdik kalbimiz kahkahalar atardı.
Sonra mı? Büyüdük…
Kollarımızı açtığımızda bir kişiyi bile sığdıramayacak hale geldik.
Küçülene kadar büyüdük.
Çok büyüdük yani.
Biz olamadık bir daha.
Sen, ben olduk.”
Asıl soru hâlâ oradadır. Kendini sorup duruyor…
Yarın nasıl biri olarak yaşamalıyız? Yarın da hiçbirinde sana yer olmayan, hiçbiri ‘’sen’’ olmayan, hiçbiri ‘’ben’’ olmayan iki yarım insan olarak mı yaşamaya devam edeceğiz?
Yarım insanlar olarak uyusak bu gece ve bir ağaç olarak uyansak yarına keşke.
Görsel: Pinterest
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
