Türkiye 2026 Kış Olimpiyatları’na 8 sporcu ile katılırken organizasyonu madalya kazanamadan kapattı.
Yaz olimpiyatlarında üç haneli sporcu sayısına yaklaşan bir ülke için bu tablo, kış sporlarının neden gelişemediği sorusunu yeniden gündeme taşıdı:
Coğrafya mı uygun değil, altyapı mı eksik, yoksa mesele bütçe ve strateji tercihi mi?
2026 Milano-Cortina Oyunları’nda Türkiye, kayakla atlamada Fatih Arda İpcioğlu ve Muhammed Ali Bedir, kayaklı koşuda İrem Dursun ve Abdullah Yılmaz, alp disiplininde Ada Hasırcı ile Thomas Kaan Önol Lang, kısa kulvar sürat pateninde ise Furkan Akar ve Denis Örs ile yarıştı. Katılım 8 sporcu ile sınırlı kaldı ve madalya yine gelmedi.
Son dört kış olimpiyatı verileri de benzer bir tabloyu gösteriyor. Türkiye 2010 Vancouver’da 5, 2014 Soçi’de 6, 2018 PyeongChang’de 8, 2022 Pekin’de 7 sporcu ile temsil edildi. Katılım düzenli ancak tek haneli ve sınırlı. Türkiye’nin kış olimpiyatlarında bugüne kadar madalyası bulunmuyor.
Uzmanlara göre sorun tek bir başlıkla açıklanamayacak kadar katmanlı. Ancak tabloya yakından bakıldığında ortak bir noktaya işaret ediliyor: sürdürülebilir spor politikası ve kaynak planlaması eksikliği.
Spor yazarı ve akademisyen Prof. Dr. Cem Çetin, meseleyi yalnızca kış sporlarıyla sınırlı görmüyor. “Öncelikle her şeyden önce biz bir spor ülkesi değiliz” diyen Çetin, yaz olimpiyatlarında dahi birçok branşta sporcu yetiştirilemediğini vurguluyor.
“Atlet yetiştiremeyen bir ülkenin farklı spor dallarında başarılı olma şansı yok” diyen Çetin’e göre temel mesele spor kültürü. “Maalesef bizim ülkemizin spor kültürü yok” sözleriyle, başarının sistemli üretimden değil, dönemsel bireysel çıkışlardan geldiğini savunuyor.
Çetin’e göre sorun yalnızca bireysel değil, kurumsal. Uzun vadeli planlama, performans ölçümü ve hesap verebilirlik mekanizmaları kurulmadıkça kalıcı başarı üretilemiyor.
2011 Erzurum Üniversiteler Arası Kış Oyunları Türkiye için önemli bir yatırım hamlesiydi. Uluslararası standartta kayakla atlama kuleleri, buz salonları ve pistler inşa edildi. Ancak Çetin, bu yatırımların sürdürülebilir bir sporcu üretim sistemine dönüşmediğini savunuyor.
Çetin, Erzurum 2011’e ilişkin değerlendirmesinde “Niçin yaptık? Hedefimiz neydi? Belli değil” diyor. “Aldık, düzenledik, bir işe yaramadı ki” sözleriyle, organizasyonun kalıcı bir sporcu yetiştirme modeline dönüşmediğini savunuyor. Eleştirisini tesislerin açık olup olmaması üzerinden değil, çıktı üretimi üzerinden kuruyor. Çetin’e göre mesele fiziki altyapı değil; bu altyapının elit sporcu havuzunu genişletip genişletmediği ve uluslararası başarı üretip üretmediği.
“Bir plan yapacaksın, program yapacaksın ondan sonra buna kaynak ayıracaksın” sözleriyle strateji eksikliğine dikkat çeken Çetin, tesisleşmenin denetim ve devamlılıkla tamamlanmadığı sürece sonuç üretmeyeceğini belirtiyor.
Çetin’in özellikle vurguladığı bir diğer başlık insan kaynağı. Geniş tabanlı sporcu havuzu oluşturulmadan elit sporcu yetiştirmenin mümkün olmadığını savunuyor.
Kayaklı koşu gibi branşların Anadolu’nun doğal koşullarıyla uyumlu olduğunu ancak atletizm altyapısının zayıflığının kış sporlarına da yansıdığını ifade ediyor. Çetin’e göre spor kültürü küçük yaşta başlamadıkça, tesis yatırımı tek başına başarı getirmiyor.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
